GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Erdik Murat’ımıza!


Siz deyin bir futbol maçı, ben diyeyim ‘diriliş’ mücadelesi.
Kendisine inanan, siyah ile beyazı kuşanan 30 bini aşkın İzmirli’yi almış arkasına Altay... Hele hele şeref tribünü... İğne atacak yer yok. Böyle bir heyecana ortak olmayan bu şehrin başkanı dışında herkes orada!
Yine de kolay değil böyle maçları kazanmak. Ruh istiyor, inanç istiyor, her şeyden önce çelik gibi sinir istiyor. Hele hele karşında hayatını savunma futboluna adamış Ziya Doğan gibi bir hoca varsa. Beraberliğe bir üst ligi kutlayacak olmanın felsefesi, ‘Doğan futbolu’ ile birleşmiş, Gümüşhane sadece Berk’i ileride bırakarak 10 kişi savunmaya çekilmiş. Sahada bir tek Doğan’ın ‘oğlu’ Ayman eksik!
Maçın başında Altay da rakibin ‘kilidini’ kırmaktan aciz, ‘uyutma taktiğine’ teslim olmuş gibi... Günün ‘isyankarları’ yok değil elbette. En başta Murat Uluç... 36’lık delikanlı, kendisini savunmaya çalışan rakip stoperlere her fırsatta üstünlük sağlıyor. Ona ayak uyduran Furkan hücumda, Ferhat orta alanda, Murat Türkkan savunmada çırpınıyor, ama ilk 45 böyle eriyip gidiyor.
Sadece bir gol yetecek bir kaderi değiştirmeye. Kilidi açacak, Altay’ı hak ettiği yere bir adım daha yaklaştıracak bir gol...
Bekleyiş sürüyor... Gergin, heyecanlı, bitmeyen bekleyiş. Taa ki, 65’e kadar. Bu golü atmayı, güne damga vurmayı anasının ak sütü gibi hak etmiş o adam, yüreği 18 yaşında olan Murat Uluç yükseliyor gökyüzüne. Arşa değercesine dokunuyor topa ve ‘simsiyah’ gidişatı ‘bembeyaz’ bir tabloya çeviriyor Atatürk Stadı’nda. ‘Murat’ımız gerçek oluyor.
Kilit açıldı bir kere. Sadece 3 dakika sonra günün bir diğer isyankarı Furkan çıkıyor sahneye, “Bu iş bu kadar” diyerek skoru 2-0’a getiriyor.
Sonrası bayram...
Penaltıdan gelen golle skor 3-0 oluyor, sevinç bir kez daha perçinleniyor.
Atatürk Stadı’ndan başlayan coşku Alsancak’a, oradan İzmir’e taşıyor.
Dile kolay, iki yılda gelen iki şampiyonluk... Ne mazisine, ne büyüklüğüne ne de adına yakışan 3. Lig’in utancından Spor Toto 1. Lig’e gelen bir Altay.
Issız köşelerin karanlığından, Süper Lig umutlarına uzanan bir peri masalı.
Helal olsun bu masalın kahramanlarına...
Helal olsun yaş aldıkça büyüyen Murat Uluç... Helal olsun soldan fırtına gibi esen Furkan’a, iki kişilik mücadele eden Ferhat’a, savunmanın dev adamı Murat Türkkan’a.
Altay’ın kaderini değiştiren başkanından, dört maçta dört dörtlük iş çıkaran hocasına...
Helal olsun her birine...
Şampiyonluk bu takıma çok yakışıyor.

Yazının devamı...

İzmir aşkıyla omuz omuza

 


