Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Geçmiş zaman Suriye olur ki

14 Haziran 1937.

Meclis Türkiye ile Fransa arasında Cenevre’de imzalanan bir anlaşmayı onaylamak için toplanıyor. Anlaşmanın özü şu:
Hatay’ın bağımsızlığına kavuşması, Suriye ve Lübnan’ın bağımsızlığına kavuşması, Türkiye ile Suriye arasında sınırın belirlenmesi.
Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras Fransa ile anlaşma sürecini anlatıyor, dış dünyanın Türkiye’ye verdiği desteği övüyor. Kürsüye daha sonra Manisa milletvekili Hikmet Bayur geliyor:
“Evvelce anlaşmalar Osmanlı İmparatorluğu aleyhine ihlal edilirdi, son zamanlarda Türkiye lehine düzeltilmektedir”.
Bugün de, dünya bizim gözümüze bakıyor. Demek, dünya 75 yıldır bizim gözümüze bakıyor, bu gerçek hiç değişmiyor.
Diyarbakır milletvekili Zeki Mesud Alsan aynı tonda:
“Atatürk’ün ve İsmet İnönü hükümetinin ele aldığı hiç bir dava yoktur ki, şerefle ve zaferle halledilmesin, bütün dünya bunu anlamıştır”.
Bugün gibi. Onlar bizi anladıkça, biz çuvallıyoruz. Yoo, bu kötü niyet. Alsan sözü Suriye’ye getiriyor.
“Suriye günün birinde kendi damarlarında bir çok Türk kanının bulunduğunu bilecek, Türkiye ile samimi kardeşlik içinde yaşamaya mecbur olduğunu takdir edecektir. Artık Hatay’ı bizim benimsememizle en tabii görevimizi yerine getiriş olduğumuzu onlar da takdir edecektir. Suriye, Mısır, Filistin, Irak ve diğer komşu Müslüman milletler, bize çok yakın olduğunu idrak ettikleri gün geleceklerinden emin olmalıdırlar”.
75 yıl önce atılan kardeşlik tohumları iki kez darbe alıyor. Biri Öcalan’ın Şam’da barındığı dönem, ikincisi de, Davutoğlu’nun dış politika armağanı.
Daha sonra İzmir Milletvekili Benal Arman o günlerin havasını yansıtıyor:
“Biz ne mutlu insanız ki, büyük Türk Tarihinin altın sayfalarının yazıldığı günleri yaşıyoruz”.
75 yıldır altın sayfa yazıyoruz, 75 yıldır siz, biz, hepimiz mutluluktan uçuyoruz.

İLANI AŞK

Afyon Milletvekili Berç Türker’in Meclis’te söylediklerini okuyunca, acaba Ahmet Davutoğlu’nu mu dinliyorum diyerek, bir an duruyorum:
“Türkiye Cumhuriyeti beynelmilel sahada yüksek mevki kazanmıştır. Eskiden bize önem vermeyen devletler, bugün bize ilanı aşk ediyorlar. Ancak, her kim ki, Türk yurttaşlarımızın malına, mülküne, hayatına kastederse, on sekiz milyon Türkü karşısında bulacaktır”.
75 yıl önce on sekiz milyon, bugün 75 milyon Türk tek vücut. Hamaset aynı. Oturumun sonunda Hatay’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı bağımsızlığına kavuşturan anlaşma onaylanıyor. Suriye sınırı çiziliyor.
Kürsüde öyle ama, Suriye’deki hava pek öyle değil. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, “Suriye’nin bizimle iyi komşuluk çıkarını er geç takdir etmeye varışı”, Şam’ın Türkiye’ye duyduğu kuşkuyu vurguluyor.
Dış politika Türkiye’de hep iç politika malzemesi. Son beş yıldır bu malzeme dorukta. Her dış politika nutku aslında iç politika nutku.

AKP’nin yeni ortakları

UZUN bir çekişme sonrasında, ordu ile AKP arasında sular duruluyor. Eski Genelkurmay Başkanı, eski kuvvet komutanları, general ve amiraller hapiste, fark etmiyor, bugünkü ordu yönetimi ile iktidar uyum halinde.
Bir dönemin ülkücü katilleri birer birer hapisten çıkıyor. Zor anlarında AKP’nin imdadına yetişen MHP şimdi yine AKP ile kol kola. AKP eski ülkücü katilleri affediyor, MHP masa altından AKP’ye koltuk çıkıyor.
Has Parti ile bilcümle muhafazakar kesime işaret fişeği çakan AKP, sağı kendi çevresinde toplama harekatını yoğunlaştırıyor.
2002’de AB şarkıları söyleyen, demokrasi nutukları atan AKP son seçimden sonra devlet partisine dönüşüyor. Kürtlerden, liberallerden, bir bölüm aydınlardan oluşan o koalisyon bozuluyor, yerini ordu + muhafazakarlar + MHP’den oluşan yeni koalisyon alıyor.
Bütün amaç, 2014’te cumhurbaşkanlığı seçiminde sağda tek bir oyun bile başka yöne kaçmasını önlemek. Bir gün aniden Fethullah Gülen’e gel çağrısı bu projenin bir parçası.
Kürtleri, Alevileri, liberal ve aydınları AKP marjinal görüyor, bu saatten sonra onları bir daha kazanamayacağını biliyor.
Bırakın merkez medyayı, kendisini artık desteklemeyen, kendi zihniyetindeki yazar çizer takımını bile gözden çıkartan AKP, yeni koalisyonunda çatlak ses duymak istemiyor. O tarafın medyasını önce nasihatla, olmazsa bilinen mali öcülerle hizaya getiriyor.

Bir şeyler saklanıyor

GÜNLERCE “Suriye düşürdü”, sahilden mi, gemiden mi, füzeyle mi, uçaksavarla mı diye tartışılırken, bir anda kendi söylediklerini yutan bir iktidar düşünmek zor.
Hiçbir resmi açıklama doğru değil ya da birbiriyle çelişiyor. Bunu “AKP krizi kötü yönetiyor” diyerek yorumlamak yanlış. Olamaz böyle bir şey. Hiçbir ülke bize elindeki malzemeyi vermiyor, açıklaması bile yalanlanıyor. Amerika vermiş işte.
Ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak, uçak faciasında bizden saklanan farklı bir olay var. Hükümet Suriye bağlantılı, amacını henüz çözemediğimiz bir atağa kalkıyor, sonra elinde patlıyor. Günün birinde Amerikan basınından öğreniriz.

X