"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Bunu da yaptım Bir reklam filminde oynadım

Aman Allah'ım ikisinin bir sette birlikte çalışması ne kadar erotik.

Bakınız: Sinan Çetin ve karısı Rebecca.

Kameranın arkasında yan yana duruyorlar biri yönetmen, diğeri görüntü yönetmeni.

Ve gözleri sadece işi görüyor.

Ama setteki diğer gözler de onları fark etmeden edemiyor.

İki insan birbirine bu kadar yakışsın. İki insan birbirini bu kadar tamamlasın...

Tamam, tamam biliyorum... Ağırbaşlı, hanım hanımcık, düzgün, sakin, gizemli, olup biten karşısında, ‘‘Bunların benimle ne alakası var?’’ yapabilen, hiçbir şeyi fazla abartmayan bir kadın olmak gerekiyor.

Yani Arzum Onan modeli.

Öyle olursan kıymetli oluyorsun, örnek oluyorsun.

Ya ben?

Tam tersi...

Bir de, ağzımda bakla ıslanmıyor benim.

Çocuk gibiyim anasını satayım.

Heyecan duyduysam bir şeyden, mutlaka ama mutlaka birilerine (demek istiyorum ki 600 bin kişiye) anlatmam gerekiyor.

Şart yani.

Tutamıyorum kendimi.

Duramıyorum.

Yok bende dur düğmesi.

Bu modelde üretmemişler!

Sabredemiyorum, bekleyemiyorum.

Car car car anlatıyorum.

Güya sır ama bütün dünyaya ilan ediyorum.

Nerede benim borazanım?

Verin artık söylemek istiyorum!

*

Duyduk duymadık demeyin.

Ben bir reklam filminde oynadım.

Oh be, söyledim rahatladım!

Üstelik partnerim Türk sinemasının en büyük isimlerinden biri. Ama adını açıklamam yasak. En azından gazeteye yazmam yasak. Tahmin edersiniz ki, bu durum epey huzursuz ediyor beni. Ama bakın telefon açarsanız söyleyebilirim. Bir süre sonra tabii. Şimdilik sadece şu tüyoyu verebilirim:

Say ki, sevgilim Türkan Şoray'la film çevirmiş. Öyle biri. Baba biri. Ve ben, bu adamla kamera karşısına geçiyorum. Magazin dergilerinde hayranlıkla izlediğim starlar için kullanılan şu cümleyi, şimdi kendim için kuruyorum:

‘‘Kamera karşısına geçti!’’

Hey yavrum be!

Bana hak veriyorsunuz değil mi?

Bu durumda ben nasıl ağırbaşlı olabilirim?

Allahaşkına nasıl susabilirim?

Yani mümkünü var mı?

*

‘‘Mümkün tabii, neden olmasın’’ dedim.

‘‘Sabah tam 7'de setteyim.’’

Dedim ama hayat bu, insan başına gelecekleri önceden kestiremiyor ki, kavga dediğin şey ‘‘Ben geliyorum’’ demiyor. Sevgilimle kıyafet mevzuundan birbirimize girdik. Ben bütün gardırobu indiriyorum, sabahki rol için eli yüzü düzgün bir şey arıyorum, kaç kere televizyonda göründüm, iki elin parmaklarından az, haliyle adam gibi durmak istiyorum. Sevgilim hiç oralı değil. Ne giysem ‘‘Tamam bu iyi’’ diyor, televizyonda izlemekte olduğu Fenerbahçe'yle ilgili haberlere geri dönüyor.

Birden patladım:

‘‘Fenerbahçe'den daha önemli hiçbir şey yok bu hayatta senin için, değil mi?’’

Eyvah, tehlikeli sulara girdim farkındayım...

Ama laf da ağzımdan çıkmış bulundu.

Birden ciddileşti:

‘‘Yanılmıyorsam biz bu Fener meselesini konuşmuştuk...’’

‘‘Tamam, Fener’in hayatımızdaki önceliğini ben de kabul etmiştim. Ama o zaman takım yerlerde sürünüyordu. Şimdi işler değişti. Neredeyse şampiyonsunuz...’’

‘‘Lütfen böyle şeyler söyleme...’’

‘‘Pardon! Nazar değebilir değil mi? Aman tahtaya da vuralım. Evet, Fener önemli ama bu reklam filmi de önemli. Bu yaptığın bencillik yani! İnsan bir fikir verir. Ben senin sevgilinim. Orada kötü mü görüneyim?’’

Nasıl tatlıya bağlandı bilmiyorum ama ‘‘Bunu giy’’ dedi, şimdi hatırlayamadığım mantıklı bir gerekçe söyledi, güzel göründüğüme beni ikna etti, ‘‘Hadi gel yanıma’’ dedi, Allah'tan televizyonda Fenerbahçe’yle ilgili bütün haberler bitmişti, anlayacağınız yatağa girdiğimizde saatler epeyce ilerlemişti.

