"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Çocuk felci

Dün oğlumuzun okulunda “Spor Günü” vardı.

Nedir peki bu “Spor Günü”? 

Tüm gün boyunca çocukların çeşitli sportif yarışlar yapıp eğlendikleri; ana-babaların da onlara destek olacaklar diye kendilerini resmen yırttıkları gün.

Gönüllüler pasta kurabiye meyve satıp okula gelir sağlıyorlar. Müzik öğretmeni Dj’lik yapıp milleti kendinden geçiriyor filan.

Olay bu.

Çok basit bir olay gibi aslında. Ama aklınızın hayalinizin alamayacak olduğu kadar kocaman bir çocuk yetiştirme, gelecek nesile insanlık dersi verme yatırımı yapma stratejisi aslında.

Şimdi hislerimi ve gözlemlerimi nokta nokta anlatıyorum size:

Çocuk felci

1-     Amaç, istisnasız her çocuk bu günü güzel yaşasın.

2-     Keşke her gün Spor Günü olsa dersiniz. Gerçekten çok eğlenceli. Hem büyüklere, hem küçüklere...

3-     OYUN var, OYUN.

4-     Eğlenerek yarışılsın hissi var havada.

5-     Yenme ve yenilme centilmenliğini görüyor, öğreniyor insan. Yenen üstünlük taslamıyor, yenilen de ezik durmuyor. VE bu öğrenilebilir bir davranış şekli.

6-     Tek bir negatifliğe izin yok. Yani çocuk sonuncu gelince suratını asan tek kişi görmedim. Yasak sanki.

7-     Hiçbir ana-baba bağırmıyor, çocuğa azar atmıyor. Çuval yarışı sırasında bir ara kendimi gergin gördüm çok utandım. Hemen topladım  kendimi, gülümsemeye başladım.

8-     Millet sanki sürekli Cem Yılmaz seyreder modda. Gülücükler, kahkahalar, çak dostumlar uçuyor havada.

Çocuk felci

9-     Neşe neşe neşe neşe…

10-     Tanıdık tanımadık her çocuğa yüreklendirici sözler söyleniyor.

11-     Herkes herkesin çocuğuna “Hadi evlat yaparsın, yapacaksın, oldu bu iş, harikasın, müthişsin, az kaldı, dayan, bitirdin, başardın…” diyor.

12-     Alkışlamaktan avuçlar kızarıyor ama kimse alkışlamayı kesmiyor. Avrupalının avuçları bizimkinden antrenmanlı olabilir filan diye düşündüm. Öyle çok alkışladılar saatler boyunca. Şu an benim ellerim hala acıyorsa bilmiyorum onlar ne durumda.

13-     Kendi çocuğunun işi biten gitmiyor. Diğer çocukların da yarışlarını bitirmesini bekliyorlar. Çocuklar da bekleyip arkadaşlarını kutluyorlar mutlaka.

14-     Koşan çocuk koştuğu her metrede bir veli ve arkadaşının ona söylediği yüreklendirici sözleri duyarak ve gülümseyerek koşuyor.

15-     Ne birinciler abartı bir ilgi görüyorlar, ne de öbürlerine ayıp olmasın diye alkışlanmamazlık ediliyorlar. Tam kıvamında bir tebrik var.

16-     Sonuncu gelen çocuklar da istisnasız; her öğrenci, arkadaş ve veli ve öğretmen tarafından sürekli yüreklendiriliyorlar. “Bak çok daha iyi yaptın, düşsen de kalkıp devam ettin, bak nasıl güzel bitirdin, denediğin için seni kutlarız, önemli olan denemendi seninle gurur duyuyoruz…” vesaire gibi cümlelerle “Dünyanın sonu değilmiş, bir sonraki sefer belki daha iyi yaparım, kesin bir daha denerim…” hissi ile gidiyorlar evlerine. Ezik büzük değil.

17-     Çocukların yarışları bittikten sonra mutlaka anne babalar da sahaya çıkıyorlar. Çocuklar da anne babalarını yarışırken, komik duruma düşerken, yenip yenilirken görüyorlar. Bu kısmına bayılıyorum çünkü, çocuğa laf etmek en kolayı. Sıkıysa sen de çık bakalım meydana durumu var. İnsan bir daha çocuğuna laf etmeden iki kere düşünür yani... Bu da hayat dersi.

Dün o ortamda, Dünya’nın her yerinden gelmiş bu rengarenk insanları seyrettim uzun uzun.

