Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aralık

Bildiğiniz üzere Aralık günleri tek yazı yazmayıp, oradan buradan takılıyoruz. Haydi takılalım.

MELEKLERLE YAŞAMAK

Yaklaşık bir aydır annem bir dizinin adına eşdeğer davranışlar sergiliyor; “Benim annem bir melek.”

Dayanamadım sordum; “Hayırdır anne?” dedim, “Bizim cadı, sorgulayan, dikta ana nereye gitti, daha doğrusu bu yeni ruh halin nereden geldi? (maşallah diyelim de...)

Al kızım, şu kitabı oku, adı; “Meleklerle konuşmak”. Bak nasıl rahatlayacaksın. Ayrıca benim cadılığım seninkinin yanında solda sıfır kalır.

Lafı yedim, gittim kitabı aldım. Okuyunca gerçekten etkilendim, bazı şeyleri uyguladım ve olumlu sonuçlar aldım. Okumak beni kesmeyince kitabın yazarı Beki İkala Erikli’den randevu aldım ve gittim. Bugün onunla çok hoş bir çalışma yaptık. Fazla detay vermiyorum bir ara belki yazarım.

Alıp okur musunuz, inanır inanmaz mısınız bilemem ama bence en azından internetten bir bakın.

SEVGİLİLER GÜNÜ

Şu şubat ayına hastayım, hem doğum günüm hem sevgililer günü aynı ay.

Oh misler gibi tüm ay boyu şımartılıp duruyorum. Pırlantalar, çiçekler, böcükler, kalp kutuda çikolatalar eve yağıp duruyor. (Hemen dertlenmeyin, şaka tabi ki)
Sevgilisi olanların sevgililer gününü kutlarım. Hediye tavsiyesi isterseniz de çamaşır makinesi alana tek taş, ütü alana pırlantalı kalp kolye, araba alana tekne, tekne alana uçak veriyorlarmış yani öyle bir şey.

Not: Çikolata deyince aklıma geldi;
Sevgili hurriyet.com.tr’deki çalışma arkadaşlarım,
Aldığım bir duyuma göre bugün bana bir kutu çikolata hediye gelmiş. Yine aldığım bir duyuma göre siz tüm kutuyu topluca mideye indirmişsiniz. Bunun hesabı sorulmayacak sanmayın. Şaka bir yana afiyet, şeker olsun.
Neyse ki aşkını ilan eden birinden gelmemiş, bir pastaneden gelmiş. Buradan Elit’e teşekkür eder, bir paket daha rica ederim; mümkünse bu sefer lütfen ev adresime.

AYŞE ERBULAK

Rahmetli Altan Amca’mın kızı, adaşım, çok sevdiğim Ayşe uzun senelerdir Norveç’te yaşamaktaydı. Orada da dünya tatlısı Norveçli bir adamla evliydi. Ne yazık ki geçtiğimiz sene eşini kaybetti ve artık Türkiye’ye dönüş yaptı. Çalışmadan duramayacağını bildiğim bu atom karınca hatun dört elle bir sürü işe sarıldı.

Ayşe artık TRT okul kanalında hafta içi her gün canlı yayınlanacak olan bir anne çocuk programını sunacak. Ayrıca haftanın belli günleri Hayal Bistro’da da stand up yapacak. En yakını 21 Şubat’ta; ben gideceğim, siz de gelin.

SİZİN EVLERİNİZ

“Evimi özledim” başlıklı yazıma o kadar duygulu mailler geldi ki paylaşmadan edemedim. Buyurun buradan okuyun.
 

Ayşeee,

Yine dokundurdun ya. Zaten anlamadım ki ben boşandım, seni okumaya başladım. Sen de o zamanlar mı başladın yazmaya, yoksa ben mi geç kaldım seni keşfetmek için? İyi ki de yazıyorsun ya, o dönemler sanki bir tek sen beni anlıyormuş gibiydin, tuhaf bir şey işte.

O kadar güzel anlatmışsın ki şu ev meselesini. Evlendiğimde oturduğum ev ile senin şu an kendi evin ile ilgili yaşadıklarınla benzerlik buldum kendime göre işte.

Kendi evim diyemedim çünkü hiçbir zaman sadece dayalı döşeli daire olmaktan öteye geçemedi maalesef. Tabii, benim söz ettiğim sıradan orta halli evi; seninki gibi bahçeli şömineli vs. değil. Atıfta da bulunuyorum böyle yani.

