Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Bilimsel düşünceye bir eleştiri (I)

Cüneyt ÜLSEVER

BU hafta boyunca bu sütunlarda bana ayrılan köşede; pazartesi, çarşamba, perşembe ve cumartesi günleri; bir dizi düzeni içinde, bilimsel düşünce üzerine bir eleştiri denemesinde bulunacağım. Bu köşede böyle bir denemeye girişmemi yadırgayabilirsiniz.

Benim yapmak istediğim eleştiri özünde popüler bir mantık taşıdığı, salt bilim çevrelerine hitap etmeyi hedeflemediği için bu köşeyi kullanıyorum. Ancak en önemlisi, bilimsel düşünce sistematiğindeki bazı eksikliklerin geniş halk kitlelerinin düşünce sistematiğini de yanlış yönde etkilediğine inandığım için, belki bazıları meramımı anlar varsayımı ile hareket ediyorum.

Açıkçası, ben 20. yüzyıla hákim olan bilimsel metodolojinin ve onun sonucu gelişen bilimsel düşünce sistematiğinin bilimin ana hedefi olması gereken dünyayı algılama ve ona yön verme konusunda eksik kaldığını düşünüyorum.

Sakın yanlış anlaşılmasın; bilimsel metodolojinin ortaya çıkardığı nimetleri reddetmek gibi mistik bir yaklaşım içinde değilim. Teknolojide, tıpta, hayatın her köşesinde kayıt ettiğimiz muazzam gelişmelerin, bilimsel metodoloji sayesinde elde ettiğimiz bulguların sonucu olduğunu biliyorum. İnsanlığın bu nimetlerden sonuna dek yararlanması gerektiği konusundaki genel kabule ben de katılıyorum.

Kısacası, bilimsel metodoloji ve bilimsel düşünce sistematiği çerçevesinde fonksiyonel (kullanabilinir) neticeler aldığımızı inkár edecek kadar zıvanadan çıkmış değilim.

Ancak sorguladığım; bilimin tek amacının fonksiyonel hedefler olup olmadığıdır.

Şayet bilimin tek gayesinin faydalı, işe yarar, pratik sonuçlar almak olduğunu düşünüyorsanız, bu dizinin gerisini okumanıza lüzum yok.

Ancak, bilimin de amacının din ve felsefe gibi üç temel soruya cevap üretmek olduğu görüşünde birleşebilirsek, dizinin devamı ilginizi çekebilir.

Ben bilimin de tabiat-insan ve insan-insan ilişkilerinde şu üç temel soruya cevap üretmekle yükümlü olduğu görüşündeyim: a) Ben kimim? b) Çevrem ne? c) Nereden geldim, nereye gidiyorum?

Bilim de, insanın eseri olduğuna göre, insanın tüm sorunsalı bir bütünsellik içinde ele alma güdüsünü inkár edemez.

Bilimsel metodoloji aslen tekil sorunlarla uğraşır, ancak bu gayesi onu bütünselliği ele alma sorumluluğundan soyutlayamaz.

Tekil olarak hakkında teori üretilenin; bütünsellik içinde de anlamını merak etmemek mümkün müdür?

Bilimsel metodoloji önemle son yüzyılda tekil düşünce sistematiğini üretmiştir. Kendini sadece ele aldığı konunun tek-boyutlu ilişkisini çözmekle görevlendirmiştir.

Örneğin, şayet bilimsel araştırmanın aradığı suyun katkısı ile bitkinin büyümesi arasındaki ilişki ise, bilimsel metodoloji bu gözleminde bitkiyi büyüten diğer tüm etkenleri sabitleyecektir (ceteris peribus). Bitkinin büyümesinde güneşin, toprağın, hava sıcaklığının vb. birbirinden kopamayan; biri olmadan sonucu gerçekleşmeyen ilişkisi irdelenmeyecektir. Bilim aradığı sorunun cevabını teker teker ve birbirinden bağımsız olarak vermekle yükümlüdür.

Bana göre bilimsel düşüncenin 20. yüzyılda popüler düşünce sistematiğinde açtığı en büyük yara da insanı bütünsel düşünce sistematiğinden koparması olmuştur.

Bu yöntem Karl Marx'ın ‘‘İnsanlar sadece çözebileceği sorunları dert edinirler’’ özdeyişi çerçevesinde muazzam faydalı sonuçlar doğurmuş, ancak bir bütün içinde yaşayan insanları ‘‘O’’ bütünselliğin aranmasından alıkoyduğu için de insanın kaçınılmaz yalnızlığına zemin hazırlamıştır.

Zira insan içinde bulunduğu ortamın tümüne bir cevap üretemediği sürece yalnızlığa mahkûmdur.

(Çarşamba günü devam edecek.)

X