"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe Arman: Sadece sevişirken maçoyum







Ayşe ARMAN

Tarkan, maçoluğu salaklık olarak değerlendiriyor ama eklemeden edemiyor

O kuzu var ya o kuzu...

Başıma ne işler açtı!

Çalışmaya, mahalle berberim Ebil'den başladım. Sağolsun, Hasan Bey ‘‘Emrin olur’ dedi, ‘Sen ve Tarkan Abimiz için Silivri'den bir kuzu getirtiriz’’.

Haliyle bir bedel ödenecek.

Formu gazetede aşağıya gönderdim. Nurcan'ın (Akad) imzalaması gerekiyor. Üzerinde ‘‘Kuzu bedeli’’ yazan kağıdı görünce, ‘‘Bugüne kadar pek çok şeye imza attım ama ilk defa kuzu siparişi için onay veriyorum!’’ demiş.

Dedikodusu bana kadar geldi.

Neyse o da sever Tarkan'ı. Bir keresinde Tarkan, onun annesine, telefonda ‘‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’’ı okumuştu.

*

Kuzucu, röportajın gerçekleşeceği gün, kuzuyu olay mahaline getirecek. Ne var ki, röportaj günü belli değil! Durduk yerde, bir de, Şengül Balıksırtı çıktı karşımıza. Bir tuhaf rekabet ki, o kadar olur yani! Bill Clinton röportajı sanki! Bir Salı deniyor, bir Perşembe oluyor, ikimizin yaptığı röportaj da aynı anda çıksın diye uğraş veriliyor. Randevu tarihi değişince, kuzucu beni arıyor ‘‘Abla ne yapacağız?’’ diyor. ‘‘Perişan olacak yavrucak!’’ Kuzu, ana kuzusu ya, sütten kesilmesi istenmiyor!

Şengül'ün umrunda mı?

Gözümün içine baka baka, kadın bana söz veriyor. Salı'dan vazgeçip Perşembe'yi alıyorum. Köylüler gibi doğmamış çocuğumun üzerine yemin ediyorum. ‘‘Söz, gazeteye vermeyeceğim, Pazar günü yayınlanacak’’ diyorum. O da yeminler ediyor. Sonunda da kazığını atıyor! Röportajını önce yayınladı. Pis yalancı. Ama onun da kuzusu yoktu!

*

Kuzucu, binlerce telefondan sonra, röportaj günü: ‘‘Sizin kuzuyu diğerlerinden ayırt edebilmek için kulağını kırmızıya boyamışlar’’ demesin mi? Desin. Ben, ‘‘Biz bembeyaz kuzu istedik, temizleyin kulağını’ diye itiraz etmeyeyim mi? O da bana demesin mi: ‘‘Vallaha yıkayamam abla. Süt kuzusu daha. Hasta olur!’’

Bu kadarla kalsa iyi. Bir de kuzuyu Çırağan Sarayı'na sokma macerası var ki evlere şenlik. Diyorlar ki ‘‘Buraya canlı hayvan giremez!’’. ‘‘Neden? Bana kastınız mı var’’ diyorum. ‘‘Hayır bu bizim prensibimiz’’ diyorlar. Kendimi kaybetmişim: ‘‘Bu otellere pompalı tüfeklerle giriyorlar da, zararsız kuzularla neden girilemiyormuş!’’

Allahtan, tam o sırada gökyüzünden bir melek indi, Gülderen Tuğcu, otelin halkla ilişkiler müdiresi. Otelden giremedik ama bir formül bulundu, çekimler başka bir bahçede yapıldı. Ama yapıldı!

Bu yazıdan çıkarılacak sonuçlar:

1) Kuzular çok şeker hayvanlar.

2) Bütün halkla ilişkiler müdireleri gıcık değil hayatta.

3) Tarkan'ın dişleri çok güzel.

4) Şengül'e güvenilmez, atlatır. Her atlatan da iyi gazeteci değildir.

5) Kuzucu, Tarkan ve kuzuyla hatıra fotoğrafı çektirdi.

6) Niye sormuyorsunuz kuzuya ne oldu diye? Satın aldığımız kuzuyu geri verdik. Gazeteden isteyenler oldu, keserler diye korktuk.

