Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu kenti seviyorum. Çünkü...

Bir okuyucunun “Köşenizde Ankara’yı da kısaca anlatsanız nasıl olur?” isteği üzerine Başkentle ilgili yazılan binlerce şiire ilham vermiş o mihengi düşündüm. Sonra da, Ankara’nın, milli mücadele tarihimiz, bağımsızlığımız ve cumhuriyetimiz için taşıdığı önemi...

Sabahın, ilk ışıklarıyla birlikte Ankaralıların, iş yerlerine ulaşmaya çalışmalarını seyrettim. Alıveriş merkezlerinde gezinen, kafelerde soluklanan insanların çoğunun, ev hanımı ve öğrencilerden oluştuğunu gözledim. Mesai bitimiyle birlikte akşamı geceye taşımak isteyenlerin yüzlerini Sakarya, Filistin, Arjantin Caddeleri ya da Çukurambar, Çayyolu hattına çevirdiğine tanık oldum. Sakarya Caddesi’nde, üst düzey bir bürokratla, öğrenci ve işçinin rakı masası komşuluğuna katıldım.
Türkiye’nin en zenginlerine bakırcıların, antikacıların üs kurduğu Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki dükkânlarda pazarlık yaparken rastladım. Altınpark’ta, Seymenler’de, Kuğulu Park’ta kesilen bir ağaca birlikte üzüldüğünü gördüm varoştaki gecekondu sakiniyle, İncek’deki villa sahibinin. Yoksul semtin abidesi gibi yükselen Kale burçlarının içindeki restoranlarda buluşan zengin ve fakirin buluşmasına eşlik ettim. Kısacası birçok metropolde yaşananın aksine, insanların birlikteliğiyle yarattığı armoniye baka kaldım. Sonra da dönüp, kısaca Ankara’yı anlatmak için klavyenin başına geçtim.

ANKARA ADI NEREDEN GELİYOR

Yazıma konu olarak hep değindiğimiz AVM’leri, Atakule’yi, Tunalı Hilmi gibi canlı caddeleri almayacağım. Biraz doğaya, biraz kültüre, biraz da sağlığa değinerek, Ankara Kalkınma Ajansı’nın fotoğrafları işliğinde burnumuzun dibindeki değerleri aktaracağım. Zira genç Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara, binlerce yıllık tarihi mirasın kalbinde, Anadolu’nun orta yerinde uzanıyor. Ağırbaşlı görünümünün altında; canlı kültürel hayatı, otantik durakları ve alternatif güzergâhları gözden kaçmamalı. Müzeleriyle, Anadolu’nun binlerce yıllık medeniyet serüvenini gözler önüne seriyor, tiyatroları, operaları, sergi salonlarıyla canlı bir kültürel hayat sunuyor.
 Önce kentin isminin nereden geldiğine bakalım. Buranın eski sahipleri Galatlar tarafından verilen ve Yunancada ‘çapa’ anlamında Ankyra’dan geliyor. Tarih boyunca Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara ve Angora olarak isimlendirilen kent, son olarak Ankara adını almış. Bugün nüfusu 5 milyona ulaşan kent, Galatlara, Hititlere, Friglere, Lidyalılara, Perslere, Bizanslılara, Selçuklulara ve Osmanlılara ev sahipliği yapmış, genç Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etmiş.

BU MÜZEDE ZAMAN TÜNELİNE GİRİN

Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinden geriye kalan nadide eserler, bugün başkentteki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görülebiliyor. 1997 yılında 68 müze arasında ‘Avrupa’da Yılın Müzesi’ unvanını alan müze, adına yaraşır biçimde, medeniyetleri buluşturuyor. Paleolitik çağdan günümüze kronolojik sıra ile sergilenen eşsiz koleksiyonlar, ziyaretçileri zamanda yolculuğa çıkarıyor.

TARİHİ KENT MERKEZİNDE KISA BİR TUR

Tarihi kent merkezi Ulus, Ankara’nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Ulus; 3’üncü yüzyılda Roma İmparatoru Caracalla’nın sağlık tanrısı Asklepios adına yaptırdığı Roma hamamı açık hava müzesi, Galatya’nın eyalet, Ankara’nın metropolis (başkent) ilan edilmesiyle başlatılan imar hamlesi kapsamında inşa edilen Augustus Tapınağı; yanı başındaki hoşgörü abidesi Hacı Bayram-ı Veli Camii, millî iradenin vücut bulduğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi olan, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi (Kurtuluş Savaşı Müzesi) ile sizleri selamlıyor.

