Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bomba sesleri düğün evinden geliyor

ARKASI kesilmeyen top sesleri bebekleri korkutuyor, uykularından uyandırıyor, analar, babalar küçük çocuklarını “düğün var, bu sesler onun için” diye avutmaya çalışıyor.

Çocuk küçük yine de, anasına babasına sormadan edemiyor: “Ne çok düğün var? Her gün kim evleniyor?”
Top sesleri devam ederken, gece-gündüz hiç fark etmiyor, silah sesleri farklı bir korku yaratıyor. Hiç bitmiyor. Silahlardan çıkan kurşunların kime isabet edeceği belli değil. Hayat iğne ipliğine bağlı. Tesadüfen yaşanıyor.
Burası Güneydoğu, Hakkari, Van, Şemdinli, Eruh, dağların tepesi, köy ve kasabaların içi.
Her an, her şey olabilir, mayın patlayabilir, bomba düşebilir, karşılıklı çatışma çıkabilir. İnsanlar bomba ve çatışmanın ortasında kalabilir. Filmleri aşan bir gerçeklik.
GAZETECİLİK
O gerçeklikte gazetecilik yapmak, haber geçmek. Çok zor. Yapılan her objektif haber, tepki kaynağı. Herhangi bir haber ya oradaki silahlı kuvvetleri memnun etmiyor ya PKK’yı. Gazeteci iki ateş arasında.
Yaşanan özel durumların hepsi ayrı bir öykü. Roman, film malzemesi. Hayatın ta kendisi.
Hayatın içine son aylarda eklenen başka gerçekler var. Şehit aileleri bölgede yaşıyorsa, yakınları kamuda işe alınıyor.
Hiç bir olay tek yanlı değil. Ölen eğer PKK’lı ise, bu kez bazı belediyeler o PKK’lının yakınlarına iş veriyor.
Akşamları TV haberleri gülümsemeyle izleniyor, sabahları gazetelerde herkes kendine ait haberi arıyor, kendi mantığına denk düşecek biçimde verilmiş olmalı haber.
AYRI GERÇEKLER
Çarpışmaya fiilen katılanlar, fırsat bulup gazete okurlarsa, yapılan açıklamalara gülüp geçiyor.
Örneğin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yaptığı analizde, “PKK ile PYD arasındaki ilişki felsefi yakınlığın ötesine geçti” diyor. Haberi okuyan bölgedeki bir yetkili, “PYD, PKK’nın Suriye’deki kolu, PYD’yi PKK kurdu, ne felsefi yakınlığı” diyerek başını sallıyor. “Kafa karışıklığı” deyip geçiyor.
Yine Davutoğlu Halep’te nüfus yapısını verirken, Arapları, Kürtleri, Hıristiyanları sayıyor, Türkmenleri unutuyor. Oysa, kendisine bağlı Orta Doğu Araştırma Enstitüsü’nün raporuna baksa, Halep’te 900 bine yakın Türkmen olduğunu görecek.  Bölgedeki aynı yetkili, “biz Halep’i bu nedenle önemsiyoruz, ama bizi yönetenler bunu bilmiyor” diyerek iç çekiyor.
Türkiye her gün “şurada bir şehit, orada iki şehit” haberleriyle uyanıyor. Magazin haberlerini geçiştiriyor, olimpiyat haberleriyle oyalanıyor. Herkes kendi gerçeğini yaşıyor.
Suriye, Ergenekon, PKK, Balyoz, Oda TV, düşen uçak. O bomba sesleri düğün evinden geliyor.

Davalar ordu yapısını artık bozuyor

DENİZ Kuvvetlerinde tümamiralliğe yükselecek tuğamiral yok. Bulunmuyor, bulunanlar hapiste. Bu özel durumun yanı sıra, başka özel durumlar var.
Orduda bir üst rütbeye yükselecek subay, general ve amirallerin durumu bugün başlayacak Yüksek Askeri Şura’da ele alınacak. Ancak, sorun hapiste olanları da olmayanları da etkileyecek boyuta uzanıyor.
Ordunun personel yasası gereği, en çok 47 general ve amiral için uzatma kadrosu var, uzatma kadrolarının 19’u halen tutuklu general ve amiraller için kullanılıyor.
Hapiste olmayan ve geçen yıldan bekleyen general ve amiral sayısı 21. Yani, 47 kişilik bekleme kadrosunun 40’ı zaten dolmuş durumda. Şimdi yükselme sırası gelenlerin sadece 7’si uzatmadan yararlanabilecek. Gerisi emekli olacak.
Balyoz, Ergenekon, v.s. gibi davaların yıllarca uzaması orduda artık sadece hapiste olanları değil, olmayanları da etkilemeye başlıyor. Kısaca, ordu yapısını ve gücünü etkiliyor.
Bazı davalar beş yılı geride bırakıyor. Ne karar var, ne tahliye. Hala “kaçma şüphesi, yeterli delil toplama, tanık dinleme” gibi gerekçelerle davalar uzayıp gidiyor. Subay ya da general ya da amiral yurt dışında, hakkında tutuklama kararı var, kalkıp geliyor ve tutuklanıyor. Hâlâ hangi kaçma şüphesi?
Ya bozulan ordu yapısı? Davaları aşıyor, milli mesele haline dönüşüyor.

Balık çiftlikleri geri dönüyor

PANAYIR Adası, Alagün Koyu, Salih Adası, Kazıklı Koyu, İkiz Adalar yeniden balık çiftliklerine en yakın koy ve adalar.
Balık çiftliklerinin açık denizlerde kurulmasıyla ilgili yıllardır kedi-fare oyunu oynanıyor. Bu çiftlikler bir bu koylarda ve adalara yakın, bir açık denizlerde. Altı, yedi bakanlık bu işte söz sahibi. Onlar yönetmelik çıkartıyor, çiftlikler açık denizlere gidiyor, o yönetmelik sonradan askıya alınıyor, çiftlikler geri dönüyor.
Geçenlerde Sahil Güvenlik geri dönenlere ceza kesiyor. Boşuna. Çünkü, şimdi yeni bir yönetmeliğin hazırlandığı haberleri geliyor, balık çiftlikleri yeniden eski yerlerine dönüyor, iddiası. Neymiş, yavru balık açık denizde olmazmış. Dünyanın her yerinde oluyor da, bizde neden olmuyor?
Çiftlikler dönecek, koylar balçık içinde kalacak, koku ayrı bir kirlilik, turizm baltalanacak, köpek balığı tehlikesi yedekte, balık çiftliği sahipleri göbek atacak.
Tam yaz-boz, çiftlik sahiplerinin kim bilir bu kaçıncı baskısı. Umarım birileri bu yönetmeliği durdurur.


 

X