Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ateşle oynamak

Zeynep ATİKKAN

İlginç bir görüş var Avrupa'da.

‘Türkiye’yi problem yaratır diye dışladınız, peki uluslararası antlaşmaları hiçe sayıp, problemli Güney Kıbrıs'la neden masaya oturuyorsunuz' sorusunu yöneltiklerimden hep şu yanıtı aldım:

‘Avrupa Birliği Güney Kıbrıs’ı istemiyor. Ve de hiçbir zaman almayacak. Bu ülkeyi kimin yönettiği belli değil, mafyanın ağırlığı çok büyük' şeklindeki gizli bilinçaltlarını çıkartıyorlar.

Peki o zaman Güney Kıbrıs'la tam üyelik için dün masaya oturan Avrupa Birliği ne yapmak istiyor?

Avrupa'nın uluslararası hukuku iptal ederek oynadığı tehlikeli oyunun dinamikleri nedir? Avrupa, Akdeniz barışını tehdit edecek bir macerayı başlatırken neleri hesap ediyor?

Bir kez daha vurgulamakta yarar var; Lüksemburg kararlarına yansıyan AB'nin ayırımcı tutumu, Kıbrıs politikasıyla tescil ediliyor. Çünkü S300 füzelerini yerleştirmeye hazırlanan bir ülkeyi ayıla bayıla masaya oturtmanın başka bir açıklaması olamaz.

Avrupa'nın Güney Kıbrıs politikasındaki samimiyetsizliğini bir veri olarak kabul edersek (ki bunu kendileri de biz Güney Kıbrıs'ı istemiyoruz diye teyid ediyorlar) Türkiye'nin, bölgede iddialı ve de sorumlu bir ülke olarak olayları çok iyi teşhis etmesi gerekiyor.

Bugün gelinen tehlikeli noktada hata yapma lüksü yok Türkiye'nin.

Gelişmeler Akdeniz'i bir savaş çılgınlığına doğru sürüklüyor. Avrupa, Bosna'daki amatör dış politikasını Kıbrıs'ta denemeye mi kalkıyor?

Kıbrıs sorunu bu amatörlüğü kaldırır mı? Kesinlikle hayır.

İşte bu nedenle Avrupa ateşle oynuyor, diyoruz.

Peki bu çılgınlık nasıl izah edilir?

- Önce bir gerçeği kabul etmek gerekli. Yunanistan, Lüksemburg kararlarından sonra elde ettiği üstünlüğü artık bir şovenlik histerisine dönüştürmüş durumda.

Bu tavır, şimdilik küfür ve sövme biçiminde. Bu maksimalist politikanın yarın, hangi cinnete dönüşeceği belli değil.

- Avrupa Birliği, ‘Türkiye, nasıl olsa yola gelir’ şeklindeki düşüncesinde ısrar ediyor.

- Görülüyor ki Kıbrıs konusunda, geleneksel İngiliz siyaseti devreye giriyor. İngilizler, Avrupa'nın bütünlüğünü hesaba katmadan, Kıbrıs'a kendi planlarını devreye sokmaya çalışıyorlar.

Böylece, Güney Kıbrıs'ın AB'ye üye olmasıyla bir ikinci Yunanistan daha Avrupa'ya girmiş olacak ve de Türkiye sorunu bu ikiliye ihale edilecek. Ve de çözümsüzlük yeni bir boyut kazanmış olacak.

- Avrupa kamuoyunun şimdilik, Güney Kıbrıs'ın tam üyeliği ile pek uğraştığı yok. ‘Küçük bir ülke başımız ağrımaz’ düşüncesinde AB kamuoyu. Büyük problem istemeyen Avrupa için yutulur bir lokma gibi görülüyor Güney Kıbrıs.

Oysa Güney Kıbrıs'ın bugünkü koşullarda AB ile bütünleşmesi sanıldığı kadar basit bir olay değil. Sorundan kaçan Avrupa'nın doluya tutulma ihtimali çok büyük.

Bu büyük hatanın hesabını mutlaka kamuoyuna vermek zorunda kalacak AB yöneticileri.

- Ve en ilginç olanı, AB, Güney Kıbrıs gibi bir ülkeyi genişlemenin birinci sırasına oturtarak bu ülkeyi Avrupa değerlerinin simgesi haline getirebiliyor. Bu kadar büyük bir tarihi hatayı Avrupa kamuoyuna izah etmek mümkün olabilecek mi?

Bugünkü şartlarda, Türkiye'nin büyük bir soğukkanlılıkla bu çelişkileri ortaya koyması gerekiyor. Hiçbir tahrike kapılmadan, küsmeden, darılmadan.

Avrupa, ayırımcılıkla, çifte standartla ve de hukukun iptaliyle yol alamaz. Bunu anlatmak da bizim görevimiz.













X