Unutmadık hiçbirini. Unutamadık.
2000-2001 sezonu aklımızdan çıktı mı sanıyorsunuz? Türk futbolunun utanç vesikası Diyarbakır-Altay maçı silindi mi hafızalarımızdan?
TRT canlı yayınının engellenişini, İzmirli basın mensuplarının daha stat girişinde makinelerine el konulmasını, Altay soyunma odasına gaz sıkılmasını, hakemlerin tüm bu tiyatroya ‘oyna’ deyişini, daha da ötesi “devlet böyle istiyor” diyerek bu rezilliğin ört bas edilişini unutmadık.
Ya 2002-2003 sezonu? Nasıl unutabilirsin ki, İstanbulsporlu futbolcuların Altay maçında aldıkları teşvik primini gülerek anlatışını?
Nasıl içine sindirebilirsin Diyarbakırspor-Elazığ maçını? Elazığsporlu ‘Messi Eren’ 7 kişinin arasından slalom yaparak attığı ‘yüzyılın golüyle’ (!) takımını ligde tutarken Ahmet Taşpınar’ın gözyaşlarını?
Şurası su götürmez bir gerçek... Türkiye’de herkesin gözü önünde, hem de tartışılmayacak şekilde üst üste iki kez hakkı yenen kulüptür Altay...
Suçlunun sırtının sıvazlandığı, adalet dağıtması gerekenlerin ‘3 maymunu’ oynadığı bir tiyatronun ‘fakir ama gururlu’ delikanlısıdır.
Ama işte bu dünyanın ilahi bir adaleti de var!
Su akıp yolunu buluyor. Gün geliyor, devran dönüyor.
O devranın nasıl döndüğünü de unutmadık.
Yıllardır karanlık günlere mahkum edilen İzmir futbolunun, geçen yıl Antalya’da üst üste iki şampiyonluğu nasıl aldığını gördük gözlerimizle.
Tüm yerel rekabetlerin bir kenara bırakılışına, Göztepeli’nin, Karşıyakalı’nın, Altınordulu’nun omuz omuza verip Altay’ı play-off zaferine taşımasına tanıklık ettik. Tek yürek olduğunda İzmir’in nasıl bir güç olduğunu gördük.
İşte tadı damağımızda kalan o harika filmin ikinci perdesi var bugün Atatürk Stadı’nda. Gümüşhane karşısında oynanacak 90 dakika, Altay’ın ‘simsiyah’ kaderinden güzel günlere açılan ‘bembeyaz’ bir pencere olmaya aday.
Futbola gönül veren, güzel günler görmek isteyen, motorları maviliklere sürmeyi düşleyen ve ruhunda bu şehre dair kıpırtılar hisseden her İzmirli’nin görevidir bugün Altay’ın yanında olmak.
Bugün Altay’ı, yarın Karşıyaka’yı, Buca’yı, İzmirspor’u karanlık köşelerden çekip çıkarmak.
Öyleyse haydi.
İzmir aşkıyla, omuz omuza.

Yazının devamı...

Mesajlar gecesi

 

Yılların takımı Gençlerbirliği, sezona Süper Kupa ile giren Konyaspor, şampiyon apoletine sahip Bursaspor korkulu rüya görürken, ilk sezonunda Avrupa kovalayan Göztepe’nin hocasına serzenişte bulunmak...

Kimbilir, belki şımarıklık!

Ama insan söylemeden de edemiyor. Axel Ngando gollerini attıkça, gencecik Enes oyuna girdiği bir devrede “Ben büyük futbolcu olacağım” diye bas bas bağırdıkça, insan bu iki yeteneğin kenarda unutulduğu maçlara yanıyor be hocam! Ligin ikinci yarısında tam da oyuncu kazanacak bir rahatlıktayken, ‘bitik’ Scarione’ye, sezonun ‘etkisiz elemanı’ Gouffran’a forma verilirken, Göztepe’nin yarınında olması muhtemel bu ikilinin şimdiye kadar gölgede kalışına üzülüyor insan! Gecenin ilk mesajı Tamer Hoca’ya belki de. Ngando da, Enes de bundan sonra ilk 11’de yer almayı hak ediyor.

 

Bakmayın Karabük’ün lige haftalar önceden havlu attığına. Emin olun izin verilirse her takıma sıkıntı yaşatma potansiyeline sahip bir takım. Ancak Göztepe dün kısa sürede teslim aldı rakibini. Orta alanda Poko’nun iki kişilik enerjisi, Castro ve Ngando’nun teknik kalitesiyle birleşince sarı-Kırmızılılar oyunu rakip alana yıkmakta zorlanmadı. Öyle ki, savunmanın ortasındaki Reis-Kosanovic ikilisine 1-2 pozisyon dışında iş düşmedi. Sabri’nin ve Halil’in etkinliğini de unutmamak gerek tabi.

 

Gelelim gecenin konusuna.

 

Demba Ba oyuna girdiğinde, top ayağına geldiğinde, hatta gol attığında bile ıslıklandı Bornova’da. Şurası net ki, Göztepe taraftarının kısa sürede bağrına bastığı, “En baba Ba” diye şarkılar yaptığı Senegalli’yle gönül bağı zedelenmiş. Beşiktaş maçı öncesi rakip takımın başkanı Fikret Orman’ın sportmenlikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ne amaç taşıdığı çok açık açıklamalarına Ba’nın da sessiz bir kabulleniş göstermesi affedilmemiş. Pek de affedilecek gibi görünmüyor.

