Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Dönülmez yolun ufkundayız’

“Şirket zarar ederse, zararı Hazine karşılayacak”.

Şirket ister yerli olsun, ister yabancı. Yeter ki, yatırımda bulunsun.
AKP’nin aldığı bu karar pek yarar sağlamıyor. Özellikle yabancılar uzun vadede Türkiye’ye gelmekten vazgeçmiş görünüyor. Yabancıların Türkiye’ye sırtlarını dönmelerinin somut örneği var.
Üçüncü köprünün finansmanına yedi banka katılıyor, üç devlet bankası ile hükümetin işaretiyle finansmana katılan bazı özel bankalar. Hiç yabancı finans kuruluşu yok.
Buna ek olarak, Suudi Arabistan ve Katar artık sıcak parada eskisi gibi cömert değil. Yabancıların sırt dönmesinde üç temel etken var:
1- Türkiye 2001-2002’nin ekonomik kırılganlığına doğru tehlikeli adımlar atıyor. Bir zamanlar Türk ekonomisini yere göğe koyamayan yabancılar şimdi “dünyadaki sermaye hareketinden en çok etkilenen ülkelerden biri” olarak Türkiye’yi gösteriyor.
2- Zavallı dış politika. Her yerde başını duvara çarpıyor, yanında kimse kalmıyor. Bu yalnızlık çok değersiz, çünkü politik yalnızlık ekonomik yalnızlığı beraberinde getiriyor.
Somut örneği var. İzlenen dış politika sonucunda, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı yirmi ülke arasında yer alan Suudi Arabistan, Mısır ve İran’a ihracatımız son aylarda düşüyor.
3- Demokrasiyi hiçe saymak, otoriterlikte ısrar etmek.

ZARAR HEPİMİZE

Dünyadaki sermaye hareketinden en çok etkilenen ülkenin Türkiye olması fiilen gerçekleşiyor. Dolar başını alıp gidiyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak doların yükselmesi, TL’nin değer kaybıyla ortaya çıkan sonucu şöyle özetliyor:
“90 milyar liralık kur farkı doğdu. Borsadaki şirketlerin piyasa değeri 174 milyar lira düştü. Ayrıca, borsada kâğıtların değeri 22 milyar lira düştü. Yaklaşık 286 milyar liralık zarar çıktı ortaya”.
Bu teknik sözlerin halk açasından anlamı ne? Öztrak:
“Zarar halktan çıkıyor. Örneğin, benzine zam yapıyor, bütün ürünlerde fiyatlar zincirleme artıyor”.

KISIRDÖNGÜ

İçeride huzursuzluk pek çok nedenle artıyor, dışarıda yalnızlık başına vuruyor.
Ekonomi ters gittikçe, Erdoğan daha otoriter hale geliyor. Hem eylemleri bastırmak, hem kendi tabanını ayakta tutmak için otoriter tavrı ağır basıyor. Polis şiddeti yoğunlaşıyor. Bu, dışarının tepkisini daha çok arttırıyor, yabancılar Türkiye’den ellerini iyice çekiyor. Çektikçe, ekonomi daha kırılgan hale dönüyor. Kısırdöngü.
Ekonomi on yıl önceki kırılgan yapıya giderken, sinirler bozuk. Üstüne, eylemler ve genç insanların ölümleri ve yeniden eylemler.
Şairin dediği gibi galiba, “dönülmez yolun ufkundayız”.

Gül’e yeni dışişleri danışmanı

HAYLİ hızlı, zıpzıp yerinde duramıyor. Çok meraklı, olup biten her şeyi bilmek istiyor. Kendini de saklamıyor. Dışişleri’ne yeni girdiğinde “afacan çocuk” hali herkesin dikkatini çekiyor.
Bir süre sonra mesleğe alınıp alınmamasıyla ilgili karar verilecek, o sırada Deniz Baykal Dışişleri Bakanı. Dosyası Baykal’ın önüne geliyor. Baykal dosyayı inceliyor, “Dışişleri’ne alınmayabilir”. Baykal yine de, genç yaşta bir kişinin önünü kapatmak istemiyor, onu bakanlığa alıyor.
Yeni memur Gürcan Balık yıllar içinde Tiflis, Washington, Londra’da görev yapıyor. Son olarak UNESCO’dan geliyor ve Cumhurbaşkanı Gül’e dış politika danışmanı oluyor. Siyasi olarak Erdoğan’dan çok Gül’e daha yakın, dosyası da öyle.
Gül’ün zaten danışmanı var, Sadık Arslan. Gürcan Balık Çankaya’da dış politika danışmanı olarak tek kalmak istiyor. Sadık Arslan ne olacak?
Kolayı var, deneyi, yaşı, meslek kıdemi tutmasa da, durup dururken Lahey’e büyükelçi olarak atanıyor. Balık tek başına duruma hâkim oluyor.
Yeni danışman hızlı, umarız dış politikada daha temkinli olur, aynı hızı göstermez, aksi halde Çankaya’da dış politika freni patlar.

X