Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bakar görmez

GERÇEĞİ görmüyorlar mı? Önümüzdeki günlerin, yaşadıklarımızdan çok daha kötü olacağı yolundaki algıdan haberleri mi yok?

Yoksa Türkiye’yi idare edenler başka bir ülkede, biz bir başka ülkede mi yaşıyoruz? İnsan özellikle Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarına, değerlendirmelerine ve mantık yapısına bakınca hayret ediyor.

Ama nafile...    

Meclis’in genel kurulunda önceki gün önümüzdeki yılın Bütçe görüşmeleri başladı.

Bütçe görüşmeleri her parlamentoda önemlidir. Çünkü devletin yapısına ve işleyişine ilişkin görüşler, izlenmiş politikaların eleştirisi, tarafların belagat sanatı en çok Bütçe görüşmelerinde sergilenir.

Ama asıl büyük maç, Başbakan’la muhalefet liderleri arasında yaşanır.

Tabii bu sırada bol bol da demagoji yapılır. Çünkü demagoji hem parlamento hitabetinin tadıdır, tuzudur, şerbetidir, hem de özellikle Bütçe görüşmelerinin rengidir.

Ama bizimki gibi, hatiplerin gözlerinden şimşekler çakan, birini “vatana ihanetle” suçlayacak kadar ölçüsüz hale gelen görüşmelerden söz etmiyoruz.

Medeni bir ortamda, centilmenler arasında cereyan eden türden -bir zamanlar bizim Meclisimizde de yaşanan- tartışmalara atıfta bulunuyoruz.

Bu açıdan önceki günkü görüşmeler sadece kötü değil vahimdi.

Genel Kurul’daki gerginlik kibrit çaksanız infilak edecekmiş gibiydi.

Böyle Meclis’in ülkesi nasıl olur?

Bu sorunun son yanıtı dün Muş’un Bulanık İlçesi’nden geldi:

Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasını protesto amacıyla yapılan sokak gösterileri sırasında 2 kişi öldü, 7 kişi yaralandı.

Türkiye artık insanların karşıt görüş yüzünden birbirine kurşun sıktığı bir ülke oldu.

Ama ne Başbakan bu gerçeğin farkında, ne iktidar partisinin Meclis’teki 338 milletvekilinin bir derdi var.

Son günlerde -yani 1 Aralık’tan beri- Hakkâri, Yüksekova, Cizre, Urfa, Şırnak, Ağrı, Diyarbakır, Batman, Tunceli, tekrar Cizre, Başkale, tekrar Hakkâri, Muş, tekrar Batman, tekrar Diyarbakır, Mersin, tekrar Tunceli, Siirt, Şırnak, Silvan, Van, İstanbul’un merkezi Dolapdere’de ve Iğdır’da sokak olayları oldu. Taşkın kalabalıklar dükkânları kapattırmakla kalmadı, arabaları yaktı, çevreye zarar verdi, polisle çatıştı. “Demokratik” bir hak olan “protesto” geride kaldı. Daha da kötüsü, önce İstanbul’un en merkezi yeri olan Beyoğlu’nda “silah” provası yapıldı. Onu Muş’un Bulanık İlçesi’ndeki ölümler izledi.

Başbakan bunları göreceğine, Türkiye’nin “kardeş kavgasına” sürüklenmesini önleyecek tedbirler alacağına, ayrı bir dünyada yaşıyormuş gibi değerlendirmeler yapıyor. Olayları değil, onların yayınlanmasını önlemeye çalışıyor. Üstelik vatandaşlık hukuku yönünden “Türk” sayılmakla “Türkiyeli” sayılma arasındaki çok büyük ve uzun vadede ciddi sorunlar doğuracak kadar önemli farkı bilmediğini de bilmediği için (yeri gelince o farkı anlatacağız) inanılmaz yanlış şeyler söylüyor.

Ve Türkiye bu yüzden maalesef çok kötü günlere gidiyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI