Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dünya ekonomik krizini nasıl okuyalım? (I)

EKONOMİK kriz çeşitli yönleriyle nihayet ülkemizde de tartışılmaya başlandı. Hatta, sevinerek gördüm ki kriz çerçevesinde felsefi yaklaşımlar da geliştirildi, çeşitli teoriler yeniden irdelendi.

Bu tartışmalarda 2 ideolojik/totalojik görüş beni yakından ilgilendirdi. Ters uçlardaki 2 bakışı bugün ve yarın irdelemeye çalışacağım. Perşembe günü de kendimce krizin Türkiye ağırlıklı yorumunu yapacağım.

Bana göre; krize karşı 2 ideolojik/totalojik yaklaşım sergilendi:

1) Karl Marx bu tip krizleri çok önceden görmüştü. (Örn. Erinç Yeldan)

2) Krizin serbest piyasa ekonomisi ile ilgisi yoktur, kriz devletin gereksiz müdahaleleri sonucu çıktı. (Örn. Atilla Yayla)

* * *

Karl Marx 19. yüzyılda kapitalizmin fotoğrafını en iyi çeken felsefecidir. Kapitalist gelişmeye genel yorum getiren ilk düşünürlerden birisidir, hatta zamanının en iyi sosyologlarından birisidir. Marx’ın bir ekonomist olarak dünyaya en büyük katkısı ise serbest piyasa ekonomisi (mükemmel rekabet), oligopolistik yapı ve monopolistik üretim sistemleri arasında teorik geçiş bağlantıları (diyalektik bağ) kurmasıdır. Öte yanda neo-klasik teoride de kapitalizmin 3 hali teorik bazda ele alınır ama aralarında bağ kurulmaz. Sanki birinden ötekine geçiş birbirinden bağımsızdır ve kendiliğinden oluşur.

Ancak, yaşanan kriz ile Marx’ın kriz kuramı arasında herhangi bir bağ yoktur.

Önce bir noktayı açıklayalım. Kapitalizmin krizlere açık olduğu savı bir tek Marx(ist)lere ait değildir, neo-klasik teoride de çeşitli kriz teorileri vardır. (Örn. cycles/dönüşümler)

Marx’ın kriz teorisinin farkı ölümcül olmasıdır. Ona göre, kapitalizmin sonunu adeta kendiliğinden oluşan krizler getirecektir.

* * *

Nedir Marx’ın "devamlı düşen kár hadleri" olarak bilinen kriz kuramı?

1) Marx’ın kriz kuramı, tamamen reel ekonomi (üretim) ile ilgilidir ve mali piyasalara nerede ise hiç değinmez.

2) Ona göre katma değer yaratan tek unsur emektir ve kár, emeğin sömürüsü ile oluşur.

3) Kapitalistin elindeki toplam sermaye 2 parçada ele alınır; sabit (fiziki yatırımlar) ve değişken (ücretler) sermaye! (değişken sermaye+ sabit sermaye=toplam sermaye)

4) Öte yanda Marx her ne kadar teknolojiden bahsetse de ekonomide teknoloji ile yönlenen verimlilik (productivity) ve etkenlik (efficieny) kavramlarını ele almadığı için katma değer yaratan tek üretim aracı olan emeğin her daim sabit üretim yapacağını varsaymıştır. Örneğin, 1 birim emek gücü beher gün 10 birim katma değer yaratıyorsa, bu hep böyle kalacaktır.

5) Teknolojinin 1 birim emekten giderek 20, 30, 40, 50 birim katma değer yaratabileceği varsayımı kuramında yoktur.

6) Kapitalizmin gelişmesi ile sermayenin terakümü (birikimi) oluşacak, ancak toplam sermaye içinde sadece sabit sermaye (fiziki sermaye) büyüyecektir. Zira, bir ülkede çalışabilir nüfus sayısı eninde sonunda belirlidir, değişken sermayenin (sabit çalışabilir nüfusa ödenen ücretler) payı hep aynı kalacaktır.

7) Marx’a göre toplam sermaye içinde sabit sermaye payı giderek artacak, ancak emek arzı sabit olduğu için beher sabit sermaye birimine düşen katma değer payı/kár haddi giderek azalacaktır. (Emeğin devamlı sabit kalan katma değeri/toplam sermaye oranı devamlı azalacak.)

8) Sonunda beher sermaye birimine düşen kár hadleri 0’a inecek ve yaşanan önlenemez krizle kapitalizm çökecektir.

* * *

Bugüne gelirsek; yaşanan kriz ile Marx’ın kuramı apayrı şeylerdir, yaşanan mali piyasalardaki krizdir ve zaten Marx’ın kendisinde de paradan para kazanma kavramı (monopolistik kapitalizm) hemen hemen hiç yoktur.

Yarın Marx ile devam edeceğim.
X