Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eşcinsel futbolcular takım ahengini bozar mı

İtalya Milli Takımı Teknik Direktörü Marcello Lippi, eşcinsel ilişki içinde olan iki futbolcuyu hiçbir zaman aynı anda takıma dahil etmeyeceğini söylemiş ve eklemiş:

“Bu bir ayrım değil. Takım içinde dinamiklerin bozulmaması gerekir. Gay çiftin aynı futbol takımında olması bizi negatif etkiler.”

Bir gay çiftin aynı takımda oynaması diğer oyuncuları nasıl negatif etkiler acaba? Birbirlerini deliler gibi seven gay çift, maçta hep en kıyak asistleri birbirlerine mi yaparlar? Daha mı bencil oynarlar? Ya da gay çiftten biri başka bir takım arkadaşına aşık olup, kıskançlık krizine mi yol açar? Herhalde Lippi bu konularda endişe duyuyor.

Bu arada Lippi, eşcinselliğin cinsel bir tercih olduğunu ve buna saygı duyduğunu da söylemiş. Yani adamın tek derdi, takımdaki ekip ruhu ve ahengin bozulmaması... Ancak İtalya’daki eşcinsel örgütleri, Lippi’yi kınamış. Arcigay örgütünün web sitesinde şu açıklama yayınlanmış: “Neden futbolcular şov dünyasından kadınlar ile yaşadıkları flörtleri, her TV kamerası önünde gösterirken, eşcinsel futbolcular aşk yaşayamasınlar?”

Eşcinseller de haklı. Bu noktada çifte standart var. Arda Turan ile Sinem Kobal’ın yakınlaşması magazin basınına en flaş haber olarak yansıyorken, eşcinsel
futbolcular niye kameralardan köşe bucak kaçmak zorunda kalsın? Onların yaşadıkları da aşk değil mi?

Haydi alın size yeni bir tartışma konusu... Bence bizim sıkıcı futbol programlarında da tartışılmalı bu mevzu.

Ahmet Özhan kilise korosuyla şarkı söyler mi?

Dün Hayko Cepkin’in TRT için yer aldığı ilahi projesinden bahsetmiştim ve yine aynı yazıda Hayko’dan projeyle ilgili görüşünü almak istediğimi, ancak yazısının bana zamanında ulaşmadığını belirtmiştim.

Hayko’nun açıklamasını ancak dün akşam aldım. Şimdi sözü, Sami Özer yorumundan feyz alarak, sözlerini Pir Sultan Abdal’ın yazdığı, müziği anonim olan

“Demedim mi?” ilahisini yeniden düzenleyen Hayko’ya bırakıyorum:
“Benim bu projeyi kabul etmemdeki ana sebep, hayatı, müziği ve tüm dinlerin evrensel oluşunun, her kültürün, her kökenin her zerresinden feyz alınması gerektiğini bir kez daha görebilmek ve tattırabilmektir. Bu projede büyük bir gururla yer aldım. Klibimizde semazenlerin kıyafetleriyle o ihtişamını ilk kez bu kadar yakından gördüm. Onlarla aynı karede yer alabilmek bile yeterince büyük bir haz ve gururdur.”

Klibi ben de dün izleme fırsatı buldum. İlahiyi ilk dinlediğimde, “Bu kadar güçlü ve güzel bir ses neden brutal vokali tercih eder” diye geçirdim içimden.

Dünkü eleştirilerimde hâlâ ısrarcıyım. Hayko, marjinallikle popülerliği karıştırıyor. Ancak dün de belirttiğim gibi Hayko, bir Ermeni vatandaşı olarak dinlerarası hoşgörü konusunda ayakta alkışlanacak bir işe imza attı. Kendisini bir kere daha tebrik ediyorum.

Acaba Ahmet Özhan da kilise korosuyla ilahi söyler mi?

Tinercilere karate öğretmek

Bunu her seferinde söylerim: Türkiye’de köşe yazarı olmak, büyük bir şans. Konu sıkıntısı çekmek gibi bir derdiniz hiç yok. O kadar absürt haberler okuyoruz ki, bazen günlük gazeteler mizah dergileri kadar eğlenceli oluyor.

İşte size en tazesinden bir örnek...

Emniyet Genel Müdürlüğü ile Karate ve Aikido Federasyonları arasında sokak çocukları ile varoşlarda yaşayan çocukların boş vakitlerinin değerlendirilmesi ve spora yönlendirilmesi amacıyla protokol imzalandı.

Bu protokole göre öncelikle sokak çocuklarına yani tinercilere, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını sağlamak amacıyla karate ve aikido öğretilecekmiş.

Karete ve aikido önce polislere öğretilecek, daha sonra polisler öğrendiklerini uygulamalı olarak tinercilere ve sokak çocuklarına gösterecekmiş. Galiba Uzakdoğu sporlarının Budizm eksenli dinginliğini tinercilere aşılayacaklarını düşünüyorlar.

Benim fikrimi sorarsanız, bu protokol hayata geçerse, İstanbul sokakları “New York’tan Kaçış” filminin setine döner. Türkiye’de bırakın sokak çocuklarını, eğitimli yetişkinler bile Uzakdoğu sporlarını adam dövmek için öğrenir. Bu Türkiye’nin realitesidir.

Bir SAS komandosunu bile öldürecek cesareti tinerle içlerine çeken sokak çocuklarına karate, aikido öğretmek intihardır.

X