"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Babamla birlikte uyumayı özledim

ADI Aren.<br><br>Aren Soner Yalçın.

AREN: BABAMLA BİRLİKTE UYUMAYI ÖZLEDİM / FOTO GALERİ

Evet, babasının ismini almış Aren.
12 yaşında.
Henüz ergenlik çağında.
Ama erken büyümek zorunda kalmış./images/100/0x0/55ea107ff018fbb8f8690c9a
Az, öz, akıllı ve olgun konuşuyor.
Büyük biri gibi, dünyanın sorunlarını omuzlarında taşır biri gibi ama bir an geliyor, küçücük bir çocuk oluveriyor.
Dalgın dalgın ufka bakan hüzünlü bir çocuk.
Onunla röportaj yaparken fena oldum.
Gözlerim doldu, ağladım.
Ve kendi kendime sordum:
Sahi Soner Yalçın niye hâlâ içeride?
Herkes dışarıda, o niye içeride?
El insaf, iki senedir içeride bu adam! Ortada onu içeride tutmayı gerektirecek kadar ciddi bir delil yok. Bilgisayara virüsle yerleştirilmiş şüpheli bir dosyadan başka...
Bütün dünya ayakta...
“Olacak şey değil!” diye...
Niye hâlâ içeride...
Bu soruyu sormaya en çok hakkı olanlardan biri de, 12 yaşındaki oğlu Aren Soner Yalçın...

Baban tutuklandığında ne hissettin?
-  “Nasıl olsa bırakılır!” diye düşündüğümden önceleri pek bir şey hissetmedim. Ama sonra uzadı, uzadı. Şimdi ne hissettiğimi bilmiyorum. Galiba ümidimi kaybettim. Artık çıksın istiyorum. Onu çok özledim.

Onu neden içeri aldıklarını biliyor musun?
-  Hayır. Davası çok karışık. Ama babama tuzak kurulduğunu, bilgisayarında bulunan dosyaların birileri tarafından konulduğunu biliyorum. Çünkü annem, babamın avukatı ve ilk günden beri neler olduğunu bana anlatıyor.

Seni en çok ne şaşırtıyor?
-  Babam bilgisayardan anlamaz. Teknoloji özürlü. Word dosyası bile oluşturamaz. Ben açardım, o yazardı. Flash bellek ve CD de kullanamaz. Sürekli, “Aren, yapsana şunu!” derdi. Hâlâ bilmez. Cezaevinde, iki saatlik internetsiz bilgisayar kullanma süresinde, yazı yazması için sayfayı infaz memurları açıyorlarmış. Babam, kredi kartıyla bankadan para bile çekemez, Ali Bey çekerdi. Televizyon bozulunca da ben yapardım. Bilgisayarda da, sadece Oda TV’deki haberleri okurdu. Onun bir takım bilgisayar dosyaları yüzünden cezaevinde olmasını tuhaf buluyorum. /images/100/0x0/55ea107ff018fbb8f8690c9c

Peki, aradan bunca zaman geçtikten sonra nasıl hissediyorsun?
-  Başlarda kızgın ama umutluydum. Şimdi sadece umutsuzum. Davası Ergenekon’la birleşmese, umudumu kaybetmeyecektim. Ama birleştirdiler. Galiba çıksın istemiyorlar.

Karşılıklı neler kaçırdınız?
- Bir sürü yeni çıkan sinema filmini. İzcilikte yapılan iki veli kampını. Onun iki, benim de iki doğum günümü. İki Babalar Günü’nü. Maçları izlemeyi. Yaz tatillerini. Bodrum’da geçireceğimiz iki yazı kaçırdık. Babam bana cezaevi görüşünde bir hikâye fikri verdi. “Kurt Adam”ın tersini yazmak. Hikâyenin kahramanı kurt, normal hayatında sevimli bir kurt ama akşam dolunay çıktığında, insan olan bir katil. Bu hikâyeyi beraber yazacaktık. O olmadığı için, ben kendim başladım. O da düzeltecek. Kaçırdığımız daha bir sürü şey var...

En çok ne zaman yanında olmasını istedin?
-  Okuldaki öykü yarışmasına yazı yazarken, balkona çiçek dikerken, karne alırken, doğum günümü kutlarken. Gece uyumadan önce bana gerçek insan hikâyeleri anlatırdı. O geceleri özledim, birlikte uyumayı özledim. 

