Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa yolunda Kıbrıs öne çıkıyor

Ferai TINÇ

Mesut Yılmaz ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, ilişkileri karşılıklı anlayış temelinde geliştirme politikaları Avrupa başkentlerinde derin nefes aldırdı.

Avrupalı diplomatlar ve politikacılar bunu açık açık söylüyorlar.

Çiller ile Yılmaz arasındaki yöntem farkının altını çiziyorlar.

Çiller'in, iç politika kaygısı ağır basan ısrarcı çizgisi karşısında Yılmaz'ın Avrupa ile ilişkisini ‘‘konsensus’’ temeline oturtmasını son derece rahatlatıcı buluyorlar.

‘‘Sağırlar diyaloğu bitti’’ yorumunu getiriyorlar.

Yeni hükümetin, insan hakları ve ekonomi konularında savunmacı ve tepkisel politikalar izlememesi ilişkilerin eşit temeller üzerinde devamını sağlıyor.

Bu politika, Türkiye'yi Avrupa değerlerine taşıyacak kapıyı da zorluyor.

Başbakanın dediği gibi bundan sonrasını Türkiye'nin performansı, yani değişim kapasitesi belirleyecek.

Avrupa'nın aralık başında vereceği karar hükümetin değişim konusunda göstereceği kararlılığın da sınavı olacak.

Türkiye ile Avrupa arasındaki temel görüş ayrılığı Ege ve Kıbrıs konularında odaklanıyor.

Avrupa'nın Kıbrıs ile tam üyelik görüşmelerine Kıbrıslı Rumlarla başlayacağını yeniden teyit ve ilanı bunu gösteriyor.

***

DIŞİŞLERİ Bakanı İsmail Cem'e ‘‘AB Kıbrıs ile tam üyelik görüşmelerine başladığı zaman KKTC'nin de Türkiye ile kısmi entegrasyona gideceğini söylüyorsunuz. Bu politikada değişiklik olabilir mi?’’ sorusunu yöneltiyorum.

Çünkü sadece Avrupa değil Washington da Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü pekiştireceğini ileri sürerek entegrasyona şiddetle karşı çıkıyor.

İsmail Cem'in cevabı kısa ve kesin. ‘‘Hayır. Herkes kendi politikasını yürütecek.’’

Yani entegrasyon için düğmeye basılacak.

İsmail Cem, ‘‘düğmeye basmak’’ gibi çarpıcı terimlerin kullanılmasından yana değil. 20 Ocak 1997'de Denktaş ile Demirel arasında imzalanan ortak deklarasyonun hayata geçeceğini söylemekle yetiniyor.

Bu deklarasyonda neler olduğunu hatırlayalım.

KKTC'ye saldırı Türkiye'ye saldırı olarak telakki edilecek. Müşterek savunma konsepti oluşturulacak.

KKTC'de Rumlar kara ve deniz üslerinin yapımını sürdürürlerse (ki ABD ve Avrupa'nın aksi yöndeki telkinlerine rağmen sürdürüyorlar) Türkiye de aynı şekilde adım atacak.

Çok uluslu gücün yerleştirilmesi kabul edilmeyecek.

KKTC'yi ilgilendiren her uluslararası toplantıda Türk heyetlerine KKTC temsilcileri de katılacak.

KKTC ekonomisi somut işbirliği projeleri ile güçlendirilecek. (Manavgat suyunun taşınması bunun ilk adımı.)

Cumhurbaşkanları arasında 28 Aralık ‘95 deklarasyonuyla tesis edilen sürekli siyasi danışma mekanizması savunma konularını da içerecek şekilde genişletilecek.

Bu belgede Kıbrıs Rum kesimi ile AB arasında tam üyelik görüşmelerinin başlaması halinde toplumlararası ve uluslararası her türlü görüşmenin kesileceği de yer alıyor.

***

KISMİ entegrasyon modelini incelediğimizde Rumlar ile Yunanistan arasında bir çok konuda zaten benzer işbirliği anlaşmaları olduğunu görüyoruz.

KKTC’yi güçlendirecek gerekli düzenlemelerin yapılmasında fayda var ama onu Türkiye'nin bir ili haline getireceği izlenimi veren entegrasyon ya da bütünleşme söylemlerinin tekrarlanmasında hiçbir fayda yok.

Türkiye'nin Kıbrıs sorunun çözümünde Avrupa'yı ikna edebilecek yaklaşımı herşeyden önce Ada'da entegrasyonu savunmak olmalı.

Ama, Rumların ve dünyanın görmek istediği gibi azınlık ve çoğunluk ilişkisi çerçevesinde değil, iki egemen toplumun entegrasyonu biçiminde.

X