Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cheney keşke beni vursaydı diyen kaç Amerikalı vardır

Adam, hem vuruluyor hem de özür diliyor. Amerikan Başkan Yardımcısı Cheney’in bıldırcın avlarken saçmayla vurduğu arkadaşı Harry Whittington’dan söz ediyorum.

78 yaşındaki Teksaslı avukat, "Ailem ve ben, Cheney’in son bir haftadır çektiği sıkıntıdan ötürü çok üzgünüz. Kendisi bu av kazasından daha mühim meselelerle uğraşıyor" diyor.

"Umarım Teksas’a gelip stres atmaya devam eder" diye de ekliyor. TV şovmenleri, hareket eden her şeyi vuruyor diye Cheney’i tehlikeli adam ilan ediyor, o ise Teksas’a ava çağırıyor.

Artık bu laflardan sonra adamın, Cheney’den davacı olmayacağını söylemeye gerek yok. Amerika’da siyasilerin vatandaşı mahkemeye verdiğine pek rastlanmıyor ama, başkanlar aleyhinde bile dava açılabileceğini Bill Clinton’dan biliyoruz. Hani şu Paula Jones ve pantolon indirme davasını hatırlayın. Mahkeme dışında anlaşmasalar, Clinton görev süresi bittikten sonra yargılanacaktı.

Ayrıca Cheney de TV’ye çıkıp "Bütün sorumluluk bende" diyor. Yani bir şekilde özür dilemiş oluyor.

Whittington bir avukat ve ABD’li avukatların lügatında özrün yeri yok. İstediğiniz kadar özür dileyin, böyle bir av kazasından sonra ihmal ve dikkatsizlik suçlamasıyla dava açacak milyonlarca insan yaşıyor ABD’de.

Mahkemeleri meşgul eden absürd davaların yanında çok da makul kalıyor.

Mesela, Minnesotalı Christopher Roller’in, dünyaca ünlü iki illüzyonist aleyhinde açtığı davanın yanında çok makul kalıyor.

Roller, illüzyon numaralarını anlamadığı gerekçesiyle David Blaine ve David Copperfield’i mahkemeye verdi. "Bu numaraları nasıl yaptıklarını anlamıyorum. Fizik kurallarına meydan okuyorlar. Ya sırlarını açıklasınlar, ya da ömür boyu kazançlarının yüzde 10’unu bana versinler" diye şikayette bulunuyordu. Payı istemesinin nedeni, illüzyonistlerin "ilahi güçlerini" çalmış olmasından şüphelenmesi. Yani adam kendini tanrı sanıyor. Hesaplarına göre Copperfield’den 50 milyon, Blaine’den ise 2 milyon dolar alması gerekiyordu.

Tabii hakim başvuruyu reddetti ve bu dava Stella Ödülü aldı.

Adını, McDonald’s aleyhindeki meşhur sıcak kahve davasını açan, kazanan, ancak daha sonra tazminatı kırpılan Stella Liebeck’ten alan bu ödül, yılın en absürd davalarına veriliyor. Kitap haline de getirilen bu davaların ne kadarı hayal ürünü, ne kadarı gerçek, orasını kontrol etmek zor.

Mesela, çim biçme makinesiyle dikenli tel kesmeye çalışırken yaralanan adamın makineyi üreten şirketten 500 bin dolar tazminat kazandığı dava. Amerikan medyasında günlerce yer alan bu adliye haberinin, aslında bir sigorta şirketinin reklam kampanyası olduğu sonradan anlaşıldı.

Ancak 125 kiloluk Caesar Barber’ın günde beş öğün tıkındığı McDonald’s, Burger King, Wendy’s ve KFC’yi, kendisinde obezite, diyabet ve kalp hastalığına yol açtıkları gerekçesiyle dava ettiği haberi doğru. Bir kez reddedildikten sonra yeniden dava açan Caesar Barber, hakimin kararı gereği aynı şikayetle bir daha mahkemeye başvuramayacak. Ancak avukatlar sürekli yeni obez müşteriler bulup dava açmaya devam ediyor ve sonunda Kongre bu davaları engellemek için yeni bir yasal düzenlemeye gidiyor.

Bu yılın Stella Ödülü kazanan diğer davacıları arasında, bir mağazanın tuvaletinde, tutkal sürülmüş klozet kapağına yapışıp 3 milyon dolarlık tazminat davası açan adam da var. Ayrıca telefon rehberinden numarasını bulduğu dermataloğa liposuction yaptırıp, sonuç facia olunca, hem sağlık gerekçesiyle kendine, hem de karılık vazifelerini yerine getiremediği için kocasına tazminat ödenmesi talebiyle dava açan Michelle Knepper adlı kadın da var. Yanlış anlaşılmasın, bu kadın plastik cerrahi uzmanı olmadığı halde liposuction yapan dermatologdan değil, telefon şirketinden davacı oluyor. Ve kazanıyor. Kendisi 1.2 milyon dolar, kocası da 375 bin dolar alıyor.

Bu haber Amerikan basınında ciddi ciddi çıktı. Palavra olduğu ne zaman anlaşılacak merak ediyorum.

Ama bu başka bir özgürlük

Gunde Norell adlı İsveçli ressam yağlıboya bir tablo yapmış. Stockholm’deki antika eşya ve ayakkabı fuarında sergileniyor. İki gün içinde 10 bin kişi görüyor tabloyu.

Danimarka gazetesinde yayınlanan Hz.Muhammed karikatürleri ortalığı ateşlediği için bu resim de daha dikkat çekici bir hale gelmiş.

İsveç Başbakanı Göran Persson ile ABD Başkanı George W.Bush ileri derecede müstehcen şekilde görünüyor. Sadece ikisi değil. Persson’un eşi Anitra Sten Persson ile Başbakan Yardımcısı Bosse Ringholm da üryan vaziyette al takke ver külah.

Bu resmi gazeteye basmanın yolu yok. Stockholm muhabirimiz Tandoğan Uysal, tabloyu fotoğraflama, yanında bizzat poz verme ve ressamla görüşme dahil hikayenin tüm gereklerini yerine getirdiği halde biz basmak yerine bakmakla yetindik.

Ressam Norell, eserini sergileyebilmenin övüncü içinde anlatıyor Tandoğan’a: "Burada siyasi bir mesaj yok, düşünce özgürlüğü var. Tamamen benim fantezim. Hoşgörü ve şaka amacıyla yapılmış bir tablo. Başbakan Persson’a da göstermişler. Yorum yapmak istememiş. Sanırım sanatıma gösterdiği saygıdan. Ben de suç işlediğimi sanmıyorum."

Norell, Hz.Muhammed karikatürleri için ise "Din çok hassas bir konu, ben olsaydım böyle bir tablo ya da karikatür yapmazdım" diyor.

Bu tablonun sergilendiği özgürlük ortamı ile Danimarka’nın karikatürler konusundaki özgürlük savunması arasında hemen bir paralellik kuruluyor. Ancak ikisi arasında en ufak bir ortak payda bulunmuyor. Persson, kutsal bir kişilik olmadığına göre... Bu özgürlük daha çok, karikatürize edilmekten hazzetmeyen başbakanlara gönderme niteliğinde bir özgürlük.
X