Peki bu tepki doğru mu?

Doğru-yanlış tartışılır. Kişiler üzerinden tartışmak yerine büyük resme bakalım.

Taraftarın verdiği mesaj kısa ve net...

Adı ve kariyeri ne olursa olsun, bu formayı bedeniyle, ruhuyla, tutkusuyla giymeyecek olan varsa eğer şunu bilmeli ki, kapı ardına kadar açık. Göztepe’nin önümüzdeki yıllara dair anayasasında ‘kişilerden bağımsız istikrarlı bir başarı’ yer alıyor! Ve bu gollerden, asistlerden, hatta emin olun Avrupa kupalarına katılmaktan bile daha önemli bir hedef.

Anlayana.

 

 

Yazının devamı...

Mutluluk ve Burukluk!

 

 

İtiraf etmek gerekirse Okan Buruk’un kulübede olduğu bir maçtan bekleyemeyeceğiniz kadar hareketli bir başlangıçtı izlediğimiz. Sıkıntılı bölgeden kurtulmak için 3 puana mecbur olan Akhisar, prangalarından kurtulmuşcasına baskı kuruyor, golü buluyor, taraftarını coşturuyordu.

Ama teslim alınması kolay olmayan bir takım Göztepe... Aylarca unutulan Axel’in yarattığı penaltıyı Ghilas’ın gole çevirmesi oyunu adeta yeniden başlattı.

Akhisar’ın hızı kesilmemişti. Göztepe savunmasının zayıf halkası Leo’nun kanadını yıpratarak gol arayan ev sahibi, Lopez-Muğdat ile yüklenmeye devam etti. Derken başı kesilmiş tavuk misali ceza sahasında dolaşan Kosanovic saçmalamasıyla şans kapıyı çaldı evsahibi için. İşte hafta içinde Türkiye Kupası’nda Galatasaray’ı yıkan Seleznov’un Beto’ya teslim ettiği penaltı, Akhisar için tehlike çanlarının daha güçlü hissedilmesi anlamına geliyordu.

İkinci yarının ilk 15 dakikalık diliminde yine yüklendi Akigo, saçmalama hakkını maç sonuna kadar kullanmakta kararlı olan Kosanovic’in hatalarıyla fırsatlar buldu. Ama Beto direniyor, Akhisar forvetleri pozisyonları harcıyor, enerji ve moral tükeniyordu.

Akhisar’ın yorulması, Selçuk’un girişiyle Göztepe orta alanının ideal üçlüye dönmesi oyunun rengini de değiştirdi. Son 20 dakikada gole daha yakın taraf Göztepe’ydi. Ancak dengeyi bozmayı Göz Göz de başaramadı.

Deplasmandan alınan beraberlik Göztepe için artı bir değer daha demek.

Ancak Ege’nin diğer ‘Süper’i için sıkıntı çok büyük. Son 6 maçtan sadece 2 puan çıkaran Akhisar’ın lige tutunmak adına acilen 38 puan barajını aşması gerek. Evet, finale yükselmek, Galatasaray’ı elemek, Türkiye gündemine oturmak güzel ama asıl önemli olan Ege’nin iki süper ile devam etmesi. Çünkü kupa karın doyurmaz!

 

 

 

 

Yazının devamı...

Artık maçları dev ekrandan izlersin!

Alındı da. Geldi, Göztepe formasını sırtına geçirdi, takımı adeta sırtladı götürdü. Göz-Göz’ün Süper Lig’e çıkışındaki dev katkısıyla, artık ismini herkesi bildiği bir oyuncuya dönüştü. Göztepeliler için bir kahramandı Adis Jahovic.

Süper Lig’de ne yapacağı tartışıldı bu kez... Ancak o soru işaretlerini de silip süpürdü kısa sürede. 14 gol, 4 asistle Göztepe’nin ilk yarının flaş takımı oluşunda başrol oynadı, hakkında transfer haberleri çıkmaya başladı. Artık geriye tek soru işareti kalmıştı: Jahovic Göztepe’de kalacak mı?
Evet, bizim hikayemiz de tam burada başlıyor. Göztepe’nin gözbebeği nasıl oldu da apar topar Konyaspor’un yolunu tuttu, neler yaşandı, perde arkasında neler oldu? Her zaman beyefendi tavırlarına aşına olduğumuz Teknik Direktör Tamer Tuna’ya “Onu ancak telefonda ararız” dedirten neydi?