Neyse, evi güzelleştiren içindekilerse, dediğim gibi benim için sadece dört duvardı. Evim dediğim yer ailemin eviydi hep.
Bunu aşmaya çalıştımsa da başaramadım.

Geçenlerde bir arkadaşım güzel bir soru sordu sohbet ederken. “Ev ile yuva arasındaki fark nedir?” diye.

Tam da benim sızlanışlarıma cevap veren bir soruydu. Yuva benim şu an olduğum yer. Sıcak, huzurlu ve manevi değerlerin maksimumda yaşandığı, yer yer tartışmalı yer yer kahkahalı.
Ama benim yuvam burası ve evimi çok seviyorum. Haa, tabii kendime ait ileride bir evim olduğunda zaten orası benim için özel olduğu için benim olacak ve gerçekten yuvam olacak, yaşlanmayı isteyecek kadar sevip, sevileceğim bir erkekle.

Seni seviyorum, aslında gıcık da bir kadınsın. Hem zayıfsın, hem de birçok marifetin var ya neyse... Olur, o kadar hoş göreceğiz artık.

Sevgiler

A.Deniz

…………………


Ben de evimi çok özledim Ayşe’m. Evdeki anne kokusunu özledim. Bandırma’da yaşıyor annemle babam. Ben kız kardeşimle Balıkesir’deyim. Malum iş.

Aslında 1 saatlik mesafe ama insan yoğunluktan gidemiyor her zaman. Burası kiralık ev ama her eşyasını kendi kazandığım paramla aldım. Tepeden tırnağa benim evim ama bir şey eksik işte.

Bandırma’ya gidince evden dışarı çıkmak istemiyorum. Mutfakta, salonda uzun uzun zaman geçiriyorum ve orada kaldığım her dakika nasıl da özlediğimi anlıyorum.

Buraya gelince hüzün daha da bir ağır basıyor bana. Şimdi senin yazını okudum, gözlerimden akan yaşlara hâkim olamadım. Hemen annemi aradım.

ASLI

………………….

Ayşe Hanım tekrar merhaba, bugünkü yazınız yine beni yüreğimden vurdu. Biz ki okumuş yazmış aklı başında geçinen kadınlarız, yine de oturduğumuz evlerde hak iddia etmiyoruz. Sanırım bunu onurumuza yediremiyoruz. Çirkinleşemiyoruz.

Oysa siz o evi almak için mücadele edebilirdiniz. Üzüntünüzü yüreğimde duydum. Kendimi çok çaresiz hissettim. Oysa iki kız kardeşim hâkim. Beni sürekli uyarıyorlar. Ama ben de sizin gibi bu konuda bir şey yapmıyorum.
Sadece bunları yazmak istedim. Biz böyleysek, eğitimsiz kadınlar ne yapsın?
Öpüyorum sizi. Sevgilerimle.
Gönül 

…………

Merhaba Ayşe,
 
Bugününüz ve dahi bütün günleriniz aydınlık olsun inşallah.
Nasıl başlasam... Bir süredir yazılarınızı takip ediyorum. İlk okuduğum yazınız, evinizden ve eşinizden ayrılma hikâyenizdi. Kendimi okuyorum sandım. O gün bugündür sizinle hüzünleniyorum, sizinle gülüyorum. Bugün de öyle oldu. Benim de ilginç bir hikâyem var. Umarım bir gün size ayrıntılı yazma cesareti bulabilirim, paylaşmayı çok isterim.

Beş yıl önce yaz tatili için ülkemize geldiğimizde yani evimize, eşimin başka bir kadınla birlikteliğini öğrenmiş oldum ve kalış o kalış. O günleri şöyle resimleyebiliyorum. Sanki bir fırtına, bir tufan esti; bizi önüne alıp savurdu, kendimizi İstanbul’da bulduk.
(Uzun hikâye, belki bir gün yüz yüze görüşürsek anlatmayı çok isterim).

Evimiz başka bir şehirde. Ve ben uzun bir süre ne evimizin bulunduğu şehre ne doğduğum şehre ne de eşimin ailesinin bulunduğu şehre gidemedim.
Bir keresinde uzun aradan sonra gittiğimde komşumda kaldım. Bahçelerimiz duvar duvara. Hiç bakamadım; ne evime, ne bahçeme. Ne kadar acıttığını çok iyi anlıyorum.


Şu an beş çocuğumla beraber Amerika’da yaşıyorum. Buralara yolunuz düşerse mutlaka görüşmek isterim. Misafir etmek isterim. Kucaklıyorum muhabbetle efendim.

