ABD ve Türkiye’de insan hakları

1 mart pazartesi günkü yazımda, bir gazetenin “Dine Baskı Var!” manşeti dolayısıyla ABD’nin İnsan Hakları Raporu’na değinmiştim.

Kuşkusuz, her ülkenin, hatta İnsan Hakları’na en saygısız ülkelerin bile “İnsan Hakları Raporu” yayınlamaya hakları var.
Ben ülkelerin bu haklarına saygı gösteririm. Ama ülkelerin yayınladığı bu raporlarda kendi çıkarlarının oynadığı rolü ve rolün payını çok iyi bilmek zorundayız.
***
ABD’nin bu yıl yayınladığı 2003 Yılı İnsan Hakları Raporu’nda Türkiye’ye geniş yer verilmiş: Yargının dış etkilere açık olduğu, işkence, dayak ve diğer insan hakları ihlallerinin devam ettiği ileri sürülüyor.
Bu iddiaların doğru olduğunu kabul etmek zorundayız. Ben bu türden iddialara karşı “Sen de de şu var!” diyen mazeret savunmalarına tenezzül etmem. ABD’de ya da başka bir ülkede olanlar, yapılanlar benim ülkemde olanları, yapılanları mazur göstermez.
***
ABD raporunda, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin demokratikleşme hedefi ve AB kriterleri çerçevesinde önemli reformlar yapmasına karşın bu iyileştirmelerin uygulanmadığına dikkat çekiliyor. Bunlar da kabul edilmesi gereken doğrular.
***
Ama söz konusu raporda, ordunun, hükümetin politika ve uygulamalarında dolaylı etkisi olduğuna değinilmekte ve bu husus eleştiri konusu edilmekte.
Bu eleştiri ABD’nin Türkiye yönelik politikasında orduya bakış tarzının ne kadar değişmiş olduğunu göstermektedir.
14 Mayıs 1960, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980 ordu müdahalelerine arka çıkan ve özellikle 12 Eylül 1980 ihtilalini bütün gücüyle destekleyen ABD şimdi ordunun dolaylı etkisinden şikayet ediyor.
Haklıdır, 12 Mart 1970’le başlayan sürecin sonunda, şu anda, ABD’nin hayal ettiği bir hükümet Türkiye’de iş başındadır. ABD’nin evrensel, bölgesel ve yerel hegemonya politikalarına ve girişimlerine karşı çıkan sol düşünce her düzeyde ezilmiş ve politik planları belli olmayan bir tarihe kadar parçalanmıştır.
***
ABD şu anda Cumhuriyet’in ilke ve ülkülerini, bu ilke ve ülkülerin yasal koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, Türkiye’nin (ne kalmışsa) Kemalist politikalarını kendi çıkarlarına aykırı görmektedir.
Yoksa, İmam Hatip Okulları, kamusal alanda türban yasakları, Cumhurbaşkanı Sezer’in türban kışkırtmasının önüne geçmek için AKP’li milletvekillerini Çankaya’ya davet etmemesi, bir kadının türbanı kışkırtı aracı haline getirdiği için mahkeme salonundan çıkartılması ABD’nin umurunda bile olmaması gerekir.
***
Öte yandan ABD’nin demokrasi, laiklik ve insan hakları konusundaki özel yorum ve tutumu sadece Türkiye ile değil birçok Avrupa Birliği üyesi ülke ile de çelişmektedir.
ABD raporları bu ülkeleri de eleştirmektedir, ama bu ülkelerin gazeteleri bizim İslâmcı gazeteler gibi bunları hadis haline getirmemektedir.
Yazarın Tüm Yazıları