ANKARA KALESİNDE SANAYİ MÜZESİ

Ankara Kalesi’nin yapılış tarihi tam olarak bilinememekle birlikte, Hititler tarafından inşa edildiği sanılıyor. Hititlerden sonra Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular döneminde onarımdan geçen kale, hâkim konumuyla, bugün de canlılığını koruyor. Kale çevresi ise, eski Ankara evleri, otantik kıraathaneleri, tarihi hanları ile turistlerin ve Ankaralıların sıkça ziyaret ettiği bir cazibe merkezi konumunda. Kalenin girişindeki Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi ise, Ankara’nın ilk ve tek sanayi müzesi. Ulaşım, sanayi ve iletişim tarihine adanmış müzenin koleksiyonunda, Ankara ve Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili objelere de yer verilmiş. Müzede, minyatür modellerin yanı sıra sandal ve otomobil gibi birebir ölçülerde eserler de görülebilir.
Müzenin yer aldığı ‘At Pazarı Meydanı’nda, otantik ve antika eşya satan hanlar da bulunuyor. Bir yandan alışveriş yaparken, diğer yandan yöresel yiyecek ve içecekleri tadabilirsiniz.

HAMAMÖNÜ’NÜ BİR GÜN HERKES TANIYACAK

Ulus-Sıhhiye arasında yer alan ve restorasyon çalışmasının ardından şehre yeniden kazandırılan Hamamönü, ‘2011 Yılı Avrupalı Seçkin Destinasyon Ödülü’nü almaya hak kazandı. Tarihi Ankara evleri, otantik sokakları, yılın her gününe yayılan kültür-sanat etkinlikleri, köşe başlarında satılan el emeği göz nuru ürünleri, müzik sesleri, Sanat Sokağı, açık hava sineması ve her zevke ve keseye uygun alışveriş noktalarıyla mutlaka görülmesi gereken noktalardan biri.

ANITKABİR’İN İHTİŞAMI

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhının bulunduğu Anıtkabir, Türk halkının anısına saygısını simgeliyor. Rasattepe’de yer alan Anıtkabir, modern mimarinin ihtişamını yansıtıyor. İçindeki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi ile ziyaretçilerinin, bir ulusun doğuşuna tanıklık etmesini sağlıyor.
 Edirne’deki Selimiye ve İstanbul’daki Sultan Ahmet camilerinden esinlenilerek 16’ncı yüzyıl mimari stili ve 20’nci yüzyıl teknolojisiyle inşa edilen Kocatepe Camii’nin bir kubbesi, dört adet minaresi bulunuyor.
Ankara ayrıca, anıtlar bakımından da zengin bir kent; yüzlerce yaştaki bir anıttan, modern mimari örneklerine kadar şehrin çeşitli noktalarında görmek mümkün.

KENT MERKEZİNİN AZ ÖTESİNDE

Ankara’nın Nallıhan, Beypazarı, Kızılcahamam ve Polatlı ilçeleri de, şehrin hızından uzaklaşıp, sakin bir gün geçirmek isteyenlere hem tarihi ve kültürel zenginlikler, hem de eko-turizm alternatifi sunuyor. Kent merkezine 160 kilometre uzaklıktaki Nallıhan; yayla turizmi, dağcılık, kamping, yürüyüş, kuş gözlemi ve eko-turizm potansiyeline sahip. Nallıhan’ın Çayırhan beldesi ise, 179 kuş türüne ev sahipliği yapan, bakir bir kuş cennetine sahip. Milyarlarca yıl önce iç deniz olan bölge, suyun çekilmesiyle erozyona maruz kalmış; ancak sonuç tam bir görsel şölen! Gün doğumu ve gün batımının jeolojik oluşumlarda yarattığı renk farklılıkları, özellikle yağmur yağdığında, eşsiz bir manzara sunuyor.

TELKARİ VE ANKARA’NIN SAĞLIKLI YÜZÜ

Haftada bir kurulan pazarıyla binlerce Ankaralıyı çeken Beypazarı ilçesi ise, eski Ankara evleri, doğal yürüyüş rotaları, geleneksel festivalleri ile görülmeye değer. Kent merkezinin 100 kilometre batısında, eski Ankara-İstanbul karayolu üzerinde bulunan ilçe, ‘telkâri’ adı verilen gümüş işçiliği ile meşhur. İnce bir zevkin ve el emeğinin ürünü olan telkâri, bölgede gümüş madeni olmamasına rağmen oldukça yaygın.
Ankara çok eski zamanlardan itibaren sağlık merkezi olarak da biliniyor. Kent, antik çağdan itibaren sağlık tanrısı Asklepios’a adanan birçok sağlık merkezine sahip. Günümüzde Kızılcahamam, Ayaş ve Haymana ilçelerinde bulunan termal tesisler şifa dağıtıyor. Kent merkezine 77 kilometre uzaklıktaki Kızılcahamam, zengin minerallerden oluşan suyu ile doktorların tavsiye ettiği rehabilitasyon mekânlarından biri. Şehre 83 kilometre uzaklıktaki Ayaş’ta yer alan tesislerdeki su ise, içilebilir olması dolayısıyla, dünyanın nadide termal sularından biri.
Gelelim sözün özüne; Ankaramızın elinde bunca değerli eserler varken turizme katkı sağlayacağım diye temalı park peşinde koşan Melih Gökçek, önce elindekinin değerini bilsin, yeter. Tabi ki yeniler de lazım, ama önce tıpkı Hamamönü’nü canlandıran Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki gibi Kale çevresini islah etsin, AOÇ gibi Ata yadigarını yaşatsın razıyız. Haksız mıyım?

X