Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bülent Hanım böyle bir kavanoz var mı

Dün Bakırköy Capacity Alışveriş Merkezi’ndeki "Hafta Sonu Magazin Tarihi Sergisi"ni gezdim.

Sergide zamanda yolculuğa çıkmış ilerlerken, 5-6 kişinin bir Hafta Sonu kapağının yanında toplandığını gördüm. Kalabalıktan "Olamaz, doğru değildir" nidaları yükseliyordu.

Her meraklı vatandaş gibi ben de bu küçük gruba dahil oldum ve asrın magazin haberiyle yüz yüze geldim!

"Bay Bülent Ersoy bu kavanozda" başlığı atılmıştı. "Ne kavanozu" derken derginin tarihinin 8 Mayıs 1981’i gösterdiğini görünce jeton düştü. Haber, Ersoy’un meşhur pembe nüfus cüzdanını almasını sağlayan Londra’da geçirdiği ameliyatla ilgiliydi.

Habere göre Ersoy, Londra’da 29 Nisan’da yapılan ameliyattan sonra bir kanama geçirmiş ve tekrar Charring Cross Hastanesi’ne kaldırılmış. Ersoy’u takip eden Hafta Sonu muhabiri de ’Ersoy’un ömür boyu saklayacağı hatıra’nın fotoğrafını çekme başarısı göstermiş.

Gelin haberin devamını orijinal metinden okuyalım: "Kimi insan vardır böbreğinden çıkan taşı, ya da alınan bademciğini, hatta çektirdiği dişi saklamak ister. Ve o uzvu, her ne ise, ilaçlı bir sıvının içinde, şişede, kavanozda muhafaza eder... Geçirdiği o pek özel ameliyatın sonucu gerçekten alımlı bir kadın olan Bülent Ersoy’un da şimdi bir hatırası var. Hem de ömür boyu saklayacağı bir hatıra... Bülent Ersoy’un erkeklik döneminden kalan bu pek özel hatırayı, yalnızca Hafta Sonu objektifi tespit edebildi. Ersoy’un isteği üzerine hazırlanan bu kavanozun üzerinde "Miss Ersoy" etiketi var...

Kavanozdaki sıvıya gelince; yüzde 10 tamponlu formaldehit ile saf sudan oluşuyor. Ve içine konulan dokuyu yıllarca koruyor."

Yıllarca!

Hafta Sonu, Bülent Ersoy’un hastaneden taburcu olurken çekilmiş fotoğraflarını yayınlanmış. Yabancı hemşirelerin yer aldığı fotoğraf da mizansen olmasa gerek. Araştırmacı gazeteciliğin sınırlarını zorlayarak o devirde Hafta Sonu’nda çalışmış meslektaşlarıma da ulaştım. Onlar da ısrarla haberin asparagas olmadığını söylediler.

O zaman bu asrın magazin haberinden geriye sadece şu soru kalıyor: Bülent Ersoy, bu hatırayı hálá saklıyor mu?

Magazin basını olmasa hepimiz komünisttik

Bu ülkede kime sorsanız "Magazini takip etmem" der, ama internetteki haber okunma oranlarında hep magazin haberleri birinci sırada yer alır.

Yine bu ülkede "Siyaset Meydanı"ndan en dandik programa "Ne olacak bu magazin basını?" sorusu tartışılır ve yine en yüksek reytingi magazin programları alır. Bu bize has bir durum değil. Yurtdışında magazin daha çılgınca takip ediliyor.

Tek fark onlar bizim gibi ikiyüzlü değil.

Kabul edin artık, magazin okumak aşağılanacak bir durum değil aksine en temel insani ihtiyaç. Çünkü magazin umudu besliyor.

Bunu ben değil, 30 ülkenin üye olduğu İktisadi Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) çarşamba günü açıkladığı Gelir Dağılımı raporu söylüyor. Raporda 1970’lerden günümüze gelir eşitsizliği arttığı halde sosyal patlama riskinin azaldığı, bunun da önemli ölçüde ’magazin etkisi’nden kaynaklandığı açıklandı.

Yine aynı raporda, yoksul kesimlerin magazin yoluyla süper zenginlerin gündelik yaşamlarını okudukları ve kendilerini de öyle hayal ederek rahatladıkları, bundan dolayı da zengin yaşamlarına karşı tepki duymadıkları belirtildi.

Şimdi bu bilgilerden sonra, "İktidar halkı magazinle uyutuyor" derseniz yanılırsınız. Aksine, Türkiye’de iktidar tam tersini yapıyor.

Hatırlarsınız, 2000 yılında MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, "Varsayalım Ankara’nın varoşlarında yaşayan, altı çocuğu olan ve akşam evine ekmek götüremeyen birisiniz. Akşam televizyonunuzu açtığınızda Televole programlarında 60 kişinin nasıl yaşadığını görüyorsunuz. Siz olsanız ne düşünürsünüz? Ben bu durumda olsam, belki de komünist olurdum" demiş ve magazin programları yavaş yavaş rafa kaldırılmıştı. OECD raporu ise özetle magazinin komünist olmayı engellediğini söylüyor.

Görüyorsunuz, magazin MİT’i bile yanıltıyor.

İnsanlar magazinle, "Var mısın Yok musun" ve türevi yarışmalarla şansın bir gün kendisine gülmesini bekliyor. Beklerken de dünyada açlık tehlikesi altında insan sayısı 1 milyara yaklaşıyor. Ama kimsenin gıkı çıkmıyor. Niye? Pandora’nın kutusu açıldığında bütün kötülüklere karşı sadece umut yeryüzüne indirildi de ondan.

Hadi şeytanın avukatlığını yapayım: Ben hükümetin yerinde olsam, bu kriz ortamında öğlen kuşağına çekilen magazin programlarını acilen prime-time’a taşırdım...
X