Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hata açmazı

<B>HÜRRİYET</B> Gazetesi’nde 1983 yılında, ekonomik haberler yayın danışmanı olarak çalışmaya başladım. Beni göreve çağıran <B>Arda Gedik</B>, gazetede <B>Erol Simavi</B>’den sonra gelen isimdi.

Daha önce bu postta Nezih Demirkent oturuyormuş. Çetin Emeç de genel yayın yönetmeniydi. Gazetelerde kimin unvanı ne olursa olsun, genel yayın yönetmenleri kraldır. Benim de dahil olduğum danışmanlar heyetine ‘ihtisas komitesi’ deniyordu. İhtisas komitesi üyelerinin işi, yazılanları eleştirmek olduğu için, kendilerinin yazı yazması yasaktı. Buna rağmen ‘Sosyalist Blokla Dış Ticaret Nasıl Arttırılır’ başlıklı yazım gazetede yayımlanmıştı.Çetin Bey’in başkanı olduğu ‘Yayın Kurulu’ ile bizim komite, belli aralıklarla Arda Bey’in başkanlığında ortak toplantı yapar, gazetede çıkan haber ve yorumların kalitesini tartışırdı. Gergin geçen bir toplantıda Çetin Bey, ‘Ege Bey’in yazı yazmasını istiyorum’ deyince kural değişti ve bir anda ben de ‘beyaz gazeteciler’ kastına terfi ettim. Sonraki yıllarda Erol Simavi’nin teşvikiyle gazeteciliğe daha fazla ısındım. 22 yıldır yazıp duruyorum.

* * *

Seksenli yıllarda kendimi, ekonomi değil ‘enflasyon yazarı’ olarak adlandırmıştım. Çünkü neredeyse, yazdığım iki yazıdan biri, enflasyon üzerineydi. Sürekli olarak, enflasyonun nedenleri ve nasıl ortadan kaldırılacağını işliyordum. Enflasyonun sebep olduğu ‘kaynak tahsisi çarpıklıkları’ ve ‘servet ve gelir dağılımı bozulmalarını’ dile getirerek, ne pahasına olursa olsun bu beladan kurtulmadan, ekonomide diğer konulara geçilemeyeceğini aklımın erdiği, dilimin döndüğü kadar anlatıyordum. 1970-1980 yılları arasında hem Türkiye’de hem de dünyada ‘enflasyon salgını’ vardı. O kadar ki, zaman zaman ABD ve Avrupa’da bile yüzde 10’ların üstünde enflasyon hızlarına rastlanıyordu. Latin Amerika ülkeleri, zaten bu derdin müptelasıydı. Brezilya ‘enflasyonla mücade edemiyorsan, onunla birlikte yaşamasını öğren’ diye bir teori geliştirmişti. Bizi en fazla şaşırtan, para işlerinin ustası Yahudi’lerin ülkesi İsrail’deki enflasyon patlaması olmuştu. Enflasyon üzerine okuduğum en çarpıcı makalelerden biri, enflasyonun bir kez başladıktan sonra, onu yaratan dışsal etmenler devreden çıksa bile, olayın kendi kendini yaratarak nasıl sürüp gittiğini anlatıyordu.

* * *

Enflasyonun sürüp gitmesinin ana sebebi, ‘endeksleme’dir. Eğer bir ekonomide mesela ‘ücretler’ (yani gelirler) enflasyona göre ayarlanırsa, orada enflasyon durmaz. Hakeza, bir ülkede döviz fiyatları ve/veya faizler enflasyona endekslenirse enflasyon bitmez. Türkiye, 1980’e kadar ‘ücret-fiyat’ sarmalı (wage price spiral) ile enflasyonu yaşattı ve yeşertti. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, ‘mecburi tahkim’le bu sarmal kırıldı ve enflasyon yüzde 100’lerden yüzde 25’lere geriledi. Ancak bu sefer onun yerini ‘faiz-döviz-fiyat’ sarmalı aldı. Enflasyonla mücadelede kırılması gereken yeni sarmal buydu. Bu maksatla ‘faizi sal, dövizi tut’ diye Osmanlı’dan beri çok sevilen bir yöntem devreye girdi. Bu politkayla hamdolsun iki kriz (94/95 ile 00/01) çıkardık. Kamu borçlarını da dörde katladık.

* * *

Son yıllarda bu politikanın ölümüne uygulandığını gözlemliyoruz. O kadar ki, yüksek faizle bastırılan döviz fiyatlarının geldiği seviye, bastıranları bile düşündürmeye başladı. Şunu bilmek gerekir ki; hatasız politika kararı olmaz. Her karar aslında bir tercihtir. Tamam; Türkiye’de fiyatlar genel düzeyi, dövize endekslenmiştir. Döviz fiyatlarını frenlemeden, enflasyonu düşürmek imkánsızdır. Doğru, ama nereye kadar? Döviz fiyatlarını tekrar fırlatacak enerjiyi, başka yerlerde mesela ‘kamu bütçesi’nde ve ‘ödemeler denge’sinde kırılmaya sebep olmamak koşuluyla, sonuna kadar.

Son Söz: Dövizle inen, dövizle çıkar.
X