Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Biz böyleyiz...

<B>BAZILARI </B>haklı olarak arada bir, ‘<B>Biz bu kafayla mı Avrupa Birliği’</B>ne (AB) <B>gireceğiz?’ </B>deyince ihtimal siz de içinizden:<br><br>‘<B>Neyi varmış kafamızın?</B>’ gibisinden bir tepki duyuyorsunuzdur.

Ama Erzincan-Sivas arasındaki karayolunda iki gün önce meydana gelen trafik cinayeti gibi olaylarla karşılaşınca biz de isyan ediyoruz:

Gerçekten Türkiye, hayvanlara da araba sürme ehliyeti vermekten vaz geçmedikçe bizi AB’ye almak değil kapısından bile geçirmemek gerekir.

Son olayın hikayesi çok basit:

Bir alışveriş merkezi, genişliği 5 metre 40 cm.’i bulan büyük bir reklam panosu yaptırır. Pano, yerine konulmak üzere açık bir kamyona yatırılır. Karayollarında normal yük genişliği toplam 2 metre 55 cm. olduğuna göre bu yükün yoldan geçen herkes için ciddi bir tehlike oluşturacağı bellidir.

Ama bu kadar açık bir tehlikeyi ne kamyon sürücüsü idrak eder, ne panoyu yaptıran ve daha vahimi ne de trafik polisi idrak eder.

Sonuç... Karşıdan gelen bir minibüs sürücüsü, elbet son noktaya gelinceye kadar, kamyon üzerine kocaman bir giyotin gibi yatırılmış panoyu göremez. Fark ettiğinde ise iş işten zaten geçmiştir. Nitekim pano minibüs yolcularını biçer. Üç masum insan artık yoktur.

En ilginci de trafik polisinin utanmadan, yani sanki kaza olmadan konuya müdahale etmiş de sonuç alamamış gibi, ilgililere ceza kesmiş olması.

Ceza da ne ceza?

Üç kişinin öldüğü bir olayda sürücüye ve panoyu naklettirmek isteyen kişiye 83’er milyon lira ceza kesmişler.

Oysa yürürlükteki Basın Yasası’na göre, örneğin vefat eden bir dergi sahibinin yerini kimin alacağını bir ay içinde devlete bildirmezseniz en az 10 milyar TL. ceza ödersiniz.

Gazeteye mahkeme kararıyla gönderdiğiniz ‘cevap’ yayınlanmazsa veya aynı sayfanın aynı yerinde kullanılmazsa bunun cezası da 50 milyar lira ile 100 milyar lira arasında değişir.

Gerçeği açıkça önümüze koyalım:

Burada elbet sürücü de, panoyu naklederken kendilerinden beklenen dikkati göstermeyenler de sorumlu tutulmalıdır. Peki ama, trafik polisi ceza kesen konumunda mı olmalıdır, cezalandırılması gereken konumunda mı?

Böyle bir facianın bedelini o yörenin trafik müdürüne ödetmezseniz kime ödeteceksiniz?

Ama hiç boşuna umutlanmayın:

Ne dün buna olanak vardı, ne bugün var, ne de yarın olacak... Çünkü bizde devlet makinesi ‘bürokrasideki sorumluların yakasına yapışmanızı önlemek için’ işler. Ortada ihmal vardır, görevi kötüye kullanma vardır, nüfuz suiistimali vardır. Bu yüzden insanlar ölür, devlet zarara uğrar, kurumlar batar... Ama sorumlu tutacağınız kimse yoktur. Konu dışına çıkmaya niyetli değiliz ama söyleyin lütfen Türkiye Cumhuriyeti’nin 20 milyar dolarını batıran kamu bankaları yöneticilerinden hangisinden hesap soruldu ve hangisine yaptığının bedeli ödetildi?

Devletiniz böyle işlerse trafiğiniz de öyle olur.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI