Benim istediğim bir one night stand’di

Fıstık gibi bir şey. 27 yaşında. Özel spor koçu, yani "personal trainer."

Sizinle birebir çalışarak bedeninizi güzelleştiriyor, sıkılaştırıyor, fit olmanızı sağlıyor.

Buradaki yakın arkadaşlarımdan.

Yedi yıllık bir ilişkiden yeni çıktı. Sevgilisi aldattı, o da ayrıldı. İlginç bir kadın. Güzel bedenini, genellikle eşofmanların altında saklamayı tercih ediyor. Şort bile giymiyor. Her taraf plaj, bikiniyle hiç görmedim onu mesela. Utanır, denize girer çıkar, hemen üzerine bir şey alır.

Tutucu bile sayılabilir.

Anladınız, sık sık partner değiştiren biri değil.

*

Beni çok şaşırtan bir hikaye anlattı.

Hem şaşırtan hem de güldüren.

Mark diye Alman bir mankeni görüp, beğeniyor.

Ve ona mesaj atıyor.

"Sizden çok etkilendim, bir akşam çıkmak isterim. İlgileniyorsanız beni arayın. Ben şu şu kulüpte çalışan personal trainer’ım."

"Nasıl yapabildiğimi bilmiyorum ama yaptım işte!" diyor.

32 yaşındaki, internet sitesindeki fotoğraflarını görünce dudaklarınızın uçuklayacağı kadar yakışıklı olan manken de, "Çok sevinirim. Anladım kim olduğunuzu, hadi bu cuma çıkalım" diye yanıt veriyor. Ve soluğu bir barda alıyor, tatlı tatlı sohbet ediyorlar.

*

Şimdi bu hikayede, sizin de fark ettiğiniz gibi...

Arzu nesnesi olan, adam. Peşinde koşulan, adam. Ayartılan, baştan çıkarılmaya uğraşılan, adam. Yatağa atılmak istenen de o. Erkek de bu durumdan memnun. O akşam, herkes amacına ulaşıyor.

"Şahane!" diyorum, "İstediğin olmuş."

"Yoo öyle değil" diyor, "Ben bir gecelik bir şey düşünmüştüm. Bir çıkıp eğlenecektik. Orada kalacaktı. Ama öyle olmadı. Ertesi sabah birlikte kahvaltı ettik, ertesi günün tamamını birlikte geçirdik. Sonraki geceyi de, ondan sonraki günü de... Çünkü bir türlü ayrılmak istemedi. ’Akşam DVD gecesi yapalım mı, sarılarak Godfather seyrederiz?’ deyince, dayanamadım, patladım tabii: ’O kadar uzun boylu değil, yeni bir ilişki için hazır değilim!’ İnanılmaz tepki gösterdi: ’Beni kullandın, duygularımla oynadın’ filan gibi laflar etti, mesajlar attı..."

Bakar mısınız duruma...

Ayrılmak istemeyen bir adam.

"Yeter! Nefes almak istiyorum" diyen bir kadın.

Meğer adam da, uzun bir ilişki istermiş, ciddi bir şeylerin yaşamanın peşindeymiş, kızı da beğenmiş, hem cesur hem utangaç bulmuş, hayaller kurmuş...

Bizimki de biraz "playboy" çıkınca bozulmuş.

Gördüğünüz gibi, hayat hızla ilerliyor.

Sosyal konumlar ve roller değişiveriyor...

Ömür boyu aşklara ne oldu?

Bir şey olmadı.

İnsanın ömrü uzadı.

Geçen gün şöyle bir şey öğrendim:

İnsan ömrü, 18. yüzyılda ortalama 49 yılmış. Haliyle, o zaman aşklar ömür boyu sürebiliyormuş. 20 yaşındaki insanlar, 20 yıl evli kaldıktan sonra, ebediyete intikal ettiklerinde, ömür boyu aşk yaşamış oluyorlar.

Ama bugün insanlar 18-19 yıllık evlilikten sonra "Artık yeter!" deyip ayrılıyor. Biz de, "Ne oldu bu insanlara?" diyoruz, "Artık neden hiçbir aşk ömür boyu sürmüyor?"

Bunun cevabı şöyle olacak: İnsan ömrü uzadı. Bir ömre, artık iki, üç tane "ömür boyu aşk" sığmaya başladı, olay bundan ibaret...

