Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gülçin yazıyor

Gülçin TELCİ

Tophane-i Amire sosyetenin emrinde

Tophane'deki birkaç yüzyıllık Tophane-i Amire binası, birkaç ay öncesine kadar askerlere aitti. Askeri Müze'nin deposu olarak kullanılıyordu. Sonra restore edildi, el değiştirdi ‘‘Tophane-i Amire Sanat ve Kültür Merkezi’’ adını aldı ve Mimar Sinan Üniversitesi'ne verildi.

Sonra, Üniversite'nin Yönetim Kurulu binanın kültürel amaçlı toplantılar için kullanılabilmesini kararlaştırdı ve bu iş için bir de ücret tarifesi belirledi. Binada üniversitenin onayıyla her türlü etkinlik yapılabilecek ve 8 bin ile 160 bin dolar karşılığında bir günden 30 güne kadar kiralanabilecekti. Bu kararla birlikte bina kullanıma açıldı, hatta Monik Benbaneste her yıl verdiği davetlerden birini birkaç ay önce burada verdi ve Tophane'de bin küsur kişiyi ağırladı.

Buraya kadar herşey iyi ve güzeldi. Hem İstanbul hoş atmesfere sahip bir tarihi mekána kavuşmuş oluyor, hem de üniversiteye gelir sağlanıyordu. Ama Mimar Sinan Üniversitesi birdenbire bina hakkında garip kararlar almaya başlayıverdi.

TIP KONGRESİ

20 Haziran'da İstanbul'da uluslararası düzeyde çok önemli bir tıp kongresi toplanacaktı:

Başkanlığını Türkiye'nin önge gelen belkemiği hocalarından olan Prof. Azmi Hamzaoğlu'nun yaptığı Uluslararası Omurga Cerrahisi Kongresi.

Dünyanın en büyük tıp otoriteleri İstanbul'da biraraya gelecek ve dört gün boyunca tıptaki son gelişmeleri ele alacaklardı. Kongrenin organizatörleri toplantıya katılacak olan yabancı bilim adamlarını eski İstanbul atmosferini hissettiren bir mekánda ağırlamak istedi ve Mimar Sinan Üniversitesi'nden Tophane binasını 20 Haziran akşamı üç saatliğine kiralamayı talep etti. Talebini resmen, yazılı olarak yaptı ve binanın o tarihte tahsisini rica ederken ne kadar para ödemeleri gerektiğini de sordu.

UYGUN GÖRÜLMEDİ

Üniversite'nin cevabı bir ay sonra geldi ve kongre düzenleyicilerini bir hayli şaşırttı. Cevap Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Özer'in imzasını taşıyor ve ‘‘talebiniz uygun görülmemiştir’’ deniyordu. Üniversite Yönetim Kurulu'nun Tophane binasını uluslararası düzeydeki bilimsel toplantı için tahsis edemeyeceği söyleniyor, ama hiçbir gerekçe gösterilmiyordu. Sosyetenin yıllık davetlerine mekán sağlayan üniversitenin aynı mekánı bir bilimsel toplantıdan kaçırmasının nedenini kimseler anlayamadı. Ortada ya üniversiteler arasında yaşanan bir rekabet vardı veya Mimar Sinan'daki hocalar böyle bir binaya sahip oluvermenin şaşkınlığı içinde mekánı ne yapacaklarını bilemez hale gelmişlerdi.

Ben, bu karardan Tophane-i Amire binasının bilimsel toplantılara kapalı ama her türlü davete ve eğlenceye açık olduğu sonucunu çıkartıyorum. Dolayısıyla kalabalık bir düğün, nişan, sünnet, doğum günü, konken, briç partisi vermek isteyenleri haberdar etmek istiyorum:

Mimar Sinan Üniversitesi'nin sahibi olduğu birkaç yüzyıllık Tophane binası bilimsel kimlik taşımaması şartıyla her türlü davetler için emrinizdedir ve rektörlüğe bir dilekçe káfidir.

Başyazar-Başyazarkasa

YENİ vergi yasasının uzantısı olarak çıkan uygulama tebliği gereği biliyorsunuz yazarlar, şairler başta olmak üzere birçok sanatçıya, telif gelirleri yüzünden defter tutma zorunluluğu getirildi.

Artık yıllık telif geliri 7 milyar lirayı aşan bütün sanatçılar, defter tutacak, gider makbuzu kesecek, sonra beyanname verip, gelir vergisi ödeyecek.

Oysa, eski uygulamada yine makbuz kesiliyor ve yüzde 11 stopaj deniyordu.

Birçok köşe yazarı bu konudaki eleştirilerini dile getirdi. Kimse vergi ödemeye itiraz etmiyor. Herkesi rahatsız eden, işin bürokratik yanı.

Geçen gün gazetemiz yazarları aralarında bu konuyu konuşurken, ilginç bir deyim ortaya çıktı:

- Yazarlar artık, ‘yazarkasa’ oldu...

Yani, gönder yazıyı, makbuzunu kes, paranı al...

Peki gazete başyazarlarının bu yeni düzende titri ne olabilir dersiniz?

Tabii ki ‘Başyazarkasa’...

Siyasi deterjanlığın bedeli

TBMM Milletvekili albümünü tarıyorum...

Yirmi dönemdir kimler gelmiş, kimler geçmiş...

Birçoğu hafızalarımızdan silinmiş. Ama silinmeyenler de var.

Bir sayfayı çeviriyorum, Naci Terzi ile karşılaşıyorum.

Hani şu ünlü detarjan reklamını yapan kişi...

Bu da nereden çıktı demeyin. Hemen deterjan reklamlarını hafızanızda canlandırıp artist aramaya kalkmayın.

Beyefendi siyasi deterjandı...

Hani, Tansu Çiller'in Mal Varlığı Araştırma Komisyonu Başkanı olan Fazilet Partisi Erzincan Milletvekili olan güler yüzlü zat...

Ne var bunda demeyin.

Partisi Çiller hakkında araştırma önergesi vermiş koalisyon ortaklığına girince de Naci Bey'e temizleme görevi düşmüştü.

Sonunda, da Naci beyin adı, ‘‘Refahmatik’’e çıkmıştı.

Şimdi Naci beye ne oldu biliyor musunuz? Partisi kendisini liste dışı bıraktı.

Nasıl mı?

Önce Erzincan'da seçilmesi zor görülen ikinci sıradan aday gösterildi. Sonra da Erzincan'ın MHP'li Belediye Başkanı Talip Kaban, ‘‘Hadi ben FP'ye geliyorum’’ deyince bu sırasından da oldu.

Yerine Kaban yerleştirildi.

Refahmatik lakabıyla hatırlarda kalacak olan Naci Terzi de siyaset sahnesinden bu dönem temizlendi.

Terzi'nin bu olayı da gösteriyor ki doğanın kanunu hep aynı yönde işliyor...

Ha çamaşır deterjanı olmuşsunuz, ha siyasi deterjan.

İkisinin de akıbeti aynı: Atık...



X