450 BİN’DEN 1 MİLYON EURO’YA
Ligde ilk yarının bitmesinin ardından Göztepe Başkanı Mehmet Sepil ile Jahovic’in menajeri bir araya gelir. Sepil, Jahovic’in takıma katkısından ötürü teşekkür ederek söze girer, Makedon golcü ile yola devam etmek istediklerini iletir. Jahovic kanadında da Göztepe’de devam etme fikri ‘A planı’dır. Adis’in menajeri 450 bin Euro olan yıllık ücretin, bu müthiş performans sonrası yükselmesini talep eder.

Başkan Sepil, Adis’e verebilecekleri rakamı iletir, “Bu rakam bizim düşündüğümüzün çok altında” yanıtını alır. Göztepe 600 bin Euro önermiş, Jahovic cephesi 1 milyon Euro istemiştir! Bu noktada bir kriz çıkmaz. Mehmet Sepil, her zamanki kibarlığıyla “O zaman istediğiniz kulüple görüşebilirsiniz. İyi bir teklif çıkması halinde yardımcı oluruz” der.

‘BELKİ SAKATLANIR, OYNAMAYAMAM’
Burada araya girelim. Rakamlar hariç, iki taraf arasındaki bu görüşme Göztepe Yönetimi’nin devre arasında gazetecilere verdiği yemekte de bizzat Başkan Sepil tarafından dile getirilmiş, hatta Sepil, “Jahovic’in sözleşmesinde 1 yıllık daha opsiyon var. Ancak ben aklı ve ruhu sahada olmayan oyuncuyu istemem. Menajeri kulüp arıyor. Şu ana kadar da bize bir teklif gelmedi” demişti. İşte o opsiyon, Jahovic ile Göztepe arasındaki köprüleri atan nokta oldu.

İki taraf, ikinci yarının başlamasına kısa bir süre kala tekrar masaya oturur. Bu kez görüşmede Jahovic de vardır. İlk olarak konu sözleşme süresinde kilitlenir. 31 yaşındaki Makedon yıldız 3 yıllık sözleşmede ısrarcı olurken, Göztepe’nin önerisi 2+1 yıldır. Jahovic 1 milyon Euro’nun altında düşmese de para konusu bir kriz haline gelmez. 750-800 bin bandında anlaşmanın sağlanabileceği düşünülmektedir.

‘BİR DAHA FORMA GİYEMEYECEKSİN’
Ancak 2+1 yıllık teklife karşı çıkan Jahovic’in ‘opsiyon’ konusunda söylediği bir cümle sonrası ortam buz keser!
Göztepe’ye ilk geldiğinde de 2+1 yıllık opsiyonlu bir sözleşme imzaladığını hatırlatan Jahovic “Zaten sözleşmemde bir opsiyon var. 10 maç daha oynarsam, sözleşmem mevcut koşullarda 1 yıl daha uzayacak. Ama bakarsınız sakatlanır, 10 maç oynayamam” der!
Göztepe Başkanı Mehmet Sepil, bu cümlenin altındaki imayı anlar ve o an ipleri koparır...

Jahovic’e döner ve “Senin evinde dev ekran var mı?” diye sorar. Kimse başkanın ne dediğini anlayamadan ilave eder: “Artık maçları o dev ekrandan izlersin. Çünkü bir daha Göztepe forması giymeyeceksin.”

 

BİZİM ADIMIZA KONU KAPANMIŞTIR
Jahovic’in menajeri “Bu saatten sonra kulüp bulmamız çok zor, Jahovic’in futbol hayatı biter” diye sızlansa da, Sepil’in cevabı kısa ve nettir: Bizim adımıza konu kapanmıştır.

Bu gelişme sonrası Konyaspor formülü ortaya çıkar. Kümede kalmak için transfere sarılan yeşil-beyazlılar, Jahovic gibi bir isme dört kolla sarılır. İlk etapta Göztepe’ye 1 milyon Euro teklif edilir. Mehmet Sepil geri çevirir, “1.5 milyon Euro istiyoruz” der. Bununla da yetinmez ve ekler: Jahovic’in bizden 200 bin Euro alacağı var. Bu parayı da Konyaspor üstlenecek!

