Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ankara şehitleriyle de ilk sıralarda yer alıyor

ÜLKEMİZDE terörle mücadele 25 yıldır sürüyor. Bu güne kadar binlerce şehit verdik. Tüm toplumda infial uyandıran Aktütün Karakolu baskını ise daha önceki 36 karakol baskınına yeni bir halka ekledi.

1985 yılından bu yana karakol baskınlarında 363 evladımızı yitirirken baskına uğrayan en son karakolumuz Aktütün’de 17 şehit daha verdik. İşte bu baskınlar sonucunda Tempo Dergisi’nden Hüseyin Keten ile Buket Güler, kapsamlı bir araştırmaya girip, Milli Savunma Bakanlığı verilerine dayanarak hangi ilin kaç şehit verdiğine yönelik bir dosya hazırladı.

Türkiye Cumhuriyeti, terörle mücadele kapsamında bugüne kadar, askeri, polisi ve korucusuyla ülke genelinde 7 bin 946 şehit verdi. Arkadaşlarımın hazırladığı listeye göre, 4 bin 828 sivil de terör nedeniyle hayatını kaybetti. 7 bin 946 şehidimizin 5 bin 821’i Türk Silahlı Kuvvetleri mensubuydu. Emniyet teşkilatı 775, geçici köy korucuları da bin 350 şehit vermişti. Türkiye genelinde en çok şehit veren il ise 303 sayısıyla Şırnak oldu. Onu 284 şehit ile İstanbul, 264 şehit ile Hakkari ve 260 ile de Ankara takip etti. Şırnak ve Hakkari’de bu sayının kabarık olmasının nedeni Geçici Köy Korucuları’nın önemli ölçüde şehit vermesi.

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımız ile polisimizin şehit sayısına bakılınca ise İstanbul ve Ankara ilk sıraları paylaştı. Sadece Türk Silahlı Kuvvetleri yönünden bakarsak da, tüm iller arasında en çok şehit veren il olarak 205 sayısıyla Ankara başı çekti. Konya 200 şehit ile ikinciliğe, Sivas 183 sayısıyla üçüncülüğe yerleşti. Polis yönünden bakılınca da İstanbul 146 şehitle ilk sırada yer alırken, 56 şehitle Diyarbakır ikinci, 55’le de Ankara üçüncü acılı ilimiz oldu. Anlaşılacağı üzere Başkent Ankara, şehit veren illerin ilk sırasında yer aldı. İl il şehit sayımızı yanda verdiğim tabloda net bir şekilde görmeniz mümkün.

ELİNE MİKROFON ALAN NİYE SAĞA SOLA ÇARPAR

Sürekli katılanlar bilir, Ankara’daki protokol davetleri rutine binmiş, aynı monotonlukta sürer gider. Katılman gerekir ama "Nasılsa göründük, bitse de gitsek" cinsinden duygular beynini kemirir durur. Hareketi ise biraz katılan konukların statükosu ve gündemdeki reytingi sağlar, hepsi o kadar. Ancak, bu davetlerin görünmeyen bir yüzü vardır ki, benim hep ilgimi çeker.

TBMM’nin 23. dönem 3. yasama yılı açılış kokteylindeyiz. Meclis Başkanı Köksal Toıptan, tek tek tokalaştığı davetlileri kapıda karşılarken, biz de "Hoş geldin" kuyruğuna dahil oluyoruz. Girişteki bu seremoniden sonra Meclis’in tarihi tören salonuna adımımızı attığımız an, kendimizi yoğun bir kalabalığın içinde buluyoruz. Omuz omuza, hatta burun buruna sohbet etmeye çalışıyoruz, ama sıkça, elindeki mikrofonla kafasını tavana yöneltmiş televizyon muhabirlerinin bodoslama çarpmasına maruz kalıyoruz. Önce, "Bunlar niye sağa sola çarpıp duruyorlar?" diye merak ediyoruz. Sonra da, salona sokulmadıkları için, kameramanların yukarı kattaki bölümlerden kuşbakışı çekimler yaptığını ve televizyon muhabirlerinin de kafalarını tavana doğru çevirip, objektife bakarak canlı yayını gerçekleştirdiğini öğreniyoruz. Meğer salonda yürümeye çalışırken onların hareket menzili içine girmişiz.

KUYRUKLU YILDIZ GİBİYDİLER

Kısa bir süre sonra, salona Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kabine üyeleri ve onların hemen ardından da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül giriyor. O andan itibaren de bütün ilgi bu grubun üzerine yöneliyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın etrafında oluşan insan halkası dikkatimizi çekiyor. Onlar salonun hangi köşesine giderse gitsin, bu insan halkası hiç eksik olmuyor. Gazeteciler mikrofon ve teypleriyle, diğer davetliler de tüm sempatik yüz ifadeleriyle bu halkanın büyümesine katkı sağlıyorlar. O an aklımıza gökyüzünde dolaşan yıldızlar geliyor. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan, gözüme birer kuyruklu yıldız gibi görünüyor. Kokteyl süresince onlar önde, kalabalık arkasında görüntü hiç değişmiyor. İşte, her davette tanık olduğum bu kuyruklu yıldız görüntüsüne çok gülerim.

ANKARA OTELİ’NDE ALKOL GERÇEĞİ

Geçenlerde, Güler Sabancı’nın Hilton Otel’de verdiği resepsiyonda Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile bir sohbeti köşeme taşıyıp, "Aman Tanrım, yoksa Büyük Ankara Oteli de mi alkolsüz olacak" başlığında bir yazı yazmıştım. Davet esnasında bakanla konuşmamıza ortak olan bir kişinin, "Bakanım, Vatan Gazetesi’nde okudum. Meclis’in hemen yanındaki Büyük Ankara Otel’i de açılınca bünyesinde içki bulundurmayacakmış. Bu çok büyük bir hata olur" deyişinden yola çıkmıştım. Bu sözler üzerine Bakan Günay, "Hadi mevzuat gereği kıyıda köşede kalmış otellere bir şey demiyoruz, ama Büyük Ankara Otel gibi tarihi bir mekanı alkolsüz yapmak son derece yanlış. Böyle bir uygulamaya giderlerse şiddetle karşı çıkarım. Ancak zannetmiyorum ki, alkolsüz yapsınlar" demişti.

OTELİN HERŞEYİ SÖKÜLÜP AÇIK ARTTIRMADA SATILMIŞTI

Büyük Ankara Oteli inşaatının bittiği 1966 yılından sonra yaklaşık 35 yıl Başkentin siyasi, kültürel ve sosyal gündeminin belirlendiği ana mekánlardan biriydi. Özelleştirilmeden önce, 4-5 sene otel faaliyetleri Emekli Sandığı tarafından durdurulmuştu. Üstelik bu dönemde içindeki eşyalar internetten açık arttırma ile satılmıştı. Avizeler, duvar kaplamaları, kapılar, banyolarındaki lavabo ve tesisatlarına kadar her şey sökülüp, otel boşaltılmıştı. Özelleştirmeye de bu şartlar içinde gidilmişti. Emekli Sandığı’na ait bu tarihi otel özelleştirme yoluyla Çelikler İnşaat’ın sahibi Tahir Çelik’e satılmıştı. Açık olduğu yıllarda modern görüntüsü ve üstün hizmet anlayışıyla Başkent’in en gözde oteliydi. İş adamları, diplomatlar, milletvekilleri ve bürokratlar için buluşma noktasıydı. Bu yüzden de Vatan Gazetesi’nde yazılan habere ve bakanla sohbetimize katılan kişinin hatırlatmasına çok kızmıştım. Araya Ramazan Bayramı tatilinin girmesi nedeniyle de Büyük Ankara Otel’in yetkililerinden bir yanıt gelmemişti. Geçenlerde otelin mimari Gökhan Hakan Turgut önce telefonla arayıp, daha sonra da gerekli dokümanları yollayıp, konuya açıklık getirdi.

BIRAKIN ALKOL YASAĞINI 7 TANE BAR VAR

Doğrusu anlattıklarının gazetede çıkan haberle alakası yoktu. Bırakın alkolsüz olmayı, otel özel mahzenleri, dev barı ve konsept restoranlarıyla alkol servisinin yapıldığı bir sürü üniteye sahipti. Hatta yılbaşına açmayı hedefledikleri otelin 850 metrekarelik lobisinin başköşesinde konuşlandırdıkları barın eskisi gibi buluşma noktası olacağı iddiasındaydılar.

Sonuçta, Özelleştirme ile satışı yapılan otel Çelikler Şirketi tarafından satın alındıktan sonra, kapsamlı bir yenilemeye gidildi. Tamamen "Akılı bina" içeriğiyle hazırlanan yapı işletim sistemleri binaya kuruldu. Ayrıca Ankara’daki hiçbir 5 yıldızlı otelde bulunmayan genişlikte kapalı otoparka kavuştu. Türkiye’de çok az uygulaması olan ve Ankara’daki Otel yapılarında bir ilk olarak yapılan "ko-jenerasyon" sisteminin kurulması ile otel kendi elektriğini kendisi üretecek.

Otelde yaklaşık 850 metrekarelik lobi bar mevcut. Lobideki diğer barın ismi ise Cigar Bar. Bunlar haricinde çeşitli katlarda 5 adet daha bar her türlü içki servisinde bulunacak. Yani toplam 7 adet bar Büyük Ankara Oteli yeni projesinde mevcut. Ayrıca Tunus Caddesi’nde otelin girişinden bağımsız bir mekán cafe-bar olarak hazırlanmış.

Kısacası gazetede yayınlanan ve şehir efsanesine dönüşen "Büyük Ankara Otelinde İçki kalkıyor mu?" başlıklı haberde bazı hususlar gerçek dışı.
X