Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Faiz lobisi mi kur lobisi mi?

Türkiye sadece siyasette değil ekonomide de ikiye bölünmüş durumda. <br><br>Tıpkı ‘laik-İslamcı’ tartışması gibi, iş dünyasını tam orta yerinden bölen bir kamplaşma var.

Bir kesim karşı tarafı ‘kur lobisi’ olarak suçluyor, diğeri ise ‘faiz lobisi.’

İlk bakışta kamplaşma finans kesimi ile reel sektör arasında gözüküyor.

Faiz lobisini ‘bankacılar’, kur lobisini ise ‘ihracatçılar’ temsil ediyor.

İhracatçılar faizleri düşürmekte isteksiz davranan Merkez Bankası’na faiz lobisinin adamı muamelesi çekiyor, finans kesimi ise sürekli kur eleştirisi ile gündeme gelen Türkiye İhracatçılar Meclisi’ni kur üzerinden kolay para kazanmakla suçluyor.

Ortalık toz duman.

Rejim tartışması sadece siyasette yaşanmıyor.

Ak Parti iktidarının ikinci döneminde ‘kur rejimi’ tartışması gizliden gizliye ekonominin en öncelikli gündem maddesi olma yolunda ilerliyor.

‘Anayasa, YÖK, türban’ gibi tartışmalı konularda taraflar siyasi kılıçlarını çekerken, ‘yüksek reel faiz, aşırı değerli YTL, düşük kur, düşük enflasyon’ denkleminde ekonomik kılıçlar çekiliyor.

Gözler 16 Ekim’de faizleri indirmek için toplanacak Para Politikası Kurulu’nda.

Merkez Bankası’nın alacağı faiz indirme kararı ya bu kavgayı daha da derinleştirecek, ya da bir süreliğine erteleyecek.

Konuştuğum tüm bankacılar ‘faiz indir’ baskısı altında bunalan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’a bu zor zamanda sahip çıkmak gerektiğini söylüyor.

TİM Başkanı Oğuz Satıcı ise ‘Yılmaz faizi indirmemek için istifa edecekse, yolu açık olsun’ diyor: ‘16 Ekim’deki Para Politikası Kurulu’ndan ciddi bir indirim kararı çıkmazsa ‘Merkez Bankası önünde çadır kurma eylemine bile girişebiliriz.’

Dedim ya Türkiye sadece siyasette değil ekonomide de ikiye bölünmüş durumda.

Peki ama bu bölünme-kamplaşma ne kadar sahici?

Siyasetteki kadar.

Ne bir fazla ne bir eksik!

Bir kere Türkiye’de siyaseti kategorik bir biçimde ‘laik-antilaik düzleminde bölmek ne kadar zorsa, iş dünyasını ‘kur ve faiz lobisi’ diye ikiye bölmek de o kadar zor.

Elbette Türk siyasetinde laiklik üzerinden yürütülen çok ciddi bir tartışma var.

Fakat bu sorun laik CHP-antilaik AKP düzlemine indirgenemeyecek kadar karmaşık.

Aksi halde Ak Partinin aldığı %47’lik oyu antilaikler cephesine yazmamız gerekir ki bu çok vahim bir hata olur.

Bence iş dünyasını kategorik bir biçimde ‘kur ve faiz lobisi’ diye ikiye bölmek de aynı vahamette bir hata.

Ve maalesef siyasi yorumcuların ‘laik-antilaik’ tartışması üzerinden bolca düştükleri bu hataya, ekonomi yazarları ‘kur ve faiz lobisi’ üzerinden düşüyorlar.

Eğer gerçekten bankacılar kategorik olarak faiz lobisinin temsilcileriyse, o halde neden son üç haftadır görüştüğüm bir çok bankacı reel faizin yüksekliğinden şikayet ediyor, büyüme ve ihracatta yaşanacak bir durgunluğun en başta finans kesimini etkileyeceğini söylüyor. Çünkü bankacılar arasında sadece çok kısa vadeli pozisyon ve karlarını düşünenler olduğu gibi, ekonomiye orta ve uzun vadeli bakanlar da var.

Yani ortada kategorik bir bankacı eşittir faiz lobisi durumu yok.

Gidin konuşun reel faizlerin aşırı yüksek, YTL’nin aşırı değerli, kurun ise aşırı düşük olduğunu söylemeyen aklı başında bir tane bankacı bulamazsınız.

Bu tespiti hepsi yapıyor.

Fakat kimi bankacılar Türkiye’nin içinde bulunduğu borç sarmalı ve bütçe yapısından dolayı bu sorunun ancak yapısal reformlarla uzun vadede çözülebileceğini söylüyor, kimileri ise tıpkı ihracatçılar gibi Merkez Bankası’nın faiz silahını çekerek bir an önce devreye girmesini istiyor.

TİM Başkanı Oğuz Satıcı’nın, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ı faizleri hızla düşürmediği için eleştirdiği gün, Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Erol Sabancı, ‘faizde çok bonkörüz, oranlar hızla düşürülsün’ dedi.

Biliyorum kimileri duayen bankacı Erol Bey’i ‘Akbank’ın pozisyonu böyle gerektirdiği için’ konuşmakla suçlayacak fakat sonuçta Erol Sabancı’nın ‘ekonominin belkemiği olan faizlerin yüksek seyretmesi ülke ekonomisine zarar veriyor’ tespiti tüm çıplaklığı ile haklılığını korumaya devam edecek.

Ayrıca tüm bankacıları ‘faiz lobicisi’ olarak suçlayan kolaycı yaklaşım tek örnekle yerle bir olacak.

Tıpkı TİM’i ‘kur lobicisi’ olarak suçlayanların, Türkiye’nin ithalatçılarının da TİM’e bağlı olduğu gerçeğini yadsımaları gibi.

Her ne kadar Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ekonomimizin rekabet gücünün kura bağlanmasını yanlış bulduğunu söylese de kur ve faiz tartışması kısa vadede Türk ekonomisinin en önemli konusu.

Mevcut kur politikası ve düzeyi ile Türk ekonomisi rekabetçi olma özelliğini her geçen gün yitiriyor. Bakın TOBB gibi bugüne kadar kur meselesini kamuoyunda tartışmayan kurumlar bile artık bu kur politikasını tartışmak ve çözüm yolları bulmak gerektiğini söylüyor.

Çünkü sadece ihracatçı için değil, artık sanayici, üretici ve her türlü yatırımcı için de bıçak kemiğe dayanmış durumda!

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu önümüzdeki günlerde Türkiye’nin kur politikası üzerine dünyanın sayılı merkez bankası başkanlarının da katılacağı bir beyin fırtınası üzerine çalışıyor.

Türkiye sadece siyasette değil ekonomide de ikiye bölünmüş durumda.

Zaman beyinsizce kamplaşma zamanı değil, beynimizi kullanıp yaratıcı çözümler üretme zamanı...

 

 

X