Alya n’apıyor diye soranlara

1- Nerede para görse, "Anne, taksi!" diye geliyor. 30 bin kere, "Evet, taksi" diyorsun. Para, onun için taksi demek. Zannediyor ki, para yeryüzünde sadece taksiciye veriliyor, başka para alışverişi görmediği için.

2- Kanepenin üzerine çıkıyor, duvara asılı tabloyu alttan sallıyor. Sonra da dönüp arkasına bakıyor, seyircisi varsa çığlıklar atıp kendisini alkışlıyor.

3- CD’leri ayağının altına alıp, paten yapıyor. Yerler taş olduğu için mükemmel kayıyor. İzlemesi çok hoş, çok komik ama düşüp bir tarafını kıracak diye aklım çıkıyor.

4- Koşarken önüne değil, arkasına, kovalayana bakıyor. Ve işte o anda, mutfak tezgáhının ya da masanın sivri köşesinden teğet geçiyor. Evet doğru, çocukları melekler koruyor.

5- Her tarafı Barney oldu, geceleri Barney sayıklıyor. Yandık! Yakında Barney Dubai’ye geliyor, bilet bulamazsak halimiz perişan.

6- Bu hafta yağmur yağdı. Gökyüzünü işaret edip, "Su, su, su!" dedi. Bu ikinci yağmuru, ilki İstanbul’daydı. Şimdi merakımız, kar görünce ne yapacağı.

7- Kızımın bir İtalyan’la evleneceği kesinleşti. Sadece makarna ile yaşamak istiyor. Kahvaltıda makarna, öğle yemeğinde makarna, akşam yemeğinde makarna...

8- En büyük zevklerinden biri, buzdolabından domates kaçırmak. Ben de arkasından bağırıyorum: "Bırak o Osman’ı" diyorum. Bizim evde domatesin adı Osman. Osman Müftüoğlu sağlıklı olduğunu söylüyor, o yüzden. Bazen de yoğurt çalıyor, o zaman çok şeker oluyor, dudağının üstündeki beyaz izlerle suçlu suçlu, mahcup mahcup bakıyor.

9- Kızım utangaç. Utandığında, o küçücük elini yüzüne kapatıyor ve onun arkasına saklandığını, insanların onu göremediğini zannediyor. Aynı şeyi korktuğunda da yapıyor. Ama o zaman surat ifadesi daha endişeli oluyor.

10- Crocks diye ayakkabılar var, Hollandalıların milli ayakkabılarına benziyor ama plastik. Ve rengarenk. Yaniii sapsarı, kıpkırmızı, yemyeşil. Çocuklar ve hatta büyükler arasında acayip moda. Alya onları giymeye bayılıyor. Hele onların parmak arası sandaletlerine bayılıyor. Ama bazen o terlikler iki ve üçüncü parmaklarının arasına giriyor dengesi bozuluyor, beyaz minik bezelye ayak parmaklarını, "Düzelt" diye uzatıyor.

11- Artık ezberledi. En çok gurur duyduğu şey, taksiye bindiğimiz anda, oturduğumuz sokağın adını söylemek, Al Wasl demek. Hintli şoförlerin çok hoşuna gidiyor.

12- Noel Baba’dan korkuyor. Dükkanlara, marketlere girmek istemiyor, girişlerde ve vitrinlerde gördüğü sakallı kırmızı elbiseli adamı gösterip ağlamaya başlıyor. Hele bir de dans mans ediyorsa, felaket; ödü patlıyor. Allah’tan Necla ona küçük bir Noel Baba aldı, alıştırmaya çalışıyor.

13- Dubai’de yaşamanın faturası olarak, "Lütfen, please", "Baba sit" gibi değişik bir dil konuşmaya başladı. Hadi hayırlısı...

14- Karıncaları ekmekle besleme işini iyice abarttı. Küçük küçük koparttığı ekmek parçaları içine sinmiyor. Karıncalar aç kalacaklar, doymayacaklar diye düşünüyor. Koca koca ekmek lokmalarını mama diye kafalarına atıyor. Biz de uyarıyoruz yapma diye.

Oradan, buradan şuradan

KİLİSE MESELESİYLE İLGİLENİN LÜTFEN

Ayın Biri Kilisesi (Vefa Kilisesi) ile ilgili yazınız üzerine, ben de bir kaç kez bu kiliseye gidip anahtar aldım. Dileğimin biri oldu ve anahtarı yerine teslim ettim. Diğeri de olacak gibi. Benim oldukça önemsediğim bir konu. Ama diğer dileklerimle ilgili bir gelişme henüz yok, ekonomik olarak da zor bir durumdayım. Açıkçası kiliseye de umut bağlamış vaziyetteyim. Bu konuyla ilgilenirseniz, sevinirim. (Güneş Ç.)

- Emriniz olur. Dilekçenizi tanrı katında takip etmeye çalışacağım. Şu hale bakar mısınız, beni de iş takipçisi gazeteciler arasına soktunuz!

VİCDANSIZLIK VE İĞRENÇLİK


Geçen hafta yayınlanan Can Dündar röportajınızı okudum. Yuh yani! Ben böyle bir vicdansızlık görmedim. O röportaja, o başlığı atmaya gönlünüz nasıl razı oldu? Ben bir Can Dündar sempatizanı değilim ama en azından, ona saygı duyan bir okuyucuyum. Can Bey’in, eleştirdiği insanları tasvir ederken kullandığı bir cümleyi, kendisine mal etmeniz gerçekten çok iğrenç. (Mehtap C.)

- Birine kafa atmadan önce biraz araştırın. Bir insanın söylemediği bir şeyi söylemiş gibi gösterecek kadar rezil biri değilim. Gazetede, durumu açıklayan bir üst başlık vardı. Ama internette yok. Böyle bir durumda benim yapabileceğim bir şey de yok. Bazen röportaj yaptığımız insanların isimleri bile konmuyor, bize de okuyucu mail’lerine cevap döşemek kalıyor. Tabii bütün bunlar, sizin önyargılı biri olduğunuz gerçeğini değiştirmiyor.

YANARAK DEĞİL DONARAK


Türbülans yazınıza istinaden... Ercan Arıklı’ya çarpanın İETT değil, Özel Halk otobüsü olduğunu; Lockerbie faciası ile ilgili yapılan son araştırmalarda, uçak havada infilak ettikten sonra içinde hálá hayatta olan birçok yolcu bulunduğunu; bu yolcuların içinde bulundukları uçak gövde parçası yeryüzüne düşene kadar kan kaybı, uçak içinde serbest uçuşan parçaların çarpması ve en önemlisi donma sebebi ile öldüğünü biliyor muydunuz? (Utku O.)

- Tabii hayır. Öğrendim. Teşekkür ederim. Bildiğiniz böyle başka tuhaf şeyler varsa, onları da gönderin.

AYAKLARIMI RAHAT BIRAK


Fetişist biri olarak, sizin de fetişizmle ilgilendiğinizi dost meclislerinde duydum. Açıkçası ilgimi çekti. Sizin ne kadar açık sözlü birisi olduğunu biliyorum, sizden tek ricam beni arayıp telefonda ayaklarınızın ne kadar güzel olduğundan bana bahsetmeniz. Sadece o kadar. Ayaklarınızı anlatın yeter. (Murat T.)

- Sevgili Murat sana hayatta başarılar dilerim. Sürekli böyle ayak mail’leri alıyorum. Benim ayaklarım sizin arzu nesneniz olamayacak kadar çirkinler. Lütfen, onları rahat bırakın.

KÖPEK SEVENLER BEBEK SEVMEYENLER


Köpeklerini çok sevenler İstanbul’un Bebek semtinden nefret mi ediyorlar? Zavallı sabah çöpçüleri, her sabah Bebek kaldırımlarındaki köpek pisliklerini temizlemek zorunda kalıyorlar. Sabahları yürüyen ve koşan kim bilir kaç kişinin ayağına bulaşıyor. Bundan bir süre önce dondurmacının önünde koca bir köpek pisliğini yaptı. Kocaman bir şey. Sahibi hiçbir şey olmamış gibi yürüdü gitti. Arkasından birini yolladım, geri getirttim. Görmemiş... Sonunda beş litre su aldı, eline de süpürge verdik, bir güzel temizledi. Ya, işte bizim böyle köpek kültürümüz. (Nur E.)

- Haklısınız. Sevgi sorumluluk gerektiriyor. İnsan çocuğunun kakasını nasıl temizliyorsa, köpeğinin de temizlemeli. Ne var ki bu meseleyi de köpek düşmanlığına kadar götürmeyelim.
Yazarın Tüm Yazıları