7) Bütün bu karambolde beni bir de Zafer üzdü, ‘‘Ben arabama kuzu sokmam!’’ dedi.

8) Allahtan Tarkan kuzuyu sevdi de, iki kuzu birbirini bulmuş oldu.

Bu arada biliyorsunuz değil mi, artanlardan kurtulmanız mümkün değil...

TRANSPARANLIK MI?

Hálá sıkılmadınız mı röportaj vermekten!

- Sorgulanmaktan sıkıldım aslında. İnsanların tek kaşlarını kaldırıp bir açığımı yakalamaya uğraşmalarından...

Sizin bütün alanlarınıza girildi mi? Bütün kaleleriniz fethedildi mi? Herşeyiniz ama herşeyiniz didiklendi mi? Yani kendinize kalmış bir şeyleriniz var mı hálá!

- Olmaz mı? Transparan olmak istemiyorum ki. Arkamı önümü görmesin insanlar. O zaman cazip ve gizemli olmayacağım.

BİRİ BANA DEFOL DESİN

Kadın, adamı kışkışlıyor. Adam yine de kuzu kuzu kadının dizlerine kapanıyor... Bu ‘‘Kuzu Kuzu’’ şarkısı sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?

- Özlemini duyduğum şey! Kimse bana ‘‘Hadi bakalım, bay bay!’’ demedi. Halbuki kalp de kırdım. Ama hep affedildim. Belki de edilmemeliydim. Bunu arıyorum.

Yani biri size ‘‘Defol!’’ diyecek ve siz sürünerek ‘‘Affet beni n'olur’’ diyeceksiniz.

- Evet. Kendimi de başkalarını da çok incittim. Ama kuzu kuzu gelemedim, af dileyemedim. Tam da bunu yaşamak istiyorum.

Kendinizi nasıl bir erkek olarak tanımlıyorsunuz?

- Karmaşık biriyim. Kibir, kıskançlık yok hayatımda. Ama duyarlıyım. Fazlasıyla heyecanlıyım. İnsanlar sakin bir Tarkan tanıyorlar ama içimdeki girdapları, uçurumları, dalgalanmaları bilmiyorlar.

İmajınız duyarlı bir erkek için fazla sert değil mi?

- O sertlik de mevcut bende!

Bir maço olmaya özendiğiniz, bir kadını saçlarından sürüklemek istediğiniz oluyor mu?

- Nereye?

Ne bileyim, yatakodasına.

- Oooo. Orada çok maço olabilirim! Ama sadece orada. Çünkü maçoluk, bana göre aptallık. Hani kasım kasım kasılan salak adamlar vardır ya, hiç bir zaman onlardan olmadım. Ama sertlikse, yeri geldiği zaman olurum.

Bir kadın ne yaparsa sizi incitir?

- Dürüst olmazsa. Mesela aşık değilse ama benimle yaşadığı ilişkiyi aşk gibi ifade ederse.

İnsan Tarkan olunca, bütün beraber olduğu kadınlar ona aşık mı oluyor?

- Ne yazık ki, hiç biri aşık olamıyor! Bugüne kadar hiçbiri beni gerçekten tanıma gayreti göstermedi.

Unutamadığınız bir ilişkiniz var mı?

- Yok.

Sürekli bir takım insanlarla görüyorum sizi. Neredeyse bir ordu! Evinizde hiç kimse yokken yalnız kaldığınız olur mu?

- Geçenlerde bir iki saatliğine oldu! Hoşuma gitti. Çoğunlukla sokaklardayım. Evde duramıyorum ben.

Herkes birilerine birşeyleri anlatmak ister. Sizin de öyle birileriniz var mı?

Yoksa maaşlı adam mı çalıştırıyorsunuz bunun için?

- İş ilişkisi kurmadığım arkadaşlarım var. Gerçi onlara da kalbimi açmıyorum. Benim için çalışan insanlar, göz yaşlarımı da içimi de bilirler. Dostluğa inanıyorum ben.

İşte kim sizin o gerçek dostlarınız?

- Kız kardeşim ve benimle çalışan bir iki kişi.

X