Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Armut hep ağacının dibine mi düşer?

Cüneyt ÜLSEVER

Geçen akşam önce haberlerde, siyasi liderlerimizin rol aldığı ve tekmili birden siyaset tiyatrosunda perdelenen ‘‘Çankaya'dan Başbakan Kaçırma’’ komedyasını seyreyledikten sonra, Kadir Çelik'in İstanbul Üniversitesi'nden canlı yayınladığı ve üniversiteli gençlerin rol aldığı siyaset tragedyasına konuk olduk.

O akşam, maalesef gördüm ki rahmetli annem haklı idi: ‘‘Armut ağacının dibine düşer!’’

Siyasete beraber başladığı kişilerin dünyada çoktan emekli olduğu, Avrupa'da esen sol rüzgârın önderliğini yapan Blair, Schröder, Jospin, D'Alema gibi liderlerin oğlu yaşında bulunduğu Sn. Bülent Ecevit, 4. sıradan atak yapıyor ve yerkürede ilk kez sağ rüzg*ar ile başbakan olan sol lider unvanına uzanıyor. Türkiye'nin 90 günlük bir görev için 45 gün harcamasını da ancak ilahi denklemler çözebiliyor!

* * *

Böyle durumlarda umudunu hep yarına erteleyen Türkiye'de ‘‘Allah'tan arkamızdan fişek gibi bir gençlik geliyor’’ diyerek avunuruz. Ancak, geçen akşamki programda yer alan gençler, kusura bakmasınlar ama beni sukut-u hayale uğrattılar.

Katiyen, gençliğin tümüne ait bir genelleme yapmak istemiyorum. Üniversitelerde muazzam bir azınlık olsalar bile ben o akşam programa katılan gençleri gönüllerinde siyaset hevesi taşıyan insanlar olarak ayırt ettim ve ileride siyaseti meslek edinme şansları yüksek bir kesimin temsilcileri olarak seyrettim. Farkındayım, aralarında sosyal demokrat veya liberal gençler yok idi. Ancak, ben uç görüşleri taşıyan gençlerin taşıdıkları heyecandan hep etkilenirim.

O gece Marksisti, Ülkücüsü, İslamcısı ile yüreklerinde sadece iyi niyet taşıyan gençlerin ne kadar dogmatik, ne kadar bilim metodolojisinden uzak -bilimsel üniversite istediklerini zannetseler dahi!-, ne kadar analiz yoksunu, ne kadar ideolojik biatçı ve ne kadar evrensel akademik çevrelerde yapılan tartışmaların dışında kaldıklarını gerçekten kalbim burkularak seyrettim.

Marksizm'in dünyada yaşadığı değişimden bihaber, milliyetçiliği hâlâ ekonomik milliyetçilik seviyesine yükseltememiş, İslam'ın mesajının sadece Müslümanlar için olduğunu zanneden gençler ile bugünkü siyasiler arasında bir fark görememek insanın içini sızlatıyor.

Sadece hepsinin fikir birliği ettiği bir dogma(!) üzerinde duralım. Her hallerinden düşük gelirli ailelerden geldikleri belli olan gençler, niye ailelerinin alınteri ile finanse edilen üniversitelerde ‘‘illa zenginlerin çocukları da parasız okuyacak’’ diye ısrar ederler, ben bir türlü anlayamam.

* * *

Ayrıca o gece, zamanında yaptıkları kavgaların beyhude olduğunu hâlâ kavrayamamış hem sağcı, hem solcu eski tüfeklerin ‘‘aczi’’ ve türbanı salona almayanların üniversiteleri rezil eden zihniyeti de yarama tuz bastı!

Yüreğimi hafifleten tek cümle, türbanı zorla terk eden bir öğrenciden geldi: ‘‘Türbanı başımdan aldınız, ama yüreğimden çıkartamadınız ki!’’ Herhalde, herkesi kucaklayan bilim yuvası olmak yerine fotokopi makinesi olmaya çabalayan İstanbul Üniversitesi'nin hal-i pür melali bundan daha veciz anlatılamazdı.



X