Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Anlayan beri gelsin

Emin ÇÖLAŞAN

Nereye gitsem, pek çok insan önümü keser... ‘‘Emin Bey siz gazetecisiniz, bilirsiniz. Ne oluyor?..’’ Hepsine de dürüstçe yanıt veririm:

‘‘Valla gazeteciyiz ama sizin bildiğinizden fazlasını bilmiyoruz. Gelişmeleri biz de günlük olarak izliyoruz... Çünkü Türkiye'de işler akıl, mantık, sağduyu ile yürümüyor...’’

Sözlerime pek çoğu inanmaz. Biz gazetecilerin fazladan bir şeyler bildiğimizi zannederler. Sanırım bu durum bütün gazeteciler için geçerlidir.

Mesut Yılmaz'la Deniz Baykal arasında önceki gün yapılan toplantıdan çıkan kararları öğrenince bir kez daha dudağım uçukladı, şaşırdım... Ve kendi kendime dedim ki: ‘‘Herhalde ben algılama yeteneğimi tümüyle yitirdim. Bu kararların altında mutlaka benim anlayamadığım bir incelik vardır.’’

Gazeteci arkadaşlarıma sordum ve mutlu oldum...

Çünkü alınan kararların nedenini onlar da anlamamıştı!

***

1- Gelecek yıl mart ayında genel ve yerel seçimler bir arada yapılacakmış.

2- Mesut Bey bu yılın ekim ayında başbakanlık görevinden istifa edecekmiş. Kurulacak bir bağımsızlar hükümeti, ülkeyi seçime kadar yönetecekmiş. Türkiye'yi seçime bu hükümet götürecekmiş.

Biz böylesini şimdiye kadar görmedik, duymadık. Bu açıklamalar ANAP ve Mesut Yılmaz adına gülünçtür, acıdır. Mesut Yılmaz bu işlerden hiç anlamadığını bir kez daha göstermiştir. İnsan hükümeti böyle kuzu gibi, hem de seçim öncesinde bırakmaya nasıl razı olur?

Sen Refahyol sonrasında binbir güçlükle iktidar olmayı başarmışsın. Bir koalisyon hükümeti kurup CHP'nin desteğini almışsın.

Önceki gün Deniz Baykal'la aldığın kararları hükümet ortağın olan DSP ve DTP bilmiyordu. Onlara haber vermedin. Burada bir ‘‘siyasi nezaketsizlik’’ yaptın ve ortaklarını bir anlamda satışa getirdin.

Böyle bir karar alacağını senin partin olan ANAP bilmiyordu. Bakanların bile bilmiyordu. Dolayısıyla, onları da satışa getirmiş oldun.

Dahası ve en önemlisi, seçime gitmeden önce durup dururken görevinden istifa edip yerini altı ay önceden ‘‘bağımsızlar hükümetine’’ bırakmak neyin nesidir? Hangi siyaset anlayışı, hangi akıl ve mantıkla bağdaşır?

Mesut Yılmaz bu kararla birlikte kendi siyasal intiharını açıklamıştır.

(Burada bir parantez açayım da, yanlış anlama olmasın. Bu yazıyı bugünkü hükümeti desteklediğim ve olup bitene üzüldüğüm için yazmıyorum. Bir siyasi acemiliği ortaya koymaya çalışıyorum.)

***

Şimdi rivayet muhtelif! Bazısı diyor ki: ‘‘Mesut Bey bu kararı zorunlu olarak aldı çünkü hakkında açılan Meclis soruşturmasından korktu. Belki malvarlığı konusunda bilmediğimiz, açığa çıkmasından endişe ettiği hususlar var. O yüzden Baykal'ın yaptığı blöfü göremedi...’’

Bu söylentilerin doğru olduğuna asla inanmak istemiyorum. Aksi halde ortaya, Türkiye'de siyasetin şantajla yürüdüğü gibi bir sonuç çıkar ki, hepimiz açısından çok daha yüz kızartıcı bir durumdur.

Bir başka kesim ise şunu söylüyor: ‘‘Baykal hükümete haziran ayına kadar destek vereceğini söylemişti. Şimdi Yılmaz ekim ayında istifayı kabul edince, Baykal gensorulara aleyhte oy verip Mesut Yılmaz'a zaman kazandıracak. Komisyonda da Yılmaz'dan yana oy kullandıracak...’’

Böyle bir mantığın da siyasi pazarlığın ötesinde şantaj olduğuna inanırım.

***

Seçime hükümet olarak gitmek, her iktidarın elindeki en büyük kozdur. Bu kozu kuzu gibi elinden kaçırıp ‘‘Ben ekim ayında istifa edeceğim. Ülkeyi seçime bağımsızlardan oluşan bir hükümet götürecek’’ demek, az önce de belirttiğim gibi siyasal intiharın ta kendisidir. Partisine bile danışmadan, durup dururken böyle bir acayiplik yapıyor.

(Daha da komik olanı, seçim günü olarak belirledikleri 28 Mart 1999, kurban bayramının ilk gününe denk geliyor!)

Hayır, bu hükümet bundan sonra varlığını sürdüremez. Ekim ayına kadar geçerli olduğundan bürokrasiye söz geçiremez. İş yapamaz.

Bundan sonra daha da beter olur. Yanağından makas alırlar.

Nitekim dün oluşan tepkileri gören saygıdeğer başbakanımız Mesut Bey derhal geri adım atıp şöyle dedi:

‘‘Hemen 1 ekimde istifa etmeyeceğim. Ekim ayında Meclis açılacak, sonra yeni hükümetin kurulmasını görüşeceğiz.’’

Hoppalaaa!.. Bu siyaseti 23 Nisan günü Mesut Yılmaz'ın başbakanlıktaki koltuğuna oturtulan küçük çocuk yapsaydı, oradaki diğer çocuklar onu alaşağı ederlerdi!

***

Buraya kadar yazdıklarımdan üç sonuç çıkıyor:

1- Mesut Yılmaz siyaset bilmiyor. Acemi pokerci gibi oyun oynuyor, kendi sonunu kendi eliyle hazırlıyor.

2- Deniz Baykal, Mesut Yılmaz'ı henüz bilmediğimiz bir nedenle korkuttu. Bunun, malvarlığı ile ilgili kurulacak olan Meclis Soruşturma Komisyonu olması mümkün.

3- Mesut Yılmaz, Baykal'ı uyutup zaman kazanıyor.

Burada hemen bir ekleme daha yapmak istiyorum. Deniz Baykal'ın ne yapmak istediğini, ‘‘Nasılsa anahtar benim elimde’’ mantığı ile nasıl bir siyaset izlediğini de anlayabilmiş değilim.

***

Madem bu komediyi yaşıyoruz ve bir başbakan durup dururken istifa edeceğini açıklıyor, Yılmaz ve Baykal'a bari benim de bir önerim olsun!

Ekim ayında kurulup ülkemizi seçime götürecek bağımsızlar hükümetini, halen ‘‘bağımsız’’ olan Oğuzhan Asiltürk'e kurdursunlar. Her ne kadar milletvekillikleri düştü ise de, Necmettin Erbakan, Şevket Kazan gibi büyüklerimizi dışarıdan bakan yapsınlar. Bu listeye Şevki Yılmaz'ı katmayı da unutmasınlar. Hiç değilse bu kaçağın Türkiye'ye gelmesini sağlayıp sevaba girerler.

Tansu ablam Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Tayyip Milli Eğitim Bakanı olur.

Böyle bir hükümet vallahi Türkiye'yi 30 seçime daha götürür. Suya götürür, susuz getirir. Baykal'la Yılmaz'a kına yaktırır, onların heykelini diktirir.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI