Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dört yanımız saatsiz bomba dolu

<B>TÜRKİYE’</B>nin her yanında LPG’li araçlar birer bomba gibi patlıyor. İnsanlar ölüyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da, İçişleri Bakanlığı da <B>‘uyuyor’.

Çok da güvenilir olmayan verilere göre Türkiye’de 1 milyon 500 bin LPG’li araç var.

Bunlardan yüzde 80’i, yani 1 milyon 200 bini tehlikeli. Çünkü bunların ‘gaz sızdırmazlık’ kontrolü yapılmamış.

Oysa her LPG’li aracın mühendis ve gerekli teknik ekipman denetiminde bu belgeyi alması gerekiyor.

Kanal D Haber ekipleri, bir LPG’li araçta yüksek basınca dayanıklı hortum yerine ‘çamaşır makinesi hortumu’ kullanıldığını belgeledi. Yine de ses seda yok.

Gaz sızdırmazlık belgesi almadan yola çıkanlar sorumsuz.

Peki ya bunların ‘fenni muayenelerini’ yapanlar.

Bu belge olmadığı halde bu araçların pek çoğu rutin fenni muayeneden sorunsuzca geçebiliyor.

Ankara’da 110 bin LPG’li araçtan sadece 12 bin 946’sında sızdırmazlık belgesi var.

İstanbul’da da 120 bin LPG’li araçtan 30 bini ‘gaz sızdırmazlık belgesi’ne sahip.

Durum vahim değil mi?

Durun daha, en vahimini okumadınız.

İstanbul’da hepimizin, çoluğumuzun çocuğumuzun, sevdiklerimizin bindiği taksilerin büyük bölümü LPG’li. Hadi sayı vereyim, 18 bini LPG ile çalışıyor.

Bunlardan sadece 4 bini gaz sızdırmazlık denetimi yaptırıp ‘güvenlik belgesi’ almış.

Gerisi ‘saatsiz bomba’; çünkü ne zaman patlayacakları belli değil.

LPG’li araçlar da kontrol edilmiyor, LPG montajı yapan firmalar da.

Sanayi Bakanlığı, araçlara rasgele firmaların LPG sistemi monte etmesinden şikáyetçi.

Haklılar da.

Onlar şikáyet mercii, denetimi ve uygulamayı ise ben yapacağım. Bakanlığın işi mi?

Çalışma Bakanlığı’na göre 193 LPG montaj tesisinden sadece 9’u yasalara uygun. Yani uluslararası standartta ekipman ve parça kullanıyor.

Durum bu değerli okurlar.

Şu anda yüz binlerce LPG’li saatsiz bomba aramızda dolaşıyor.

Ve biz onlarla birlikte seyahat ediyoruz.

Allah hepimizi korusun. Çünkü başka ilgilenen yok.

Hıncal Ağabeyimiz yine abartmış

HINCAL
Ağabeyimiz bana yanıt verdi. Açıkçası son günlerde aşk sarhoşu olduğunu bilmiyordum. Sabah’ta okuyunca, onun adına sevindim. Bu nedenle ‘Ağabeyimiz, sevgilisiyle uğraşsın, benimle değil’ diye düşündüm; ama ‘suçlamalarına’ bir yanıt vermeden bırakmak da istemedim.

Benim kendisine, ‘Ben 3000 dolarlık otel odasında kalıp sonra da bunu bütün okurlarıma tavsiye etmiyorum’ demem üzerine, ‘Senle beraber Monaco’ya Ferrari test sürüşüne gittik. Hem de batık Zeytinoğlu Grubu’nun davetlisi olarak’ yanıtını vermiş, ‘Ben 3000 dolarlık oda tavsiye ettim. Sen 500 bin dolarlık Ferrari’ demiş ve benim o geziyi sayfa sayfa yazdığımı söylemiş.

Hıncal Ağabeyimiz gerçekten yaşlanmış.

Kendisine birkaç hatırlatma.

O gezi sırasında Zeytinoğlu Grubu henüz batmamıştı. İkincisi, Esbank hortumdan değil, kötü yönetimden battı. Bunu devlet de bildiği için sahibi, senin patronun gibi Kartal’a atılmadı.

Ferrari meselesine gelince. Türkiye’de beni biraz tanıyan herkes, Ferrari ile olan ilişkimi bilir. Bu ilişki Zeytinoğlu Grubu, Ferrari’nin distribütörü olmadan önceye dayanır. Yıllardan beri her yeni modelin piyasaya verilmesinden önce İtalya’ya, Ferrari fabrikasına davet edilir ve bu otomobilin uzmanı olan birkaç kişiyle birlikte otomobili test ederiz. Binlerce dolarlık otelde değil, Modena’da küçük bir otelde kalırız.

Zaten sen o davetlere gelmez, o düzeyde otelde kalmazdın. Zaten geldiğin davette Türkiye ralli şampiyonu Volkan Işık’la ben otomobili test ederken, sen yanımızda oturdun.

500 bin dolar dediğin o Ferrari’nin (360 Spyder) Avrupa’daki fiyatı 140 bin Euro civarında.

Türkiye’de ise 220 bin Euro. Pahalı mı? Pahalı; ama sen onu bile abartmışsın.

Ve son bir hatırlatma, ben o geziyle ilgili Hürriyet’te tek satır yazmadım. Sadece otomobille ilgili Auto Show Dergisi’ne yazdım. ‘Herkes bir tane almalı’ diyecek kadar da asla saçmalamadım.

Hıncal Ağabeyim. İçinde bulunduğun durumu aşk sarhoşluğuna veriyorum. Allah mesut etsin.

Kal sağlıcakla...

Yemek davetine gelince.

Ben gazeteci gibi çalışıyorum. Haberler, dosyalar... Vaktim olunca sizin yemekleri kaçırmadığımı bilirsin.

Ellerinden öperim.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kendimizi de sevmeyi unutmadığımız zaman.
X