Konyaspor çaresiz kabul eder ve Makedon yıldızın Göztepe serüveni bu noktada sona erer.
Evet, yaşananlar böyle. Bence Mehmet Sepil’in tavrı, Türkiye’de futbolcuya dayalı düzene başta teknik adamlar olmak üzere herkesi kurban eden yöneticilere ders olmalı. Ne dersiniz, hoş olmaz mı?

Yazının devamı...

Futbolun huzur yakası

 

 

 

Kulüplerini ileriye taşıyacak projeler yerine popülizmin çekiciliğine kapılan, menajerlerin oyuncağı haline gelen yöneticiler...

Yönettikleri her maçta, maçın önüne geçmeyi bir şekilde ‘başaran’ hakemler...

Bitmek bilmeyen, spor programlarının ana konusu haline gelen komplo teorileri.

Havaya saçılan milyonlar, hayal kırıklığı yaşayan milyonlar!

Türkiye’de maalesef futbolun ‘can sıkan’ yönünü konuşuyoruz daha çok. 

Ancak gelin, aynı tablonun farklı bir yüzüne bakalım bugün. Futbolun huzur yakasına...

Mini Dünya Kupası’nı andıran bir organizasyon, beşinci kez “Merhaba” diyecek bugün. Dile kolay, 21 ülkeden toplam 55 takım katılacak U12 İzmir Cup’a.

İngiltere’den Manchester City’yi, İspanya’dan Athletic Bilbao’yu, Fransa’dan Rennes’i, Portekiz’den Porto’yu, Benfica’yı, Hollanda’dan PSV’yi, Twente’yi, Belçika’dan Anderlecht’i, Mechelen’i, Standart Liege’i, İtalya’dan Sampdoria’yı, Hırvatistan’dan Dinamo Zagreb’i, Romanya’dan Steau Bükreş’i, Rusya’dan Krasnodar’ı böyle bir turnuva için İzmir’e getirmek, organizasyonun büyüklüğünü ve ne denli emek harcandığını gösteriyor bizlere.

12 yaşın altındaki pek çok yeteneği, en saf haliyle izlemek... Belki aradan geçecek 8-10 yıl sonra “Ben bu futbolcuyu, daha 12’sinde fark etmiştim” demek, hepsinden öte her yanı umutla bezeli bir sahada gezinmek, profesyonellik adıyla soslanan bazı çirkinliklere bulaşmamış minikleri izlemek, onların başarabildiklerine “Vay be” demek, gerçekten paha biçilmez bir güzellik olacak.

Okay Karacan’ın buğulu sesiyle farklı bir dünyaya gidecek, miniklerin rekabetiyle eğleneceğiz. Hem de bu kez, Türk futboluna rekorları kadar kişiliğiyle damga vuran Alex De Souza’yla renklenecek U12 İzmir Cup.

Altınordu, bambaşka projesiyle 6 yıl önce İzmir’den yola çıkarken “Türkiye’nin Altınordu’su” olmaktı hedefi. Bugün dünyaca ünlü The Guardian Gazetesi, Altınordu’yu oyunu değiştirmeye aday bir kulüp olarak “Game changer” başlığıyla tanımlıyor. Fenerbahçe’nin başkan adayları altyapıyla ilgili yapmak istediklerini anlatırken Altınordu örneğini veriyor, “Onlar kadar yapamasak da” diye cümle kuruyor. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Trabzonspor kurmayları gelip “Bunu nasıl yapıyorsunuz” diye şaşkınlıklarını dile getiriyor.

Yani...

“Türkiye’nin Altınordu’su” olmayı çoktan başardı Altınordu. Hatta yaptıklarıyla Türkiye’nin ötesinden de fark ediliyor.

Peki sizce İzmir’in böyle bir değeri fark etmesi, gerektiği gibi hakkını vermesi, medyasından taraftarına kadar futbolun geleceğine ışık tutan bu organizasyona daha fazla destek olması gerekmiyor mu?

Eğer cevap “Evet” ise, haftasonu rotanıza İsmet Orhunbilge Tesisleri’ni eklemeyi unutmayın!

Çünkü futbolun öte yakasında güzellikler var.

Yazının devamı...

Hatalı tercihler  

 

Ancak Özdeş gibi ligin elindeki malzemeyi iyi kullanan hocalarından biri Tamer Tuna’nın seçimleri de bu tabloda hayli etkiliydi! Sezonun kayıp adamı Gouffran’ın yanına bir de en kötü performans dalında açık ara Oscar adayı Scarione’yi eklemek, takımı 9 kişi bırakmaktı sanki! Amatöre düştüğünde bile destekten vazgeçmeyen Göztepe taraftarının Gouffran ve Oscar’ı oyundan çıkarken ıslıklaması da bu hataların göstergesiydi. Tamer Hoca belli ki bu ikilinin ön alandaki yeteneğine güvendi ancak bir adım geriye çektiği Castro’nun katkısından da oldu.

Tüm bunlar yaşanırken nasıl halen hakemlik yapabildiğini anlamadığım Hüseyin Göçek faktörü çıktı bir de. İlk yarı bitirilen Demba Ba’nın golünü iptal edişi akıl alır gibi değildi. İkinci yarıda verdiği ve vermediği kararlar da ilk yarıdaki hatanın üzerine tuz biber oldu. Türkiye’deki genç hakem adayları nasıl maç yönetilememesi konusunda Göçek’i her daim ders olarak takip edebilir!

İkinci yarı yetenek değil baskı ile çözüm aramaya başladı Göztepe. İşte bu bölümde maç içinde farklı bir maç izlemeye başladık Göztepe ile Ramazan arasında! 10 dakikalık dilimde belki tabelayı 3 kez değiştirebilecek müthiş baskıya tek başına direnç gösterdi Kasımpaşa kalecisi.

Kosanoviç’in atılması da durduramadı Göztepe baskısını. Ancak Ramazan duvarını aşamadılar yine. Uzatmalarda gelen gol sonucu belirledi.

Evet, ikinci yarıdaki baskı ile bu sonucu hak etmedi Göztepe. Ancak ilk yarıdaki tercihler için şapkayı önüne alıp düşünmek gerek.

Not: Göztepe taraftarının hakem protestosu herkese örnek olsun.

 

Yazının devamı...

BAmbaşka bir detay!

 

 

Sağ bekten sağ açık, sağ açıktan 10 numara yapılmış, işler iyice ‘çorbaya’ dönmüş!

Evet, Tamer Tuna Göztepe’ye büyük katkı yaptı, takımı alkışlanacak bir noktaya taşıdı.

Evet, ligin yenisi bir takım için transferde ciddi başarı sağlandı.

Ancak dünkü kadro yapısı, olmadı!

Derdimiz skor değil. Ligin dibinden çıkmak için çırpınan Alanyaspor’a karşı alınan 1 puana ‘Hayır’ diyecek değiliz. Gelgelelim, Alanyaspor’un golüne kadar geçen 75 dakikada üç pas yapamayan, rakip ceza alanını bile görmeyen, ‘rakibin nakavt edici yumruğunu bekleyen’ Göztepe’ye hayır!

Denilebilir ki, 3 önemli eksikle ne yapılabilirdi? Sorum şu: Sezon başından büyük beklentilerle alınan Axel Ngando bu maçta bile 11 göremeyecekse, ne zaman görecek? Ya da 17’lik Atakan, takım 1-0 gerideyken ‘kurtarıcı hamle’ olarak sahaya sürülecek kadar yetenekli ise, ilk 11’de neden denenmiyor. Göztepe ligdeki konumu itibarıyla bunları yapabilecek, önümüzdeki yıl için oyuncu kazanabilecek rahatlıkta değil mi? Ayrıca haftalarca ilk 11 oynayan  ve gayet de başarılı olan Kosanovic’i bir anda Leo’nun gerisine iten ve bizim göremediğimiz şey ne?

Ayrıca şu bir gerçek ki, Castro’yu önüne bir adam koyarak daha defansif bir pozisyona aldığınızda, Göztepe’nin sahadaki futbol aklı azalıyor. Sezonun ‘kayıp adamı’ Gouffran’ı hala kazanmaya çalışmak için Castro’yu geriye çekmeye, onun hücum yeteneklerinden vazgeçmeye değer mi?

Evet, bunlar sorular.

Ancak bir de cevaplar bölümü var. 4 yanlışın 1 doğruyu götürdüğü sınavlar vardır ya hani. Futbolda bazen 1 doğru, tüm yanlışları silip atabiliyor. O doğrunun adı da Demba Ba. Senegalli büyücü, maç boyu kendisine sadece bir kez pozisyon şansı tanıyan Alanya savunmasını öyle bir cezalandırdı ki, yine ‘BAmbaşka bir detay’ olduğunu gösterdi.

Ne diyelim?

Ayağına sağlık.

Yazının devamı...