Neden sence onu içerde tutmaya devam ediyorlar?
-  İlk başlarda, sahte de olsa bir açıklaması vardı. Artık hiçbir açıklaması yok. Ben cezaevine katiller girer sanıyordum. Şimdi artık düşünce suçunu da öğrendim.
Baban, senin gözünde bir kahraman mı?
-  Evet, babam bir kahraman.

Babanın yazdıklarını okuyor musun?
- Annem, babamın “Samizdat” kitabında benimle ilgili yerleri ve diğer önemli bölümleri ayırdı. Onları, hakkında çıkan yazıları, mektuplarını, Silivri Cezaevi’nde kurulan Çadırkent’te asılı yazısını ve bu sene aldığı “Altın Portakal” ödülüyle ilgili haberleri okudum.

Baban tutuklanıp cezaevine konunca, arkadaşlarının tepkisi ne oldu?
-  Bazıları hiç konuşmadı. Bazıları kısık sesle sorular sordu. Bazıları alay etti, bazıları da herkese yaydı.

Bu yüzden zor durumda kaldın mı?/images/100/0x0/55ea107ff018fbb8f8690c9e
-  İlk bir sene, haber yeniyken kaldım. Ama artık geçti çünkü eskidi...

Babanla ilgili rüya görüyor musun?
-  Görmüyorum, çünkü birlikte yaptığımız pek çok şeyi unuttum. Geri kalanları da hayal meyal hatırlıyorum. Onları da unutmak istemiyorum.

İnsanların babanla ilgili neyi bilmelerini istersin?
-  Babam terörü desteklemiyor, Atatürk’ü seviyor, Cumhuriyet’i seviyor. Babam, haberleri insanlarla paylaşıyor. Onların da kendisi gibi bilgili insanlar olmasını istiyor. Bir de çok güzel kitaplar yazıyor.

Babanla ilgili haberler, bizim basınımızdan daha çok dünya basınında çıkmaya başladı. Bu konuda ne diyeceksin?
-  Orada kimse engellenmiyor, o yüzden korkusuzlar.

Babanla ilgili hayal ettiğin bir şey var mı?
-  Cezaevinden çıkması. Eski hayatımıza dönmemiz. Onunla ayda bir saat yerine ayda 720 saat görüşmek istiyorum.

Hayalindeki karede, siz ikiniz neler yapıyorsunuz?
-  Babamla ilgili hatırladığım 20-25 kare var. Hep onları düşünüyorum. İlk başlarda hayal kuruyordum ama artık her şeyi unuttum.

“Açık görüş” senin için ne ifade ediyor?
-  Babamı iki yıl boyunca ayda bir saat görebildim. Yani iki yılda, toplam bir gün. Geri kalan 700 günü onsuz geçirdim. Açık görüşlerde de birçok kişi oluyor. İstediğim gibi konuşamıyorum. Büyükler de var çünkü. Gerçi konuşmasak da olur, önemli olan onun yanında olmak, sarılmak. Açık görüş gününde ona bir saat sarılabilmek için Didim’den döndük.

Telefon görüşmesi yapabiliyor musun?
-  Evet ama 10 dakika. Pazartesi günü okuldan döndüğümde babam arıyor. 16.30’dan 16.40’a kadar. Saat doldu mu, telefon bir anda kesiliyor. Söylemek istediğim bir sürü şeyi söyleyemiyorum. “Hoşça kal” bile diyemiyorum. Çoğu kişinin selamını da iletemiyorum. Eğer bir yere gidiyorsak, telefonun iyi çektiği bir benzincide duruyoruz, babam arayana kadar bekliyoruz.

HAMİŞ 1:
Bu fotoğrafları Zeynel Abidin Ağagül çekti. Feza Kutanoğlu, Aren ve ben Nişantaşı’nda buluştuk. Zeynel imdadımıza yetişti. Babasını özleyen çocuğun fotoğraflarını çekti. Teşekkür ederim.

HAMİŞ 2:
Feza Kutanoğlu, Soner Yalçın’ın eski eşi. 10 yıl evli kalmışlar. Ve boşanmışlar. Kolay da bir ayrılık olmamış, halen davalılar. Güzel olan şu: Feza Kutanoğlu şu anda Soner Yalçın’ın avukatı. Ben de bunu müthiş buluyorum. Hayatta bazen öyle anlar oluyor ki, bizim özel dertlerimiz önemsiz kalıyor. Herkesin Soner için kolları sıvamasını çok anlamlı ve değerli buluyorum. Bu röportaj yarın da devam edecek...

X