Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

BEDENİNİZ SAVAŞA HAZIR MI?

Siz savaşların sadece ülkeler arasında yaşandığını düşünenlerden misiniz? Bir karış toprak ya da güç uğruna masum insanların canını almak ve insanlığı yok etmesiyle bilinen bu savaşların bir benzeri daha var. Hem de çok yakınımızda!

Nerde diye soracak olursanız…

 

Kendi içimizde!

 

Ruhumuzu sarıp sarmalayan bedenimizde.

 

Günümüze kadar süregelen bazı gerçekler var ki, akla ve insanlığa sığmayan… Özellikle de kadınların yaşadığı, yaşamak zorunda kalırken aynı zamanda da çaresiz kaldığı…

 

Hedeflerini ve geleceğini taçlandırmak yerine okutulmadığı için harfleri aklına ve boynuna prangalayan…

 

Kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının hayatlarına esir olmak zorunda bırakılan…

 

Zorla evlendirildiği için bedeninde mutsuzluğun gizi kalan...

 

Baba, abi ya da eş baskısına maruz kalıp, ruhu bedenine dar gelen…

 

Eşinden dayak yediği için bedeninde dayağın izi kalan…

 

Enseste ya da tecavüze uğrayarak, sığındığı liman olan bedenindeki fırtınayı dindiremeyen…

 

Mecbur kaldığı için ekmek parasını, onaylanmayan bir işi meslek olarak seçtiği bedeninden kazanan…

 

Ve tüm bunlardan dolayı kendi bedenine yabancılaşan, bedensiz kadınlar…

 

Bu kadınlar nasıl bir önyargıyla karşılaşırlar, yenilir yutulur cinsten değil.

 

Kaldı ki bu yargıları yıkamazlar da, n’aparlarsa yapsınlar.

 

Einsten’in dediği gibi; insanların önyargılarını yıkmak, atomu parçalamaktan daha zor!

 

Bu durum da ister istemez insanları bir iç savaşa sürükler.

 

Bu iç savaştır ki; vicdan çatışmalarını, bitmeyen hesaplaşmaları bir süre sonra da yapılan muhakemelerle galibiyet ve mağlubiyetlerimizi gördüğümüz…

 

Ve eğer bu iç savaştan yenik çıkmışsak, yara bereler, sıkıntı ve sızılarla hayatın mayınlı yollarında düşe kalka yürüdüğümüz…

 

Yani savaşlar sadece ülkeler arasında değil insanların kendi içlerinde de…

 

Kazanan ve kaybedenin de; yaptığı seçimlerle yine insanın kendi içinden çıkacağı…

 

Kadınlar başta olmak üzere tüm insanların yaşadığı bu durumları, dünyada yaşanan savaşları; Bosna savaşından yola çıkarak hayatı ve bazı gerçekleri gözler önüne sererek asıl savaşı içimizde başlatan oyun vardı sahnede bu kez.

 

‘Bedensiz Kadın’

 

Adının tam tersine canlandırılan rollerin bedenlerine oyunculuklarla hayat vererek…

 

Reha Özcan, Ahenk Demir, Gılman Peremeci, Uğur Hakan Güneri, Gökalp Kulan’ın başarılı oyunculuklarıyla…

 

Edebiyattaki klasiklerden ve hayattan esinlenerek, yaşamı ve içimizdekileri tüm çıplaklığıyla anlatan oyunu, Martin rolündeki kanser olan eski bir askerin, kendi içinde yaşadığı savaşları yansıttığı sahnelerde devleşirken aynı zamanda oyunu oyunculuğuyla şaha kaldıran kim derseniz…

 

Devlet Tiyatroları’nda başladığı 25 yıllık tiyatro macerasına; 53’ü başrol olmak üzere 69 oyun sığdıran ve İstanbul’daki bu ilk oyunundaki başarısıyla Afife Jale ve Sadri Alışık Ödül Törenleri’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerini alan Reha Özcan’dan başkası değil.

 

Türkiye’de yeni tanınmaya başlayan Hırvat tiyatrosu yazarlarından Mate Matisic’in yazdığı, komedi ve dramın iç içe geçtiği oyun; Hırvat tarafından olaya bakmasına rağmen, savaşta hiçbir tarafın yeterince temiz olmadığını da gözler önüne sererken, kadın olmanın zorluğunun yanında yaşadıklarımızın ve vicdanın bazen hayatlarımızı nasıl zorladığını da…

 

‘Bedensiz Kadın’ı izledikten sonra diyorum ki;

 

Asıl savaş içinizde.

 

Korkmak, kaçmak yok.

 

Hadi, bedeninizin, kalbinizin, ruhunuzun kapısını aralamaya…

 

Var mısınız, kendinizle, içinizdeki savaşa?

 

 

                                                                 MELİKE BİRGÖLGE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X