F.

…………… 

İçimi acıttı yazınız. Biter belki de özlem ama bence o beton yer değil özlenen. Yaşadıklarınız o yerin içindeyken, tıpkı gençliğimizi, çocukluğumuzu özlediğimiz gibi. Şu andaki maddi durumunuzun çok daha iyi olduğunu düşünüyorum (öyle umut ediyorum şu andaki kariyeriniz, yaptıklarınız sayesinde) Ama artık eski evinizden çook daha güzelini elde edebilecek olsanız da, asıl sorun yapılanı unutamamak.

Yazılarınızdan daha önce de aklımdan geçtiği gibi, merak ettiğim şey nasıl evli ve bir ortak çocuğa sahip olup kendi evinizden çıkartılabildiniz?

Bu Türkiye’de böyle mi cidden? İngiltere’de her şeye ortaksın, kimin üstüne ne olursa olsun. Bilindik lafımızdır hayatta kime ne olacağı asla belli olmuyor diye ama kendim için mesela kesin diyebilirim ki eğer bir gün olur da ayrılırsak bunca senedir mortgageni ödediğimiz evin tutarının yarısına sahibim.

Anlayamadım neden siz de evliyken satın alınan ev için aynı şeye sahip olamadınız? Belki de lanet olsun diyerek çıkmayı kişiliğinize en az zarar verici olduğu için tercih ettiniz. Size kiracıdan çok; sevdiğiniz ve sizi çok seven bir ortakçı diliyorum. Sevgiler.
Hale

……………………

Merhaba Ayşe,

Önce geçen hafta internete ulaşamadığımdan doğum gününü ancak kutladığım için özür dilerim. Nice nice güzel yaşlar geçirmen, sevdiklerinle beraber olman dileği ile doğum günün kutlu olsun.

Evler ancak içindekilerle birlikte yaşadığımızda bizim oluyor. Bence evin kabuğu yani dışı değil, içi önemli. Sen ve seninle beraber olan sevdiklerin neredeyse ev de orası.

Şimdi kiracısın, farklı bir yerdesin ama olsun, çok şükür ki başını sokabildiğin ve sıcak tutabildiğin bir yuvan var. Eski evde şömineyi sen boyadıysan burada da kapıları sen boyarsın, mutfak duvarına resim yaparsın.

Arkadaşların, sevdiklerin sonuçta eve değil sana geliyorlar, senin yemeklerine, sıcak sohbetlerine, senin sıcaklığına geliyorlar. Sen istedikten sonra her yeri şato - malikâne yaparsın yeter ki sevgin bitmesin.

Biliyorum çünkü hayatım boyunca birçok nedenle 21 ev değiştirdim.

Hem yuva yıkanın yuvası olmaz. Eski kocan o evde hiçbir zaman huzur bulamayacak, rahat uyku uyuyamayacak. Sen yeni anılarını yaratırken o hep senin eski anılarının üzerinde oturuyor olacak.  Tam bir azap ve cezaaaa....
Sevgiyle kal, kucaklar dolusu öpücükler.

……………

Merhabalar

Okurken gözlerim aktı fark etmeden.  Evlerimize bağlılığımız, sığındığımız yuvamız.

Kolay olmuyor gerçekten onca yıl orada yaşayıp, oraya sımsıkı bağlanmak.

Hele ki gün geldi beklenmeyen misafir beni evimden etti yazdınız ya… Masal gibi...

Saf mıyız ne bu hayatta? Kapı dışarı olmak için onca uğraş onca sevgi. Korktum bir an.

Neyse ki minyatür ev yetişti. Size de Yetiş Ayşe yetişiyor.
 
Tanrım duydu sesinizi. Bizi duyan tek “tanrı” sanırım. Aslında çok sevdiklerimiz de duyuyor bizi ama sağır rolü yapıyorlar bazen.

Şöyle bunalınca nefes alayım biraz dediğiniz bir ara geçin eski evinizin önünden. Bakın bakalım kaktüsler cam kenarında mı hala?

Sevgiler.

Gonca

………………..

Yaşadıklarının aynısını yaşıyorum Ayşe.
Babama âşık bir kızdım. Çok isterdi kiradan kurtulup ev sahibi olmamı.
Karıkoca eşek gibi çalışıyoruz.
Tam ev alabiliriz dediğimde babam öldü.
Krediyle bir ev aldık ve ev eşimin üzerine ve bizim evliliğimizde koca bir karabulut.
Sana yetişmeme sadece bir basamak kalmış.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI