Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gülçin yazıyor

Gülçin TELCİ

Yalandan kim ölmüş ki?

Bugünlerde kime inanacağımı iyice şaşırdım. Bir yanda Tamraz, bir yanda CIA, bir yanda Özer Çiller.

Tamraz medya kuruluşlarını dolaşarak ‘‘Ben Özer Çiller'le hiç karşılaşmadım’’ turları yapıyor. (Bakalım o da Kanal 7'nin kanatları altına ne zaman girecek?)

Amerika'daki Türk gazeteciler ise işleri güçleri yokmuş gibi yeni yeni bilgilerle Tamraz'ın Özer Bey'le görüştüğünü ve hatta rüşvet verdiğini yazmaya devam ediyorlar.

Özer Bey'e gelince o da geçtiğimiz akşam çıktığı televizyon kanalında (Tabii ki karı-koca Çillerler, birileri gibi memlekette sanki başka televizyon kanalı yokmuş gibi Kanal 7'de. Ve tabii ki söyleşiyi yapan da Refah'ın milletvekili aday adayı Nazlı Ilıcak). Özer Bey, Kanal 7'de ne kadar masum olduğunu uzun uzun anlattı. Ben vallahi küçük dilimi yuttum. Ve ‘‘Elim kırılsaydı da kendisiyle ilgili şeyleri yazmasaydım’’ dedim. Ay! Aklıma hemen kolumun kırılışı geldi. Ve ilahi adaletin tecelisini bir kez daha anladım.

Ben başıma gelenlerden sonra Tamraz'a ve Özer Bey'e inanmaya karar verdim. Elin Amerikalı CIA ajanına veya onun tutuğu avukata inanacak değilim ya. Hele Amerikalı meslektaşlarıma inanmamı hiç beklemiyorsunuzdur. Amerika'daki Türk meslektaşlarıma gelince, ‘‘Onlar da artık nasıl olsa yozlaşmışlardır’’ diye düşünmeye başladım.

TAMRAZ'A İNANIYORUM

Bir kere Tamraz çok başarılı biri.

Gürcistan'da yakalanıyor, delil yetmezliğinden kefaletle salınıyor. Lübnan'da banka batırıyor, 200 milyon dolarla yola düşüyor, Interpol tarafından aranıyor, ama ne gam, onun rahatı yerinde. O, o sıralarda ya bizim ‘‘bayan başbakanın’’ konutunda, ya bayanın yakın dostu Clinton'la sabah kahvaltısında.

Tamraz, kardeşi ile birlikte Çillerler'le Paris'te görüştüğünü inkar ediyor. ‘‘Kardeşimin işleri benden ayrı’’ diyor, ama kardeşinin petrol şirketi olduğunu unutuyor. İlahi adalet sayesinde, Tamraz'ın tam o tarihlerde Paris'te de bir bankayı dolandırdığı ortaya çıkıyor...

‘‘Erol User'le Harvard'dan arkadaşız’’ diyor. Tabii zavallı Tamraz, Türk gazetelerini okumadığı için Erol User hakkında bu konuda çıkan yazılardan haberi yok. Daha önce birlikte karar verdikleri ‘‘Okul arkadaşıyız’’ palavrasını yutmayan gazeteciler Erol User'in Harvard'la hiç bir ilgisinin olmadığını ortaya çıkardılar. Erol User bu gelişmeleri Tamraz'a söylemeyince Tamraz eski bildik hikayeyi anlatıverdi.

İKİ ESKİ DOST

Erol User'e gelince. Kendisini MHP'ye takdim eden MHP İstanbul eski İl Başkanı Osman Ceylan'la beraber bir bankayı dolandırmaktan yakalandı. Sonra o da ikinci kez düştüğü hapishanede şişlendi. 24 saat sonrada gene serbest bırakıldı.

İki eski dostun ortak kaderi ne kadar çok birbirine benziyor.

Tamraz iki Türk gazeteci Mine G ve Belkıs ile kardeşi George'un gerçekleştirdiği sohbeti hiç dikkate almıyor, ama Allahtan iki Türk hanım gazeteciyi izleyen bir üçüncü sürpriz gazeteci de var. Yalandan kim ölmüş ki? Bunu en iyi hala dimdik ayakta duran Tamraz biliyor. Bilmekle kalmıyor, birilerini de tesiri altında bırakıyor.

Kanundaki imza

RADİKAL Gazetesi'nin Amerika Muhabiri Aslı Aydınbaş üşenmemiş Tamraz'ın Özer Çiller'e rüşvet verdiğini ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Sheile Heslin'e söyleyen ‘‘Bob’’ kod adlı CIA casusunun avukatını bulmuş. Onunla konuşmuş. Victoria Tonsing isimli avukat ‘‘Tamraz, müvekillim Bob'a Özer Çiller'e rüşvet verdiğini söylemiş’’ demiş. Bak şimdi bu avukatın yediği naneye... Olacak iş mi? Böyle laf edilir mi? Tek kelime ile iftira. Bizim City'li Özer'in ismi bir de mal varlığının yarısının bulunduğu Amerika'da da gündemde. Oysa zavallı adam 25 metrekarelilk bir alanda yıllarca kimselerle konuşmadan bilgisayarının başında vizyon geliştiriyor. Kitap yazıyor. Kitabının içindeki makaleler Türk Dil Kurumu tarafından Türkçe edebiyat kitaplarına alınıyor.

Geçen gece televizyonda kendi de itiraf etti. Benim gibi ‘‘kötü kalpli’’ yazarlar yayınladığı kitapların Boscaglia'dan 'çalıntı' olduğunu yazmışlar utanmadan. Tabii ki Özer Bey kitaplarını yazdıktan sonra Boscaglia'yı okumuş ve kendi de fikirlerin benzerliğinden dolayı hayretler içinde kalmış. Ben bu konuda Özer Bey'in itirafından önce bir yazımda Boscaglia'nın intialci olduğunu anlar anlamaz kütüphanemdeki tüm eserlerini çöpe attığımı itiraf etmiştim. Özer Bey'i dinlerken kendi kendimi ileri görüşlülüğümden dolayı tebrik etmeden de duramadım.

Özer Bey'in televizyondaki konuşmasında eşine çok güzel methiyeler de var. Örneğin Tansu Hanım'ın Başbakanlığı sırasında kendi dezavantajı olmasına rağmen yeni alınan gayrimenkuller için Gelir Vergisi matrahına esas teşkil eden süreyi bir yıldan dört yıla çıkardığını da bu söyleşi sırasında öğrenip aydınlandık. Özer Bey'in servetini Land Devoloping'den elde ettiğini izah ettikten sonra yaptığı, ‘‘Tansu Hanım Başbakan olmadan önce sözgelimi 1'e aldığımı 10'a satıp bir sene içinde 9 kat kâr elde etsen bundan vergi vermiyordun. Çiller, 1 yılı 4 yıla çıkardı. Bizim servetimizin kaynağı arazinin değer artışı. Buna rağmen Çiller Başbakan oluyor ve araziden rant sağlayanların aleyhine karar alıyor. İşte dürüstlük’’ açıklaması ilgimi çekti. Biraz araştırayım. Geç de olsa vergilerle ilgili bilgim artsın istedim. Ay!... Ne göreyim, Özer Bey'in anlattığı kanunun altındaki imza Süleyman Demirel'in.

Bu durumda hemen bir sürçü lisan olduğuna karar verdim. Koskoca bir Bayan Başbakan'a eşlik etmiş bir zatta yalancı diyeceğimi beklemiyorsunuzdur herhalde. Ben çok iyi niyetli biri olarak onun bu konuda sürçü lisan ettiğine inanıyorum. Anlattığı Kanun, Demirel'in Başbakanlık yıllarına rastlıyor. Zahmet eder beni okursa, o Kanun'u bulur ve bugünlerde kendisiyle ilgili çıkan yazılara açıklama yollayan Özer Bey belki bu konudaki yanlışını, pardon sürçü lisanını, bir açıklama ile düzeltir. Özer Bey'i yormamak için gerekçeli kararın tarihini ve Resmi Gazete'de yayınlanışını yazıyorum...

3824 sayılı Kanun 25 Haziran 1992 tarihinde çıkarılmış. 11 Temmuz 1992 tarihinde 21281 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış.

Babası ile kızı arasında belki Özer Bey'in dünyasında bir ayırımı yoktur. Ne de olsa onunda ‘‘baba’’sı sayılır. Babaları da böyle küçük hatalara göz yumar. Ama o zamanlar Erdal İnönü Başbakan yardımcısıydı. Bence en büyük ayıbı ona yaptı. Erdal Bey'in kırılan kalbini bir an önce tamir etse iyi olur...

X