GeriSeyahat İstanbul’da bir saklı hazine
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İstanbul’da bir saklı hazine

İstanbul’da bir saklı hazine

Mağlova Kemeri, İstanbul Sultangazi ve Eyüp ilçelerinin sınırlarında, Cebeci Köyü yakınlarında, Kemerburgaz Kent Ormanı içinde ve Alibey Deresi üzerinde… Yanlış anlaşılmasın. Bu kadar tanıdık bir adresi olsa da etrafında yerleşim yeri yok. Dikkat edin, kaybolmayın!

İstanbul’da Göktürk taraflarında ailesiyle birlikte bir at çiftliği olan arkadaşım Bülent Alkuzu götürmüştü ilk kez beni Mağlova Kemeri’ne... Kemerburgaz Kent Ormanı’ndan yürümüştük. Bu sefer “Bahar sen yaparsın” deyip, bana yolu tarif edip yolladı. Yalnız değilim, yanımda arkadaşım Cihan Çağlayan var. İkimiz de tarifi anlamış gibi duruyorduk ama ormanlık alanda ne bir tabela ne başka yönlendirme var; kaybolmak bizim için an meselesi oldu tabii. Bülent’in tarifine göre ağaçların içindeki patika yoldan yürüyüp yukarıdaki geniş toprak yola ulaşacağız. Sonra sola dönüp beyaz kulübeyi görene kadar yürüyeceğiz. Beyaz kulübenin oradan Başhavuz’a kadar devam edeceğiz. Sonra bla bla... Biz daha ilk geniş toprak yolda dinlediğimiz her şeyi unuttuğumuz için ve benim de aklımda sadece Başhavuz kaldığı için navigasyona yazıyorum yine.

Navigasyon Başhavuz’u ve Mağlova Kemeri’ni gösteriyor. Başhavuz’un etrafını tel örgülerle çevirmişler. İlk geldiğimde üstüne tırmanmış ve içine akan suları seyretmiştim... Buradan sonra yine kayboluyoruz. Ormanda olabiliriz ama sonuçta İstanbul’dayız. Yol üstünde derme çatma evler görüyoruz. Köpekler takılıyor peşimize. Bölgede bolca köpek var ama devamlı gönüllüler tarafından beslendikleri için zararsızlar. Uzaktan Mağlova Kemeri’ni görünce rahatlıyoruz. Su kenarından kemere kadar yürümek kolay değil. Çok dikkatli geçiyoruz... Keyif veriyor mu? Evet! Ama içimdeki ses ‘Bir yere de kolay git be Bahar’ diyor. Amacımız yürümek olmasa arabayla kemerin dibine kadar ulaşılabiliyor. Ancak aracıyla gidecek olanlara navigasyonun yanlış yollara saptırdığını ve bir yandan da tabelaları takip etmeniz gerektiğini söylemeliyim.

Piramit ayakları benzersiz

Su kenarından yürürken bir müddet sonra Mağlova Kemeri’ni görüyorsunuz. O görüntü insana daha bir şevk veriyor. Ulaştığımız anda önce durup seyrediyoruz. Aşağıdan öyle muhteşem ki! Mimar Sinan’ın inşa ettiği camilerdeki akustik burada da var. Sel baskınlarından korumak ve içinden geçen suyun yüksek debisinden zarar görmemesi için üç farklı önlem alınarak yapılmış. Piramit şeklindeki ayak sistemi dünyada tek. 33 farklı iç kemeri ‘Allah’a şükürle’ ilgilendiriliyor. İki farklı cepheden bakıldığında düşey çizgileri farklı yönde görünüyor. Mağlova Kemeri’nin içine girdikten sonra bir tünelden ilerleyip merdivenleri çıkıyoruz. Ortadaki köprüden karşıya geçiyoruz, üst kısımdan da İstanbul’a su gidiyor. Suyun kirlenmemesi için üstü kapalı tasarlanmış. Suyun taşındığı yer bir insanın yürüyebileceği seviyede, aşağı yukarı 170 santimetre. Köprüde fotoğraf çekerken kendimizi kaybediyoruz.

Üzerinde yürümeyin!