Bizi düşündüm.

Gerginliğimizi, stresimizi, hırslarımızı yaşayış şeklimizi...

Çocuk felci

Eğlenmeyi bilmiyoruz biz.

Oynamayı hiç bilmiyoruz!

Yenmeyi bilmiyoruz, yenilmeyi bilmiyoruz.

Anlık kazançlar ve anlık kayıplarla günü geçiriyoruz.

Yani bir çocuk 4 tur koşacak mesela, yaşı 7, taktik biliyor. “Yolum uzun. Erken şişmeyeyim, hesaplı gideyim” bilinci var. Erkenden bilinçli bu konuda. Ona bunu sakince öğretenleri var.

Ben de o insanları görmesem; “bas bas bas” diyebilirdim mesela çocuğuma. Çocuk da basardı ve daha ilk saniyede biterdi ve bi daha da asla o yarışa girmezdi. Dün bunu bir kere daha anladım.

Biz mesela, hep sözümona yarış halindeyiz ve nedense daha çok kazanmamız gerekirken, kaybetmekteyiz. Ama buna kafa yormuyoruz asla.

Şimdi gelelim esas noktaya.

Okulda bir sınıf öğretmeni engelli. Akülü sandalyesi ile geliyor derslere. Okul, öğretmenin her şeyi kendisinin gayet güzel yapabilecek olduğu şekilde inşa edilmiş zaten. Kadın hiç sorun yaşamıyor.

Düşündüm de, ben bu yaşıma geldim, bizde hiç engelli bir öğretmen görmedim.

Ne büyük bir kayıp bu biliyor musunuz mesela?

Oysa benim oğlum için o öğretmenin diğer öğretmenlerden bir farkı yok. Hakları ve eşitlikleri var.

Engeli engel değil hayatına. Çocuğum bu fikre aşina yetişiyor. Çok şükür.

Milyarlara değişmem bunu, asla.

Ve ve ve... sıkı okuyun şimdi lütfen!

Okulda çocuk felci geçirmiş, engelli bir kız öğrenci var. Koltuk değnekleri ile gelip gidiyor derslere. Sınıfa girmek için bahçede sıraya girildiğinde, arkadaşları onu geçmek için tepişmiyorlar, asla. O yavaş gidiyor diye kızı ittirip geçtiklerini de bir kere görmedim. Hepsi sırasını bekliyor. Kaçtır dikkat ediyorum, yuvadaki çocuklar bile bu konuda duyarlı. Kazara biri dikkatsiz davransa, birbirlerini uyarıyorlar.

Neyse dün yarışlar sırasında o kızı ve diğer çocukları izledim.

Bayrak yarışı başladı. Belli ki daha önceden deneyimliler, herkes ne yapacağını biliyor, hazır.

Beden öğretmeni engelli çocuğu pistin yarısına kadar getirdi.

Kız başıyla hazır olduğunu belli edince, arkadan gelen öğrenci ona bayrağı verdi ve geri döndü. Kız finişe kendi temposunda, yani koltuk değnekleriyle gidebildiği en iyi temposunda koşarak gitti.

Bütün okul, en küçüğünden en büyüğüne, çığlık çığlığa o kıza destek verdi. Kız gülümseyerek finişe gelip bayrağı arkadaşına teslim edip yerine geçti.

O çocuk dün, hiçbir eksiklik hissetmedi. Spor günü mpor günü, benim engelim var evde kalayım, aman ekibimi yavaşlatırım, rezil olurum, kabul edilmem filan düşünceleri yok yok yok!

O çocuk da takımın bir parçası!

Buna hakkı var, hakkı!

O anda her şey oradaki herkes için son derece doğaldı; ama benim adıma her şey bir o kadar da hayat dersi gibiydi. Biz böyle görmedik ki!

Benim için okulun anlamı budur arkadaş.

Bilmem anlatabildim mi?

Dilerim, çok yakın zamanda, bizim ülkemizde de, böyle manzaraları ağzımız açık kalmış şekilde gıptayla anlatarak ders vermek zorunda kalmadığımız günlerimiz olsun.

Acilen olsun, e mi!

Yonca

“gıpta”

“Neresi burası ya?” diyenlere dip not: Arkadaşlar biz 11 senedir Dubai’deyiz. Okul da Dubai’de bir okul işte. Hani sorarsınız diye...

Çocuk felci Çocuk felci

X