Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fenomen dizi yapma sanatı

Bir-iki gün önce Kanal D Genel Yayın Yönetmeni İrfan Şahin’le hem röportaj hem de uzun uzun sohbet etme fırsatı buldum.

Sohbete “Yorucu bir sezonu geride bıraktınız. Tatile ne zaman çıkıyorsunuz” açılışıyla başladım ve İrfan Bey’in “Tatil yapmam, benim en uzun tatilim üç gündür. En çok da pazar günü canım sıkılır. Pazar gününün bitmesini dört gözle beklerim” sözleriyle afalladım.
Yok, İrfan Bey, tahmin ettiğiniz gibi hayatı sadece işten ibaret bir işkolik değil. İşini bir hobi gibi zevk alarak yaşamına yaymış biri. Detaylarını röportajda okursunuz.
Benim asıl değinmek istediğim konu İrfan Şahin’in görevde olduğu dönemde bütün dizilerde başarıyı yakalaması, “Binbir Gece”, “Aşk-ı Memnu” ve “Yaprak Dökümü”nün fenomene dönüşmesinin sırrı.
İrfan Bey, kanalında özel bir ekip kurmuş. Bu ekip dünyada ve Türkiye’deki bütün kamuoyu araştırmalarını toplamakla kalmıyor, ayrıca kendileri özel anketler düzenliyormuş. Amaç toplumsal trendleri çok yakından takip etmek ve halkın nabzını daha iyi tutmak. Tamam, bu yöntem yeni değil ama bir televizyon kanalının her hafta, haftalık toplantısına bir kamuoyu araştırmasıyla başlaması bayağı etkileyici.
Bir diğer ilginç örnek ise dizilere dair internetteki forumlarda ve ekşisözlük’te yazılan yorumların takip edilip senaryoda sürekli değişikliklerin yapılıp izleyicilerin ters köşeye yatırılması.
“Lost”un senaristleri de aynı yöntemi uyguluyor hatırlatırım.
Tüm dizilerin tutmasındaki bir diğer etken ise hepsinin bir-bir buçuk yıl gibi büyük bir hazırlık sürecinden geçmeleri. Örneğin eylülde ekrana gelecek olan “Hanımın Çiftliği” dizisinin yönetmeni bir yıl önceden belliymiş, 12 bölümlük senaryo her şeyi ile bitmiş, hazır bir şekilde bekliyormuş.
Dizi sektöründen olanlar bilir genelde başrol oyuncularına büyük paralar verilir, senaryo yazarları ve set ekibi çok az ücretlerle çalıştırırlar. İrfan Bey, bu noktada da reform yapmış. Başrol oyuncuları, projelerin uzun soluklu olacağına ikna edilip, akla mantığa uygun ücretlerde çalışmaları sağlanıyormuş. Böylece senaryo yazarları ve set işçilerine daha fazla kaynak ayrılıyormuş. “İyi bir dizinin ortaya çıkması için setteki çaycı da mutlu olmalı” diyor İrfan Bey.
Bu örnekler sadece dizilerle ilgiliydi. Küresel ekonomik krizin etkili olduğu bir ortamda Kanal D’nin kar eden iki-üç kanaldan biri olması, rakipleriyle arasındaki farkı daha da açması ve bence İrfan Bey’in asıl büyük başarısı, Türk dizilerine yabancı ülkelerin kapılarını açan “Gümüş” ile ilgili ilginç detaylar ise yakında Kelebek’te.

İşte Ajda’nın gençlik sırrı

“Parlak, nikelajlı parfin kazanı elektrikle kaynıyor, vücuduna sürülecek banyoyu hazırlıyordu. Banyo önemliydi. 70-80 derece sıcaklıkta eriyordu parafin. Memleketimizde ilk defa böylesi tatbik ediliyordu. Vücudunun belli yerlerine fırçayla sürülüyordu. Önceleri çıplak deriye sürülen parafin onu ürpertti, ‘Ay, yandım’ dedi. Sonra, ‘Alıştım, sürmeye devam’ dedi... Bir güzellik enstitüsündeydik. Doktoru ve hemşiresi, şöhretli artisti bambaşka bir Ajda Pekkan şekline getirmek için çalışıyordu.”
Ses dergisinin 5 Aralık 1964 tarihli sayısında muhabir Feza Kürkçüoğlu, sanki olayı yaşarcasına, şiirsel bir dilde haberini toparlamış. NTV Tarih dergisi editörlerine bravo. Biz geçtiğimiz haftalarda Ajda Pekkan’ın sütun gibi bacaklarına bakıp “Vay be yıllara meydan okuyor hâlâ” diyorduk. Onlar yıllar öncesine dönüp derginin bu ayki sayısında süper starın var oluş nedeninin özetini çıkarmışlar. Ünlü şarkıcı daha o zamanlardan genç kalmaya takıntılıymış.
Bu arada süper starın boynunda dolaşan bildiğimiz boya fırçası galiba.

MJ cehennemde yanacak

Michael Jackson’ın ölümüyle ilgili geçmişe dönüp, ‘80’li yıllar ne güzeldi’ tadında yazmayan köşe yazarı kalmadı galiba. Tamam, MJ=80’li yıllar ama ne bileyim her yazardan aynı tatta yazı okumak iyi durmuyor. Vallahi benim içim rahat. Rahmetlinin ölümü yazı günüme denk geldi, cumartesi günü çıktı yazım, sıcağı sıcağına.
Asıl ilginç olan ise tekrarcı yazarların arasında MJ’ye nefret kusanların da olması. Adamı sevmeyebilirsin ama ne gerek var hakaret etmeye.
Mesela şu satırlar gönül insanı, sevgi kelebeği İclal Aydın’a ait: “50 yaşında, paçavraya dönmüş bir çocuk olarak, borç içinde öldü Michael Jackson...”. “Zenci bir erkek olarak dünyaya geldi ama beyaz bir kadın olarak ölecek diyorlardı... Düşmüş ve tanımlanamaz bir yaratıktı artık...”
Durun bitmedi, daha beteri var.
Nihal Bengisu Karaca, MJ’ın cehennemde yanacağını ilan etmiş: “Bu tarafta beraat etti, çünkü bu tarafı toptan hipnotize etti. Ama öte tarafta böyle bir şansı olduğunu sanmıyorum, zebani dediğin sonuçta, her türden artizliğe bağışıklık kazanmış bir görevli...”

X