Geldiğimiz yoldan geri dönüp Mağlova Kemeri’nin duvarlarının yanındaki patikadan yukarı tırmanıyoruz. Duvarın üstüne çıktığımızda çantadan da termos çıkıyor; yiyecekler yanına katılıyor. Kahvaltımızı ederken uzakta kalan şehri seyrediyoruz. Hem İstanbul’dayız hem bir o kadar uzakta. Benim burada yapacaklarım bitmedi daha. İlk geldiğimde kemerin tepesine çıkmıştım ve o zaman deli gibi yükseklik korkum vardı. Aradan geçen zamanda korkumu yendim ve yeniden oraya çıkmaya hazırım.

Mağlova Kemeri’nin üstünde yürümeye başlıyoruz. Birden düdükler ötüyor. Biri el kol hareketleriyle beni çağırıyor. Meğer bekçi koymuşlar ve üstüne çıkmayı yasaklamışlar. Nereden bileyim! Aman siz yapmayın. Dönüş yoluna geçtiğimizde tekrar Bülent’i arıyoruz; yine ve iyice tarif ediyor. Peki biz ne yapıyoruz? Ağaçların arasına dalıp kayboluyoruz... İnternet çekiyor. Başhavuz’u yazıyorum navigasyona. Ama bu kez işimiz zor, ormanın içi diken dolu. Haritada gördüğünüz yere geçemiyorsunuz. Kafa lambamız da yok. Arkadaşım Cihan akşam olup hava kararacak endişesiyle önden yol açıyor. Ben alışkınım kaybolmaya. Sıfır endişe. En sonunda suyun kenarına tekrar inmeyi başarıyoruz. Arkadaşım kedilerin saldırısına uğramış gibi. Pantolonu tırmık içinde. “Abla akupunktur olsam bu kadar iğne yemezdim” diyor.

İstanbul’da bir saklı hazine

Kemere yürüyerek gitmek istiyorsanız ormana dalmalısınız ve bu oldukça zorlu bir yol. “Böyle maceralar sevmem” diyenler arabayla da yapının dibine kadar gidebilir.

Benim de dizime saplanan diken sanırım kemiğe kadar gitti. Acayip sızlıyor. Niye böyle şeyler hep benim başıma geliyor bilmiyorum... Yürüyüş yapacaksanız ormana dalmayın; dalacaksanız da yanınızda bahçe makası olsun. Yürüyüş yapmak istemeyen, “Ben böyle maceralar sevmem” diyenler, arabasına atlayacak, mis gibi kemerin dibine kadar gidecek. Hatta arabasında oturup uzun uzun Mağlova Kemeri’ni seyredecek. Daha keyifçiler masasını, sandalyesini kapıp kemere karşı piknik yapacak. Çocuklu olanlar daha gerideki çocuk ve oyun alanına yakın yerden piknik masalarını kullanacak. Çocuğu oynarken masasını kuracak. Vallahi benim bile hoşuma gitti bu planlar. Üçüncü kez gidersem böyle yapacağım. Hep macera hep macera, nereye kadar!

LÜTFEN, ÇÖP ATMAYIN!
Parkur yürüyüşü, ateşsiz piknik en iyisi

* Tamamı 5 milyon 526 bin metrekareden oluşan Kemerburgaz Kent Ormanı’nın beşte biri hizmete açılmış durumda. Seyir, macera, eğitim ve spor alanları; oyun parkı, kamelyalar gibi imkânlar var.

* Yakınında Beltur’un iki kafesi mevcut, buralarda yemek yiyebilirsiniz.

* Bisiklet ve akülü bisiklet kiralayabilirsiniz.

* Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan kemer, 456 yıl önce yapılmış. Muhteşem Süleyman’ın emriyle yapımına başlanan kemer, 1563’te 24 saat süren bir fırtınada yıkılınca çok farklı bir teknikle baştan inşa ediliyor. Mağlova Kemeri dünya su mimarisinin başyapıtı ve hâlâ kente su taşımaya devam ediyor.

* Kemer 36 metre yüksekliğinde ve 258 metre uzunluğunda. Alt katında 8 büyük göz, üst katında 8 küçük göz var.

* Ormana araç giriş ücreti 20 lira, yaya ücretsiz. Su kemeri sabah 8.00 akşam 20.00 arası açık.

* Her yerde olduğu gibi Mağlova Su Kemeri’ni de çöp deryasına çevirmişiz. Lütfen atmayın. Geleceğe bıraktığımız dünya temiz ve yaşanır olsun. Sizin, benim, hepimizin çocukları için.

False