Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Aman dikkat!

Emin ÇÖLAŞAN

GEÇMİŞ yıllarda terörle mücadele konusunda ilgili kamu kuruluşları arasında bir çekişme, hatta düşmanlık yaşanırdı. Bunlar birbirlerinden bilgi esirger, birbirlerine karşı tavır koyar ve hatta yanlış yönlendirirdi.

Aman öbürleri yıpransın, başarı bizim olsun!

Mantık böyleydi.

Türkiye'ye çok büyük zarar veren bu tutumun bir süreden beri ortadan kalktığını, kurumlar arasındaki ilişkilerin normale döndüğünü, bütün ilgili kuruluşların elbirliği ve işbirliği ile terörle mücadele ettiğini zannediyorduk.

Ankara DGM Başsavcısı Cevdet Volkan'ın bu konuda yaptığı açıklamalar, yanılgıya düştüğümüzü gösterdi.

Volkan'ın sözleri doğrudur veya değildir. O konuya girmeyeceğim.

Özetle şöyle diyor Başsavcı:

‘‘İçişleri Bakanı ve diğer yetkililerin terörle mücadele konusunda açıklamalar yapmasını doğru bulmuyorum. Bakanlar dahil herkes sorumluluğunu bilsin.

Başarıyı sadece polisin üstlenmesi hoşuma gitmiyor. Bu işlerde savcıların da payı var.

Umut operasyonunu ben de medyadan öğrendim. Polis, savcılıktan önce medyaya bilgi veriyor. Kendimi adam yerine konulmuyormuş gibi hissediyorum.

Basına sızdırılan gizli bilgiler, operasyon ve soruşturmayı olumsuz yönde etkiliyor. Ya bizim telefonlarımız dinleniyor, ya da polis basına bilgi sızdırıyor.’’

***

Yapılan son operasyonlarda hadise biraz abartıldı ama yine de olumlu işler yapıldığı, olumlu sonuçlara gidilmekte olduğu kanısındayım. Böyle olmasını umuyorum.

Bu sanıklar ileride mahkeme tarafından aklanırsa, güvenlik güçleri çok büyük yara alır. O işin altından hiç kimse kalkamaz.

Bir DGM Başsavcısı basına ‘‘Telefonlarının dinlendiğinden, polisin basına gizli bilgileri sızdırdığından’’ yakınıyorsa, bu yakınmaları ciddiye almak zorundayız.

Türkiye, terör belasından çok çekti.

Geçmiş yıllarda bu konuda çok acı olaylar yaşandı.

Güvenlikle ilgili kamu kuruluşları birbirine girdi.

Hatta birbirleri hakkında gizli raporlar hazırladılar.

Çok büyük sorundu ama zamanla bunları aşmayı başardık. Daha doğrusu, aştığımızı zannediyorduk.

***

Şimdi aynı süreci yeniden mi yaşamaya başlıyoruz? Eğer bu sorunun yanıtı ‘‘Evet’’ ise durum çok vahim demektir.

Terörle mücadelede bunca yol alınmışken bunlar yine birbirine düşerse, yine aralarında söz düellosu ve kısır çekişmeler başlarsa, vay bizim halimize!

İşin daha da ilginç yanı, ilk kez çekişmelerde yargı da taraf oluyor.

Bir DGM Savcısı ağır eleştiriler getiriyor.

Hiç kuşkum yok, bu sözlere örneğin polis tavır koyacak, belki birileri işin üzerine daha başka biçimlerde gidecek.

Sonra devreye başkaları girecek, belki yeniden imzasız raporlar piyasaya sürülecek, kötüleme kampanyaları başlayacak...

Ve yıllar boyu izlediğimiz o çirkin filmi, durup dururken yeniden izlemeye başlayacağız!

***

Türkiye'de ciddi operasyonlar yapılıyor, çok önemli cinayetleri işlediği iddia edilen kişiler yakalanıyor. Bu aşamada İstanbul DGM, bu konuda yayın yasağı koyuyor!

Kim takar!

Bütün medya, şakır şakır haber yayımlıyor!

Yargıya ‘‘Bize ne senin koyduğun yayın yasağından’’ mesajı veriliyor.

Aradan günler geçiyor ve aynı DGM, yayın yasağını kaldırmak zorunda kalıyor!

Polisten haber sızıyor. Bu doğru. Ama hangi haberlerin polisten sızdığı da belli değil... Çünkü medyamızın bir bölümü öylesine uçuyor ve öylesine abartılı ve yalan haberlere yer veriyor ki, bunların polisten sızması mümkün değil.

Yani işin içinde büyük bir ciddiyetsizlik olduğu kesin.

Hem sızdırma var ki, soruşturmanın selameti açısında olmaması gerekir...

Ve hem de medyanın ciddiyetsizliği var.

Ama bu işin en vahim ve korkutan yönü, tartışmalara DGM Başsavcısı'nın da katılması ve kurumların birbirini kamuoyu önünde eleştirmeye, kötülemeye ve karalamaya yeniden başlaması.

Biraz sabırlı olmayı beceremiyoruz.

İşte bakınız, son olaylarda İran'ı suçladık, bütün olayları İran'ın üzerine yıkmaya çalıştık.

Şimdi ise neredeyse İran'dan özür dileme aşamasına geldik.

Bu cinayetler İran'ın tezgáhı ise nerede somut kanıtlar? O takdirde şimdi niçin geri adım atıyoruz?

Bir devletin İçişleri Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı arasında bu kadar büyük ilişki kopukluğu ve çelişki olabilir mi?

Bunlar daha önceden bir masaya oturup iç ve dış politika açısından durumu gözden geçiremez miydi?

Aman dikkat, tam terörle mücadelede bir şeyler düzeliyorken, eski günlere dönmeyelim.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI