Ani’den Çıldır’a dört mevsim Kars

Türkiye’nin en doğusundaki Kars’ta her mevsim bir başka güzellik sergiler. Kışın beyaz örtülere bürünen kent, baharda ve yazda çiçeklerle donanır. Kars aslında uzak gibi görünür ama uzak değildir. Çünkü uçakla Kars’a en fazla iki saatte ulaşılır. Eğer uzun bir hafta sonu için ilginç bir rota arıyorsanız, bu yazıyı dikkatle okumalısınız.

Haberin Devamı

Kars’a ne zaman gitmeli? Baharını, yazını bilmediğim için bu soruyu soranlara yanıtım hep “kış” oluyor. Ben hep karlar altındaki Kars’la tanıştım. Baharın çiçekli ovalarını, yazın yeşil dağlarını, sarı tarlalarını henüz selamlayamadım. Onun için Kars denince aklıma hep soğuk gelir, hep bir tek rengi, beyazı hatırlarım. Bir de akşam karanlığı çöküp, caddeler boşalınca, ağaç dallarına tüneyen kargaların sesleri üşüşür kulağıma. Düşündükçe ne de çok şey geliyor aklıma: Taş evleri, geniş caddeleri, kalesi, köprüsü, gravyeri, kaşarı, Çıldır’ı, Ani’si... Biraz daha düşünsem daha neler üşüşmez ki aklıma. Anımsadıkça anlatırım. Ama söylenenlere bakılırsa Kars’ın baharı da, yazı da ayrı bir güzellik sergiler. Doğası rengarenk tablolara dönüşür. Yani en doğudaki bu kentin her mevsimi güzeldir.
Kars’a uzak derlerse inanmayın. Haritalarda Türkiye’nin en doğu ucunda olduğuna da kanmayın. İstanbul’a topu
topu 110 dakika uzaklıkta. THY sizi alır,
beyaz bulutların üstünden uçurup, kentin yanı başına bırakır. Yani İstanbul’da, bir yakadan diğer yakaya geçemeyeceğiniz bir sürede, Türkiye’nin en doğusuna, Kars’a gidersiniz. Aslında Kars, Tekirdağ’dan, Bursa’dan, Yalova’dan daha yakındır. Atalarımız ne demiş: “Zamane uçakları,
yakın eder uzakları...”

Haberin Devamı

SOLUK KESEN KALE YOLU

Kars’ın adını kim, neden koymuş, anlamı neymiş? Antik çağın Amasyalı coğrafyacısı Strabon’un, buradaki antik şehrin adının Chorzene olduğunu yazdığı öne sürülse de, “Coğrafya” adlı eserinde böyle bir cümleye rastlamadım. İmparator VII. Konstantinos Porphyrogennetos, Bizans idaresi üzerine yazdığı eserinde buradan Kars ismiyle söz etmiş. Ortaçağın Ermeni vakanüvisleri ise buraya Karutz demişler. Kentin adının Gürcüce, “kapı kenti” anlamına gelen “Kariskalaki”den türediğini öne süren kayıtlar da var. Varsayımların hepsi birbirinden akla yakın. Kars’ın, onuncu yüzyılın ikinci bölümünde, Kral I. Abas Bagratuni tarafından başkent yapması ve ondan sonra öneminin artmış olması ise tüm tarihçilerin birleştiği ortak nokta.
Kars’ın çok eski geçmişini uzun uzun anlatmayacağım. Çünkü o zaman yazı alır başını gider. Toparlamak zorlaşır. Onun için bugüne daha yakın geçmişten söz etmekte yarar var. Kenti gezmeye Kars Kalesi’nden başlayabilirsiniz. Kale, tepede, bir kayalığın üstünde kendini gösterir. Eteklerinde gürül gürül Kars Çayı akıp gider. Bu deli çayı aşmak için tarihi Taş Köprü’yü geçmeniz gerekir. Köprü ve etrafının fotoğrafçılara çok güzel pozlar verdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kaleye ulaşan yol oldukça diktir. Tepeye kadar çıkmaya niyetliyseniz soluk soluğa kalmayı göze almalısınız. Kalenin güney eteklerinde eski Osmanlı mahallesi uzanır. İşte bu, kentin mimari zenginliğinin kanıtlarından biridir. Bir yanda Rus mimarisini yansıtan taş evler, geniş caddeler, diğer yandan cumbalı Osmanlı evleri...

Haberin Devamı

KENTE BALTIK MİMARİSİNİ HOLLANDALI MİMARLAR GETİRDİ

Mimar Oktay Ekinci de, Kars’ı anlattığı bir yazısında aynı görüşleri vurgular: “Bugünkü Kars’ı hem planlı, hem de Avrupai kılan anıtsal dokunun gerçekleşmesi, 1877-1914 arasında Çarlık Rusya’sının kurduğu garnizon yerleşmesi ile ortaya çıktı. Kale eteklerindeki eski kentin terk edildiği, yerine yepyeni bir Rus kentinin inşa edildiği bu 40 yıl, siyasal tarih açısından Kars için hüzün doludur ama imar tarihi açısından ise çok özel bir mimari kimliğin kazanıldığı dönem olmuştur. Cepheleri taş süslemeleriyle de birer saray yavrusu gibi olan bu evlerin ve binaların kente yansıttıkları kimlik ise her yönüyle bir başkent etkisi bırakıyor...”
Yeni Kars’ta kuzeyden güneye uzanan dört ana caddeyi, doğudan batıya uzanan dört cadde dikine keser. Caddeleri, Baltık tarzı, düzgün kesme bazalt taşlarıyla yapılmış, bir veya iki katlı evler süsler. Bu evlerin hikayesi şöyledir: 1877-78 savaşından sonra Kars’ı işgal eden Ruslar burayı askeri vilayet ilan ederler. Buraya gelen soylu Rus kumandanları ve aileleri için yeni bir kent inşa edilir. Bu kenti, 1890 yıllında Hollanda’dan buraya gelen mimarlar düzenler. Kars’ın neden Rus kentlerine benzediğinin kısa öyküsü böyledir.

Haberin Devamı

ÇILDIR’A GİDERKEN

Buraya kadar geldikten sonra Çıldır’ı görmeden dönmek olmaz. Kars’tan çıkınca pencereden akıp giden görüntü birden boşalır. Karla kaplı düzlükler ve dağlar vardır artık... Göz alabildiğine hep aynı manzara uzanır gider. Arada bir, kara koyun sürülerini hayvan pazarına götüren çobanlar görüntüye girer. Köylerde kimsecikler görünmez. Ama bacalar beyaz beyaz tüter. Bazen yol kıyısında, beresini kulaklarına kadar indirmiş, atkısını beresinin üstüne sarmış, paltosunun yakalarını kaldırmış bekleşen yalnız yolcular görülür. Yolun iki yanındaki düzlüklerde tilkiler koşturup durur. Karların altında yiyecek bir şeyler ararlar.
Arpa Çayı’nı geçince, uzaklarda Akbaba Dağı’nın karlı yamaçları görünür. Dağın arkasında Gürcistan ve Ermenistan vardır. Çıldır Gölü’nün önce ucu kendini gösterir. Küçük bir dere, sazlıkların arasından kıvrılıp göle kavuşur. Bir süre sonra bembeyaz göl görüntüye girer. O görününce, rüzgarın uğultusundan başka ses duyulmaz. Aslında Çıldır çığlık atar. Onu duymak için üstünde yürümek, gece ayazında kıyısında dikilmek gerekir. Çıldır insanı büyüler.
Kars yakındır, güzeldir, lezzetlidir ve her mevsimde ayrı bir yönünü sergiler. Türkiye’nin bittiği bu kentimizle tanışmak istemez misiniz?

Haberin Devamı

Sınırdaki hayalet kent

Kars’tan 45 kilometre doğuya gittiğinizde Türkiye’yi bitirirsiniz. Ermenistan sınırında, 6,5 yüzyıldan beri oturulmayan bir hayalet kent vardır. Burası bir zamanlar Ermeni Bagratuni Krallığı’nın başkentidir.
Daha önce bir Ermeni kale kasabası olan Ani, Kral III. Aşot’un hükümet merkezini Kars’tan buraya taşımasıyla önem kazanmıştır. Aşot’tan sonra tahta oturan I. Gagik, Ani’nin etrafını saran surları güçlendirmiş, kenti saraylar, kamu binaları, kiliseler ve muhteşem katedrallerle süslemiştir.
Savaşlarla el değiştiren Ani, her seferinde biraz daha yıkılmıştır. Büyük darbeyi ise 1319’da deprem vurmuştur. Yerle bir olan Ani’yi halk yavaş yavaş terk etmiştir. Ani’deki en son yazı 1348 tarihini taşır. Bu tarihten sonra şehrin üstüne bir sessizlik çökmüş, unutulup gitmiştir. Ta ki, 19. yüzyılda Batılı gezginler tarafından keşfedilene kadar. İngiliz gezgin Wilbraham, 1837’de Ani’yi gördükten sonra şunları yazmıştır: “Babil’in biçimsiz tümsekleri iskelete benziyor ama terk edilmiş Ani şehri, nefesi kesildiği halde yaşıyormuş gibi görünen bir cesedi andırıyor.”
Batı tarafı yüksek surlarla çevrili kentin doğusunda Arpa Çay’ın aktığı derin vadi bulunur. İşte bu vadi, Türkiye ile Ermenistan’ı birbirinden ayırır. İki ülke arasındaki mesafe öylesine yakındır ki, bir taş atsanız karşıdaki ülkeye düşer. Bu vadiyi gören bir yıkıntının üstüne oturup, uzaklardaki yüce dağlara bakmak, Ani’nin sessizliğini dinlemek, geçmişi düşlemek, Ermenistan’ı seyretmek insanı bir başka boyuta taşır.

Haberin Devamı

İstakoz lezzetli sarı balık ritüelle hazırlanan kaz tandırı

Kars caddelerinde sıralanan peynirciler kendi ürünlerini satar. Buzağı şirdeninden elde edilen maya ile yapılan gravyer çok ünlüdür. Kaşarın tadı da ondan aşağıya kalmaz. Tel tel dökülen Çeçil peyniri, damakta unutulmaz tatlar bırakır. Deri tuluma basılmış peyniri yemeye doyulmaz. Bu dükkanlarda  tadımlık peynirlerle bile doyabilirsiniz.  Çünkü Karslılar çok cömerttir.
Kars’ın en önemli yemeği kaz kebabı veya tandırıdır. Kaz, kar yemeden asla kesilmez. Çünkü eti yavan olur. Kesilip, tuzlanıp kurutulur. Hem dinlenip yumuşar hem de yağı ete iyice nüfuz eder. Kurutulmuş kaz önce bir güzel haşlanır. Pişmeye yakın, suyuna yeterince bulgur atılır. Sonra tepsi fırına, ateşin uzağına konur. Birkaç saat sonra tadına doyum olmaz.
Kars mutfağı zengin ve lezzetlidir. Örneğin, İran kökenli Piti (Bozbaş) kuzu eti, safran, nohut, yeşil biber, kuyruk yağıyla hazırlanır, lavaş ekmeğinin üstüne dökülüp yenir. Ardından sıra erişte pilavına gelir. Bu da, ömür boyu bıkmadan yenecek lezzettedir. Önceden haşlanan yeşil mercimek, erişteyle bir taşım kaynatılıp süzüldükten sonra, tabanı haşlanmış patatesle kaplanmış tencereye dökülür. Üstüne kızdırılmış yağ gezdirilen yemek, patatesler kızarıncaya kadar pişirilir, sonra tencere bir tepsiye ters çevrilip servis edilir.
Bir başka lezzet kaynağı da Hıngel’dir. Yaprak şeklinde açılan hamur haşlayıp, süzülür. Üstüne yağda kavrulmuş soğanla sarımsaklı yoğurt döküp yenir. Haşıl’da insanın alını başından alır. İnce yarma, bulamaç haline gelinceye kadar pişirilir. Genişçe bir tabağa alınıp, ortası havuz gibi açılır ve eritilmiş tereyağı doldurulur. Havuzun etrafına ise sarımsaklı yoğurt gezdirilir.
Bu arada Çıldır Gölü’nün buzlu sularında yetişen balıkları unutmamak gerekir. Bunlardan en ünlüsü, eti istakozu andıran Sarı Balık’tır. Önereceğim restoranlar: Kars Kaz Evi (Ortakapı Mah. Şehit Polis Nuri Yıldız Sok Tel: 0474 212 37 13), Ocakbaşı Restoran (Atatürk Cad. No:276, Tel: 0474 212 00 56), Bistro Kar Restoran (Resul Yıldız Cad. Buzhane üstü. Tel: 0474 0212 80 50)

Yazarın Tüm Yazıları