Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Elif Şafak Madrid yerine İstanbul’da konuşsaydı ne değişirdi ki?

Elif Şafak, bir panelde konuşmacı olduğu Madrid’deki sanat festivalinde yaşadıklarını anlatmıştı geçen hafta Zaman’da.

Şafak "Sufilik, sanat ve Müslüman dünyada kadın yazar olmak" konulu panelde konuşmasını yapıyor. Sonra dinleyiciler arasından orta yaşlı bir adam söz alıyor ve"Siz İslam ile Batı demokrasisinin pekala bir arada yaşayabileceğini söylediniz, kendi ülkeniz Türkiye'yi de buna örnek gösterdiniz" diyor.

Bu dinleyici daha sonra bir gün önce festivalde gösterilen ve İran'da, fahişelik yaptıkları suçlamasıyla tutuklanıp öldürülen yirminin üzerinde kadın hakkında yapılan bir belgeseli görüp görmediğini soruyor Elif Şafak’a.

Sonra diyor ki:

- Söyler misiniz, bu zavallı İranlı kadınlara yapılan haksızlığı gördükten sonra bizlerden İslam'a güvenmemizi nasıl beklersiniz?

Şafak, bu soruya cevap olarak İran'da Devrim Muhafızları'nın yaptıklarına bakıp da tüm bir İslam medeniyetini aynı kefeye koymanın yanlışlığını anlatıyor.

 

İspanya ve İslam kültürü

 

Sonrasını onun kaleminden dinleyelim:

- İşin çarpıcı yanı, bulunduğumuz mekan İspanya, İslam tarihindeki en kıymetli mutasavvıflardan bazılarına ev sahipliği yapmış çok özel bir ülke. Tasavvufun kökleri var bu topraklarda. Murcia'lı İbn Arabi'ye feyz ve ilham veren topraklar bunlar. Oysa bu barışçıl ve insanlığı kapsayıcı kültürü ya bilmiyor ya da hepten unutmuş görünüyor bazı İspanyol okurlar. 11 Eylül sonrası ya da Madrid bombardımanı sonrası hafızalarda kalan imgeler ağır basıyor şimdi. Ne yazık ki kendi kültürel ve dinler tarihine değil, yaşadığımız dünyanın bu olumsuz imgelerine bakarak algılıyor İslam'ı ortalama İspanyol okuru.

“Günceli yaşamak” böyle bir şey işte.

Elif Şafak aynı konuşmayı Madrid yerine mesela İstanbul veya Ankara’da yapsaydıdinleyiciler arasından kalkan biri, “Siz türbanlıları görmüyor musunuz?”, “Mahalle baskısından haberiniz yok mu?” veya “Malezya’ya benzediğimizin farkında değil misiniz?” benzeri sorular soracaktı.

 

İspanya sadece engizisyon mu?

 

Bu soruyu soran kişi de, o İspanyol gibi “bugün”ü yaşamakta olacaktı. O daFuzuli’yi, Yunus Emre’yi, Mimar Sinan’ı, Dede Efendi’yi veya “kültür” birikimimizin zenginliğini oluşturan Osmanlı-İslam sentezinin ürünlerini hatırlamayacaktı.

Elif Şafak’ın yazısına gönderilen okur tepkilerine baktım.

Mesela bir kadın okur şöyle demişti:

- Elif Hanım daha iyi bilir ama İspanyol kültürü ne zaman kapsayıcı oldu ki? Engizisyonun yurdu değil mi orası?

Elif Şafak’ın bu okuru da İspanya kültürünüyererken belli ki ne Cervantes’i, ne Unamuno’yu, ne Lorca’yı, ne Picasso’yu, ne Gaudi’yi, ne de Almodovar’ı hatırlamak gereğini duymuştu.

Evet… Bugünün dünyasında bazıları için Hıristiyanlık, Haçlı Seferleri, engizisyon, cadı avı demektir. Bazılarına göre de İslam, El Kaide’dir, Humeyni’dir, Suudilerin şeriat polisidir.

Zor bir dönem bu.

 

Hangi kültürler arası diyalog…

 

Soğuk Savaş’ı, sağ ile solun gerginliği içinde ve Sovyet-Amerikan diyalogunu nükleer dehşet dengesini bitirmesi ümidiyle geçirdik. Global ideolojik gerginlik, bize bir yanda düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, bir yanda da sağ-sol kamplaşması biçimindeyansımadı mı?

Şimdi de, “kültürler arası diyalog” arayışlarının, Batı ile İslam dünyasını uzlaştıracağı beklentisi içindeyiz. Burada garip olan, Amerika’nın başını çektiği ve 11 Eylül şoku nedeniyle İslam ile terörizmi aynı kefeye koyan yanılgının, bize de “şeriat fobisi” biçiminde yansıması değil mi?

Başka deyişle kendi içimizde var olması gereken “kültürler arası diyalog” bizim için de hala beklenti konumunda bulunmakta.

Aynı toprakta yaşayan ve aynı kültürün ürünleri olan bizlerin birbirimizi anlamakta zorluk çektiğimiz bir zaman diliminde, İspanyolların “İslam”ı anlaması ne kadar mümkündür ki?

ŞAKA

Bu Amerikalının Malezya’dan haberi yok mu?

Garanti Bankası ile Capital Dergisi'nin davetlisi olarak İstanbul'a gelen ABD’nin eskiHazine Bakanı John Snow, Türk ekonomisinin alınan doğru kararlarla büyük yol aldığını söylemiş ve şöyle konuşmuş:

- Türkiye doğru yolda emin adımlarla ilerliyor. Ancak sürdürülebilir ekonomik başarılar için sağlam ekonomik politikalar gerekir, sağlam ekonomik politikalar için ise doğru politikacılara sahip olmanız şart…

Mr. Snow’un bu cümlesinin devamını merak ediyorsanız aktaralım:

- Türkiye'de iş başında bulunan politikacıların doğru ve kararlı insanlar olduğunu düşünüyorum.

X