Cari açık neden önemli?

Cari açığın finansmanında sorun yok. Bu aralar herkes bu cümleyi tekrarlıyor. Evet bugün hakikaten yok. Türkiye’ye sermaye akıyor. Ama ya bu sermayenin akışını sağlayan koşullar bir anda değişirse? Ya siyasi etkiye çok açık olduğunu bildiğimiz finans çevreleri “Türkiye’ye ders vermek isteyenlerin” telkini ya da baskısı ile bu parayı çekmeye karar verirse? Bunlar kulağa bu aralar sıkça duyduğumuz komplo teorilerinin uzantısı gibi geliyordur muhakkak. Ama önce aşağıdaki rakamlara bir göz atın. Durumun ne kadar kırılgan olduğunu göreceksiniz.

Haberin Devamı

Merkez Bankası, cari işlemlerin Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 58.4 artışla  2.3 milyar dolar açık verdiğini, yılın ilk yarısındaki açığın da geçen yılın aynı dönemine göre  yüzde 38.3 artışla 13.7 milyar dolar olduğunu açıkladı.

Haziran ayı verisi ile birlikte 12 aylık kümülatif açık 19,3 milyar dolara yükseldi.

Bu rakamların piyasa ve bir çok uzman tarafından fazla önemsenmemesinin sebebi ne acaba? Çünkü veriler oldukça ciddi bir sorun yaşanabileceğini işaret ediyor. Mesela 2005 yılının ilk altı ayında ulaştığımız rakam 13.7 milyar dolar. Oysa geçen yılın tamamında 15.5 milyar dolarlık bir açık verilmişti ve geçen sene de cari açığın risk oluşturabileceği sık sık dile getiriliyordu. (Geçen yıl bir kaza yaşanmamış olması bu yıl bizi güvende kılmıyor.) Şimdi yılsonunda 20 milyar dolar gibi bir cari işlemler açğı rakamına ulaşılabileceğinden bahsediliyor. Ekonominin yüzde ortalama yüzde 5 büyüyeceğini düşünürsek 20 milyar dolarlık rakam GSMH’nin yüzde 6’sı gibi bir seviyeye denk gelecek ki bu da tehlike sınırı olarak kabul edilen yüzde 5’in bir hayli üzerinde bir rakam.

Haberin Devamı

Bir çok insan cari açığın finansmanında sorun olmadığını belirtiyor. Örneğin ithalat ve ihracattaki yavaşlama nedeniyle gelecek aylarda cari açık rakamının küçüleceğini ve tehlike sınırının dışına çıkacağını söyleyen uzmanlar var. Turizm gelirlerinde ciddi bir artış var. Özelleştirme gelirleri ise tarihi rekor seviyelere ulaşıyor. Uzmanlar dış ticaretteki yavaşlama konusunda haklılar ama ihracatın ithalattan daha hızlı yavaşladığını ve bunun da dış ticaret açığını yani aradaki farkı daha da artırdığını görmezden geliyorlar.

Yabancı yatırımcıların elindeki menkul kıymetlerin tamamı 45 milyar dolara yaklaşmış durumda. Oysa bu rakam 2003 sonu itibariyle 16 milyar dolar seviyesindeydi. Bu sermaye girişi cari açağın finansmanında çok ciddi bir öneme sahip. Ama...

Yabancı yatırımcıların elindeki menkul kıymetlerin Merkez bankası rezervine oranı yüzde 100’ün üzerine çıkmış durumda. Yani bu paranın bir kısmı bile bir anda çıkmaya karar verirse bunun kuru nasıl tetikleyeceği 2001 krizinden bu yana herkesin gayet iyi bildiği bir durum. Ayrıca yukarda verdiğimiz yabancı sermaye merkez bankası rezervi oranı da bu sermayenin tamamının ülkeden çıkmaya karar vermesi durumunda, pratikte pek mümkün olamasa da, Merkez Bankası’nın bu çıkışı karşılayacak gücünün olmadığını gösteriyor.

Ayrıca...

Haberin Devamı

Sadece Haziran ayına bakarsak; 2.35 milyar dolarlık açık rakamına karşı rezerv 4.9 milyar dolar artmış. Bunun 5.4 milyar doları kayıt altına alınan rakam. 5.4 milyar doların içinde Hazine'nin eurobond ihracıyla aldığı 1,25 milyar dolar ve bankaların sendikasyon kredileri yoluyla giren 2.7 milyar dolar da yer alıyor. Geri kalan 2.7 milyar dolar ise nereden geldiği bilinmeyen para. Amerikalılara göre bu parayı Suudi sermayesi Türkiye’ye sokuyor ve Türkiye’deki yatırım olanakları ama asıl olarak 11 Eylül sonrası gelişmeler bu paranın girişini tetiklemiş. Burada gözardı edilen ise bu paranın geldiği hızda çıkabilecek olması. Sadece net hata noksan kalemindeki değil doğrudan yabancı yatırım dışındaki tüm girişler bir anda tersine dönebilir.

Haberin Devamı

2001 krizinden sonra Türkiye’ye yaşanan sermaye girişinin ekonomik temelleri olduğu gibi siyasi temelleri de var. Ekonomik gelişmelerde büyük bir sorun yok gibi. Tamam hala gücünü üretimden alan bir ülke konumunda değiliz ama Türkiye ekonomisi ciddi bir kabuk değişimi yaşayarak krizlere karşı kendini büyük ölçüde güvenceye aldı. Yabancı sermayenin Türkiye’ye girişini sağlayan siyasi temellerde ise AB’ye üyelik çerçevesinde Türkiye’nin gerçekleştirdiği açılım, Irak savaşı, Kıbrıs meselesi gibi önemli ve sıkıntılı noktaları görüyoruz. Korkumuz da tam bu noktada başlıyor işte...

Yazarın Tüm Yazıları