Takdir edersiniz ki, kavgaların en güzel yanı barışması...

Ama bir bedeli de var tabii.

Sabah uyanamadım.

Saat tam 7'de sette olamadım.

Kamera önündeki daha ilk tecrübemin ilk kademesinde çuvalladım.

Uçarak sete gittim.

Süklüm püklüm sete girdim.

Tek ayak üzerinde durarak cezamı çektim.

Ve ilk reklam filmi maceramız böylece başlamış oldu.

*

Şimdi anlıyorum neden insanlar kendilerini bu kadar yırtıyorlar yönetmen olayım diye.

Çok havalı abi.

Her şeyin hakimi sensin.

Oranın Allah'ı sensin.

Halin tavrın, imajın, duruşun daha bir seksi, daha bir tahrik edici mi oluyor nedir, insan etkileniyor elinde olmadan.

Bu anlattığım adam Sinan Çetin.

Ama sadece o değil insanı yakalayan.

Rebecca da var.

Sinan Çetin'in karısı.

Aman Allah'ım ikisinin bir sette birlikte çalışması ne kadar erotik.

Kameranın arkasında yan yana duruyorlar, biri yönetmen diğeri görüntü yönetmeni.

Ve gözleri sadece işi görüyor.

Ama setteki diğer gözler de onları fark etmeden edemiyor.

İki insan birbirine bu kadar yakışsın.

Bu kadar tamamlasın birbirini.

Adamdan gıcık alabilirsiniz, bazen çünkü dangul dungul, hazmetmesi kolay biri değil, ama benim gördüğüm kadrajın içinde melek gibiydi. Oraya buraya laf yetiştiren, hiperaktif, yerinde duramayan, işi iyi oldurmak için elinden gelen ne varsa yapan, oyunculara nasıl oynaması gerektiğini söyleyen, sufle veren, dolduruşa getiren bir acayip adam...

Ama bağırtısı çağırtısı karısına sökmüyor tabii.

Çünkü o da işini çok iyi biliyor.

Tabii bir başka profesyonel daha var işin içinde.

Reklam ajansı.

Alametifarika.

Senaryoyu yazanlar onlar.

Diyalogları ve esprileri patlatan Vedat Özdemiroğlu. O ünlü bir mizah yazarı ama şimdilik ünsüz bir reklamcı. Bu hızla giderse yakında tanımayan kalmaz. Alametifarika ile Plato birlikte iş yapınca ortaya hoş işler çıkacak, öyle duruyor.

*

Bu sözünü ettiğim reklam filmi eğlenceli ve yaratıcı.

Bence yani.

Ben daha fikri duyar duymaz güldüm.

İlk tepkim de şu oldu: ‘‘Hadi canım! Şaka yapıyorsunuz...’’

Nedense, o sözünü ettiğim Türk sinemasının en büyük isimlerinden biri kabul etmez gibi geldi.

Önyargı işte.

Belki o da kendini değil; yaptığı işi, yani oyunculuğu ciddiye aldığını göstermek istiyor.

Ve onu bir sette izlemek müthiş oluyor.

Hakkını teslim ediyorsun yani.

Bana gelince...

Söylenen her şeyi yapmaya çalıştım.

Çok da keyif aldım.

Umarım siz de seversiniz.

Sevmezseniz de kalbimi kırmayın tamam mı?

Bu oyuncu milleti hassas oluyor, alıngan oluyor...

Beni küstürmenin size bir faydası yok.

Ama sevgilime zararı olabilir: Onun başının etini yiyeceğimden, ben bu işe niye kalkıştım, neden müsaade ettin, neden engel olmadın, beni yeteri kadar sevseydin o sabah evden çıkmama izin vermezdin diyeceğinden emin olabilirsiniz. Tamam mı? Anlaştık mı? Yorumlarınızı ona göre yapın.

Rebecca şahane bir kadın, Fenerbahçe de şahane bir takım diye bitiriyorum bu yazıyı.

Ve Dubai'ye gidiyorum.

Dönüşte ne getireyim size?

Lütfen cep telefonu, kamera, fotoğraf makinesi filan istemeyin de... Daha önce aldığım siparişleri getireceğim. Yeni siparişlerin önünü kesmeye çalışıyorum, o kadar. Öptüm.

HAMİŞ: Sinan Çetin de işini yaparken şahaneymiş. Reklam montaj aşamasında. Sağı solu belli olmaz onun, alınır-malınır...


Tutamıyorum kendimi.

Duramıyorum.

Yok bende dur düğmesi.

Bu modelde üretmemişler.

Sabredemiyorum, bekleyemiyorum.

Car car car anlatıyorum.

Güya sır ama bütün dünyaya ilan ediyorum.

Nerede benim borazanım?

Verin artık söylemek istiyorum!
X