Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ekonomiyi batıran modeller

TÜRKİYE tarihi boyunca sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlayabilmek için birçok ekonomik model denemiştir. Kimi modeller yanlış olduğu için kimi modeller de yanlış uygulandığı için başarılı olamamışlardır.

Hangi ekonomik model uygulamada olursa olsun, uyulması gereken en önemli ekonomik ilkelerden biri kamu maliyesinde orta dönemde cari harcamaların cari gelirlerle karşılanmasıdır. Borçlanma ekonomik hayatın bir parçasıdır. Ama, hangi kaynaktan olursa olsun, sürekli olarak borçlanma yoluyla sürdürülebilir bir ekonomik denge yakalayabilmek mümkün değildir.

Türkiye "sosyal devlet" kavramından her zaman mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarının altında tüketiciye ulaşmasını anlamıştır. Aynı mantıkla, tarım ürünlerinin piyasa fiyatlarının üzerinde değerli olmasıyla üreticilerin refahının artacağı düşünülmüştür. Dolayısıyla, ekonomik sorunları aşmaya yönelik olarak doğrudan ya da dolaylı olarak fiyat kontrolü aklımıza gelen en kolay çözümlerden biri olmuştur.

NE DÜZENLENİYOR?

Dünyada petrol fiyatları artarken, ülkemizde petrol ürünleri fiyatlarının artmaması ya da çok daha az artması sosyal politikaların bir parçası sanılmıştır
. 1970’li yıllar bu yolda feda edilmiştir. Bu dönem krizle sonuçlanmıştır.

Tabiat şartlarından kaynaklanan fiyat oynamalarına karşı üreticiyi koruma amacıyla uygulamaya konan tarım destekleme politikaları kaynağı olmayan harcamalara dönüşmüştür. Tarımda rekolte ne olursa olsun, dünya fiyatının iki katına kadar çıkan fiyatlarla tarım ürünlerine destekleme yapılmıştır. Tarıma ucuz kredi sağlanmıştır. 1980’li ve 1990’lı yıllar da bu şekilde feda edilmiştir. 2001 Krizi’nde devlet borçlarının milli gelirimizin yüzde 100’üne yaklaşmasının ardında bu politikaların önemli bir payı vardır.

Ekonomide her kontrolün bir fiyatı vardır. Fiyatı bir süre ödememek mümkündür. Ama, fiyat bir gün toplu olarak mutlaka ödenecektir. Maliyetler arttığı halde, elektrik fiyatlarının artmasına direnmenin de bir maliyeti vardır. Bu maliyet bugün bütçede görünmese de, yarın mutlaka ya devletin bütçesinde görünecektir ya da elektrik kesintileri yaşanacaktır.

Bu yıl rekolte çok fazla diye tarım ürünlerini devletin satın alıp stok yapması, ilerideki yıllarda da rekoltenin düşmesi durumunda, devletin stokları satarak fiyatların daha fazla yükselmemesi akılcı bir politika gibi görünmektedir. Sonuçta, üretici korunmaktadır.

Ama, uygulama böyle olamamaktadır. Rekolte fazla olduğunda ürünü devlet satın alarak fiyatların düşmesi engellenmekte, ama rekolte düşük olduğunda, fiyatların çıkışına engel olmamak için devletin stoktan ürün satmasına engel olunmaktadır. Zaten ürünü az olan çitçinin önceki yıllardaki fiyattan geliri azalmış olmaktadır. Devlet eliyle buna neden olmak sosyal politikanın bir parçası değildir. Sonuçta, devlet tarım ürünlerinin fiyatlarını devamlı yükseltmek zorunda olan bir düzenleyici durumuna düşmektedir. Ekonomiyi batıran politikalar işte bu anlayışla uygulamada kalmaktadır.

SAĞLAM KAYNAK

Devletin aldığı tütünleri yakması, aldığı ürünleri yarı fiyatına yurt dışına ihraç etmeye çalışması, bazen de stokların çürümesine seyirci kalması hep sosyal politikaların bir uzantısı olmaktadır. Bütün bunlar vergi verenlerce karşılanıyorsa, sorun yoktur. Ama, bu uygulamalar ancak borçlanma yoluyla sürdürülebiliyorsa, bir gün sona gelineceği unutulmamalıdır.

Ekonomiyi batıran modeller iyi niyetle uygulamaya konulurlar. İyi niyetle uygulanırlar. Ama, sonuçları tatsız olur. Tatsızlığı önlemenin tek yolu hangi sektör ne şekilde desteklenecekse, desteğin mali yükünün vergi gelirleriyle karşılanmasıdır.
X