Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Cezaevleri

Emin ÇÖLAŞAN

21. yüzyılda bir ülke düşünün! Avrupa Birliği'ne aday kabul edilmiş, çağdaşlık ve uygarlık yolunda 77 yıl boyunca büyük adımlar atmış bir ülke... Ama ‘‘cezaevi sorunu’’ var!

Ülkede adam gibi, Batı standartlarında cezaevi hemen hiç yok. Özellikle büyük kentlerdeki cezaevlerini teröristler ve koğuş ağaları yönetiyor. Hele terörist takımı ile mafyanın bulunduğu yerlerde devletin sözü asla geçmiyor.

Oysa dünyanın her yerinde durum tam tersidir. Cezaevleri, devletin sözünün en çok geçtiği yerlerdir.

Gerçeği artık herkes biliyor:

‘‘Koğuşlar bir suç üretim merkezi. Buraya suçsuz bile giren, suç işleme eğitimi alarak çıkıyor. Yandaş veya rastgele giren, militan çıkıyor.’’

Adına İBDA-C denilen örgütün Metris Cezaevi koğuşlarında kalan teröristlerini, devlet ancak üçüncü kanlı baskın sonrasında başka yerlere gönderebildi.

Bayrampaşa, Ankara, Bandırma ve diğer bazıları aynı durumda.

Gün geçmiyor ki bu kesimler oralarda ayaklanmasın, olay çıkmasın, görevliler rehin alınmasın. Dünyada böyle bir şey yok...

Çünkü dünyada koğuş sistemi yok.

Yurtdışındaki cezaevlerinde yatmakta olan hükümlü ve tutuklu vatandaşlarımızdan sık sık mektup alırım. Hepsi aynı şeyi yazar:

‘‘Burası bir işkence evi. Türk cezaevlerinde yatanlar aslında cennette olduklarını bilsinler. Hücrelerde anamız ağlıyor.’’

Haklılar.

Türkiye bu koğuş sisteminden vazgeçmedikçe, odalardan oluşan yeni cezaevleri bitmedikçe, bu beladan kurtulamaz.

Bakınız, şimdi yüzlerce Hizbullah teröristi yakalandı ve yetkililer bunları nereye koyacaklarını düşünüyorlar. Bazılarını zorunlu olarak yine koğuşlara koyacaklar. Adamlar orada, yandaşlarının koğuşunda daha da bilenecekler, terör eğitimi alıp verecekler, saflarını sıklaştıracaklar.

Dün Adalet Bakanlığı'nın en üst düzey yetkililerinden biriyle konuşuyorduk. Hizbullah tutuklularından ve bu sayının giderek artmasından üzgündü. Şöyle dedi:

‘‘Tutuklama sayısı arttıkça, kara kara düşünmeye başladık. Biz bunları nereye, hangi cezaevine koyacağız? Bir terör örgütünün ortaya çıkmasına vatandaş olarak seviniyoruz ama kamu görevlisi olarak üzülüyoruz, çünkü koğuşlardan başka yerimiz hemen hiç yok.’’

*Ê*Ê*

Türkiye'de ‘‘sorunun’’da ötesinde, ciddi bir cezaevleri rezaleti var. Bunun sorumlusu da, gelmiş geçmiş bütün hükümetler. Disiplin ve otoriteyi de bırakın bir yana, tutuklu ve hükümlüleri böyle koğuşlarda üst üste, tıka basa yatırmak insan haklarına aykırıdır.

Ama gelin görün ki bizim insan hakları soytarıları, bu konuda da gerekli çıkışlarını yaptılar ve cezaevlerinde koğuş sisteminden yana olduklarını açıkladılar!..

Çünkü terörist, sözünün geçmesi için koğuş istiyor!

Teröristi anlamak mümkün. Oda sisteminde elindeki olanaklardan yoksun kalacak. Ya insan hakları soytarıları? Onlara ne oluyor? Türkiye'ye hep örnek gösterdikleri ‘‘özgürlük ve demokrasi ülkeleri’’ Amerika ve Avrupa'daki cezaevlerini gördüler mi? Oralarda hangi cezaevinde koğuş sistemi var?

*Ê*Ê*

Şimdi yeni cezaevleri ihale edildi. Bazılarının yapımı birkaç ay içinde bitecek. Bunlara ‘‘F tipi’’ deniliyor. Bir ve üç kişilik odalardan oluşacak.

Bence F tipi cezaevlerini bir an önce bitirmek, şu anda ülkemizin birinci ve en öncelikli sorunlarından biridir. Hükümet bu projeye gerekli parayı, gerekirse başka harcamalardan kısıp vermek zorunda.

Cezaevleri konusunda size yarınki yazımda somut rakamlara dayalı bir tablo çizeceğim. Herhalde şaşıracaksınız!

ARŞİV GİDERKEN

Sevgili okuyucularım, 11 Ocak tarihli yazımda burada bir ‘‘duyuru’’ yayınlamıştım. 1996, 1997, 1998 ve 1999 yılında okuyucularımdan gelen binlerce mektup, faks ve son yılların internet mesajlarını atmamış, okuduktan sonra özenle ve tarih sırasıyla biriktirmiştim.

(Bizim eski matbaa binasında duran 1996 öncesi arşivim, biraz da benim ihmalim yüzünden, o binanın satılması sonrasında kaybolup gitmişti.)

Türk milletinin içten duygularını, isteklerini, yakınmalarını, görüşlerini kapsayan ve toplumun nabzı olan bu belgelerin bir İletişim Fakültesi tarafından değerlendirilmesini istiyordum.

Hemen belirteyim, Ankara'da burnumuzun dibindeki iki İletişim Fakültesi'nden, Ankara ve Gazi'den hiç ses çıkmadı!

Arşivi Bilkent, Kocaeli ve Anadolu üniversiteleri istedi.

Eskişehir'de kurulu Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi somut bir öneri getirdi ve bu belgeleri tek tek değerlendirip kitap yapmaya söz verdi. Dekan Prof. Dr. Sezen Ünlü imzasıyla gelen yazı şöyleydi:

‘‘Fakültemiz öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Atıf Bir ile Yard. Doç. Dr. Ali Murat Vural ‘Türkiye'nin bir dönem röntgenini' vereceğini düşündüğümüz arşivinizde çalışma yapmak üzere görevlendirilmiştir. Adı geçen öğretim üyelerimiz, bu mektupları içerik analiz yöntemiyle değerlendirmek istemektedirler.

Bize bu olanağı tanırsanız, Türkiye adına çok önemli bir çalışmayı gerçekleştirmekten son derece memnun olacağız.’’

Arşivimi onlara verdim, Eskişehir’e götürdüler.

Sözlerinde duracaklarına inanıyor, başarılı olmalarını diliyorum.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI