GeriNamaz Sureleri Felak - Nas Suresi Oku ve Dinle: Felak ve Nas Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali)
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Felak - Nas Suresi Oku ve Dinle: Felak ve Nas Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali)

Felak - Nas Suresi Oku ve Dinle: Felak ve Nas Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali)
Abone Olgoogle-news

Medine döneminde inmiş olan Felak ve Nas suresi kötülüklerden korunmak için okunan iki suredir. Bu sebeple Felak ve Nas Suresi oku sayfamızda sizler için Felak ve Nas surelerinin anlamı, tefsiri ve Diyanet Türkçe meali yer almaktadır. Ayrıca Felak ve Nas surelerini ezberlemek isteyen kişiler Felak ve Nas Suresi Türkçe ve Arapça okunuşu detaylarına ulaşabilirler.

Felak suresi: Medine döneminde inmiştir. 5 âyettir. Felâk, sabah aydınlığı demektir. Mushaftaki sıralamada yüz on üçüncü, iniş sırasına göre yirminci sûredir. Fîl sûresinden sonra, Nâs sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayetler varsa da (bk. Şevkânî, V, 615) üslûp ve içeriği bakımından Mekkî sûrelere benzediği görülür. Sûrede bazı kötülüklerden dolayı Allah’a sığınılması öğütlenmektedir. Nas Suresi: Medine döneminde inmiştir. 6 âyettir. Nâs, insanlar demektir. Mushaftaki sıralamada yüz ondördüncü ve son, iniş sırasına göre yirmi birinci sûredir. Felak sûresinden sonra, İhlâs sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Felak sûresinin Medine’de indiğini söyleyenler Nâs sûresi için de aynı şeyi söylemişlerdir (bk. Şevkânî, V, 620; İbn Âşûr, XXX,631).  Sûrede sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve insanların şerrinden Allah’a sığınılması öğütlenmektedir.

Felak ve Nas Suresi Dinle (Diyanet Mealli)

Felak Suresi Türkçe Okunuşu

Kul e'ûzü birabbil felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased

Nas Suresi Türkçe Okunuşu

Kul e'ûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs

Felak Suresi Arapça Okunuşu

Felak - Nas Suresi Oku ve Dinle: Felak ve Nas Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali)

Nas Suresi Arapça Okunuşu

Felak - Nas Suresi Oku ve Dinle: Felak ve Nas Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali)

Felak - Nas Surelerinin Konusu

Mümin kullar, Allah'a yarattıklarının şerrinden sığınır. Aynı zamanda hasetçilerin, Allah'ı inkar edenlerin ve din gününü yalanlayanların kötülüklerinden de Rabbimize sığınmamız gerektiği anlatılır.

Felak - Nas Surelerinin Anlamı ve Önemi

Nasıl ki hamd ve şükür yalnızca Allah'a ise sığınılacak tek makam da O'dur. Allah alemdeki her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

Felak ve Nas Suresi Kaç Ayet ve Sayfa? Ne Zaman İndirilmiştir?

Felak 5, Nas Suresi ise 6 ayettir. Her ikisi de Mekke döneminde inmiştir.

Felak ve Nas Suresi Kaçıncı Sayfada ve Cüz İçerisinde Yer Alıyor?

Her iki sure de 30. cüzün içerisinde yer alır ve Kuran'ın son sayfasındadır.

Felak - Nas Suresi Okumanın Fazileti ve Faydaları

Bu iki sure de bize sadece Allah'a sığınmamız gerektiğini söyler. Bizi yaratan kudret, aynı zamanda bizi devamlı olarak gözlemekte ve korumaktadır. İnsanlar kendilerini yalnız hissettiğinde ya da vesveselere kapıldığında da bu surelerin hem Arapçasını hem de Türkçesini okuyabilir.

Felak ve Nas Sureleri Abdestsiz Okunur Mu?

Felak ve Nas sureleri abdestsiz olarak ezbere okunabilirken Kur'an-ı Kerim'e dokunarak okunacaklar ise abdest alınması gerekmektedir.

Felak - Nas Suresi Hikmeti ve Sırları

İçinde yaşadığımız aleme aynı zamanda sırlar alemi denir. İnsanların bilgileri başta ruh olmak üzere birçok metafiziksel alanda oldukça sınırlıdır. Ancak Felak - Nas surelerinin nazil olmasıyla birlikte insanlar korku ve panik anlarında Allah'a bu sureleri okuyarak sığınabilir. Allah-u Teala Kuran'ın başka bir ayetinde insana şah damarı kadar yakın olduğunu buyurmuştur.

Felak - Nas Sureleri Ne İçin, Ne Zaman, Neden ve Nasıl Okunur?

Cinler gözle görünmezler ama varlıkları kabul edilmektedir. Bu türden varlığı evinde ya da yakınında olmasından korkan ve şerrinden muhafaza  kişiler hem Felak hem de Nas surelerini sesli bir şekilde okumalıdır. Korku ve kaygı anlarında okunduğu takdirde kişilerin çok daha huzurlu olmasını sağlayan, tesirli surelerdir. Geceleri çöp kovalarının yanından geçerken, ıssız alanlarda ve banyolarda da okunabilir. Felak - Nas sureleri insanları görünen - görünmeyen tüm tehlikelerden korur.

Felak - Nas Suresi Nasıl Ezberlenir?

Her iki sure de çok kısa olduğu için kolay bir şekilde ezberlenebilir. Günlük namaz ibadetlerinde bu sureler okuyarak akılda kalması sağlanabilir. Özellikle Arapça telaffuzunda zorlanan kişiler internette yer alan programları ücretsiz olarak indirebiliyor. Bu programlarda hafızlar başta Felak ve Bas olmak üzere tüm sureleri okumaktadır. Sureler tekrar tekrar dinlenebildiği için ezberleme ve öğrenme aşamasında bol bol pratik yapılabilir.

Felak - Nas Suresi Ne Anlatıyor?

Her iki sure de mümin kulların alemdeki günahkar varlıklara ve eylemlere karşı Allah'a sığınmaları gerektiğini vurgular. ''Düğümlere üfleyenler'' büyü ve sihir işleriyle uğraşan kimselerdir. İslam, hem büyüyü hem de sihri yasaklamıştır ve lanetlemiştir. Hayırlı bir iş için bile büyü yapan kişiler büyük günahlardan birini işlemiş olur. Çünkü bu, Allah'ın tecellisine ve kadere doğrudan müdahale etmek demektir.

Felak - Nas Suresi Ölülere Okunur mu?

Kabir ziyaretlerinde genellikle İhlas ve Fatiha sureleri okunur. Bununla birlikte Bakara suresinin ilk ve son beş ayeti de sıklıkla okunan sureler arasında yer almaktadır. Felak ve Nas sureleri daha çok yaşayan kulların çeşitli tehlikelere karşı korunmak için okuduğu surelerdir. Ancak yine de isteyenler mezar ziyaretlerinde bu iki sureyi ayrı ayrı ya da birlikte okuyabilir.

Felak - Nas Surelerinin Özellikleri

Her iki sure de kısadır. Koruyucu dualar olarak bilinen Felak - Nas sureleri namazlarda ve günlük ibadetlerde sıklıkla okunuyor. İki surenin ortak adı Muavvizeleyn'dir. Anlamı korumak, gözetmektir.

Felak ve Nas Suresi Şifa İçin Okunur mu?

Felak ve Nas sureleri müminlerin hem güvende hem de sıhhatli olmalarını sağlar. Allah, insanların Rabbidir ve onları her zaman gözetir. Bu duaları gündelik yaşamda ya da namazlarında düzenli aralıklarla okuyan Müslümanlar sıkıntılarından kurtulur. Hastalar çok daha kısa sürede iyileşir ve eski sağlıklarına kavuşur.

Felak ve Nas Sureleri ve Bağışlama Duası

İsteyenler bağışlama duasından sonra Felak ve Nas surelerini sırasıyla okuyabilir. Önce bağışlanma dileyen Müslümanlar daha sonra görünen - görünmeyen tüm kötülüklerden Allah'a sığınır. Bu dua ve Sureler hem Yasinlerde hem de mevlüt ve mukabelelerde sıklıkla okunmaktadır.

Felak ve Nas Suresini Üzerinde Taşımak

Bu iki sureyi üstlerinde taşıyan kişiler Allah'ın inayetine sığınmış olur. Allah, kullarını cinlerden ve şeytan korumaktadır. Her besmele çektiğimizde ''kovulmuş şeytanın şerrinden'' Allah'a sığınırız. Felak ve Nas sureleri ise bizi cin musallatından korur. Aynı zamanda ''düğümlere üfleyenlerden'' yani İslam'ın kesinlikle yasakladığı büyüye karşı da manevi itikadımızı yüksek tutar.

Felak ve Nas Suresi Ne Zaman Okunmalı?

Allah-u Teala insanları ve cinleri yalnızca kendisine ibadet etsinler diye yarattı. Nasıl ki insanların mümin ve müşrik olanları varsa, cinlerin de Müslüman ve kafir olanları vardır. Kafir cinler sıklıkla insanlarla alay eder ve onların kalbine vesvese üfler. Bu vesveselerden kurtulmak isteyen müminler Felak ve Nas surelerini okuyabilir.

FELAK SURESİ TEFSİRİ

“Sabah” diye çevirdiğimiz felak kelimesi “yarmak” anlamındaki felk masdarından isimdir. Yarma ve çatlatma neticesinde meydana gelen şeyin sıfatı olarak kullanılmaktadır. Yaygın yoruma göre burada Allah’ın gece karanlığını yarması neticesinde meydana gelen sabah aydınlığını ifade eder. Ancak, bir sonraki âyetle bağlantısı dikkate alındığında kelimenin, “yokluktan yarılıp çıkan mahlûkat” şeklinde özetleyebileceğimiz daha genel bir anlam içerdiğini kabul etmek gerekir. Buna göre felak kelimesi kâinatın yokluk alanından belki bir patlama ile ilk meydana gelişini ve yaratılışını ifade eder. Bu cümleden olmak üzere arzdan kaynayan pınarlar, bulutlardan boşalan yağmurlar, tohumlardan filiz veren bitkiler, rahimlerden çıkan yavrular gibi Allah’ın kudretiyle bir asıldan, bir kaynaktan ayrılıp çıkan bütün mahlûkat felak kelimesinin kapsamına girer. Ayrıca –Muhammed Esed’in de belirttiği gibi (III, 1324)– felak kelimesinin, “bir belirsizlikten (dönem) sonra hakikatin ortaya çıkışı” şeklindeki tanımı (Tâcü’l-arûs, “flk” md.) dikkate alındığında “sabahın rabbi” deyimiyle “Allah’ın, hakikatin her şekildeki idrakinin kaynağı olduğuna ve bir kimsenin ona sığınmasının, ‘hakikatin ardından koşmak’ ile eş anlamlı olduğuna” işaret edildiği de düşünülebilir. Eski tefsirlerde felak kelimesine, “cehennemin ismi, cehennemde bir zindanın veya bitkinin ya da kuyunun ismi” gibi –bize göre isabetli olmayan– başka yorumlar da getirilmiştir (meselâ bk. Taberî, XXX, 349-351; Şevkânî, V, 616-617).

Bütün mahlûkatın şerrinden Allah’a sığınmanın gereği vurgulanmıştır. Bu ifade, maddî ve mânevî, dünyevî ve uhrevî, dış âlemde veya kişinin nefsinde, tabii ve ihtiyarî, her türlü şerri kapsamaktadır. Allah’ın yarattıklarının şerri, kötülüğü yaratma bakımından Allah’a ait olmakla beraber her yaratılanın bir hikmeti, bir faydası, ilâhî plana uygun bir fonksiyonu vardır. Bu imtihan planında ve ortamında insana kötüyü isteyip istememe ve onu icra için iradesini harekete yöneltme yetisi verilmiştir. Öte yandan Allah’ın kötü olarak nitelemediklerini kötü sayan veya kötü kılanlar, bu sınava tâbi olan şuurlu varlıklardır yani kötülük onların tavrı, tercihi, kullanma ve uygulama biçimi ve yeri ile ilgilidir.

“Gece” diye çevirdiğimiz gâsık kelimesine müfessirler “soğuk, Süreyyâ yıldızı, güneş, ay, yılan ve zarar veren her şey” mânalarını da vermişlerdir (bk. Râzî, XXXII, 194-195; Şevkânî, V, 616). Buna göre bastırdığında soğuğun, battıklarında Süreyyâ yıldızı veya güneşin, tutulduğunda ayın, soktuğunda yılanın ve zarar veren her şeyin şerrinden Allah’a sığınmak gerekir. Ancak burada da müfessirlerin çoğunluğu bizim meâlde verdiğimiz “gece” mânasını tercih etmişlerdir. Çoğu zaman ve özellikle bu âyetlerin indiği devirlerin şartlarındaki insanlar için gece karanlığı korkutucu ve ürperticidir; faydaları yanında bazı sıkıntıları da vardır. Çünkü gece karanlığında insanın faaliyetleri zorlaşır, gündüzün yapılan işlerin bir kısmı gece yapılamaz, hatta bazan imkânsız hale gelir; yolcu yolunu şaşırır, düşmana karşı korunmak güçleşir. Râzî şöyle der: “Geceleyin yırtıcı hayvanlar inlerinden, haşereler yerlerinden çıktığı, hırsızlar ve soyguncular hücuma geçtiği, yangınlar olduğu ve yardım imkânı azaldığı için gecenin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir (bk. XXXII, 195). “Çöken karanlık” mecazi anlamda zulüm ve cehalet karanlığı, karanlık düşünceler ve insanın içine çöken, onun ruh dünyasını karartan kin, öfke, şehvet ve kıskançlık gibi kötü huylar yahut ölüm, ümitsizlik ve karamsarlık gibi insanı korkutup kaygılandıran haller şeklinde de yorumlanabilir.

“Üfürenler” diye çevirdiğimiz neffâsât kelimesi hem erkek hem de kadın için kullanılır (bk. Abduh, s. 181). Âyet metnindeki ukad ise “düğüm” anlamına gelen ukde kelimesinin çoğuludur. “Düğümlere üfürenler” diye tercüme ettiğimiz ifade, “kadın sihirbazlar, sihirbaz nefisler, sihirbaz gruplar” anlamlarında da yorumlanmıştır (bk. Zemahşerî, IV, 301). Zemahşerî, âyette Allah’a sığınılması emredilen asıl kötülüğün ne olduğu hususunda şu ihtimalleri sıralar: a) Sihirle uğraşanların yaptıkları işten ve bunun günahından; b) Sihirbaz kadınların, yaptıkları sihirle insanları fitneye düşürmelerinden ve bâtıl şeylerle insanları aldatmalarından; c) Sihirbazlar üfürdükleri zaman onların etkisiyle değil Allah’tan gelen bir musibetten Allah’a sığınmak emredilmiştir (bk. IV, 301). Râzî, neffâsât kelimesini, “cinsel cazibeleriyle erkekleri âdeta büyülercesine etkileyip türlü türlü işler yaptıran kadınlar” şeklinde özetleyebileceğimiz mecazi bir anlamda yorumlamanın uygun olacağını belirtmiştir (XXXII, 197). Bununla birlikte yaygın yoruma göre burada gerçek büyücü ve üfürükçüler kastedilmiş ve kadınıyla erkeğiyle büyü ile meşgul olan herkesin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir. Câhiliye döneminde ipi düğümleyerek ve düğümlere bir şeyler okuyup üfleyerek büyü yapıldığı birçok kaynakta zikredilmiştir. Âyette düğümlü ipe üflenerek yapılan büyünün etkisinden ve şerrinden değil, bunu yapanların kötülüğünden söz edilmiştir. Şu halde bu tür işlerle meşgul olanlar insanları aldatmakta, kafalarını karıştırmakta, onları bilhassa sıkıntılardan kurtulma hususunda gerçeklere yönelmekten ve bilime uygun tedbirlere başvurmaktan alıkoymakta, yanlış yollara ve davranışlara yönlendirmektedirler. Âyet, müminlerin büyücü ve üfürükçülere itibar etmemeleri, onlardan uzak durmaları, onlara değer vermekten sakınmaları gerektiğini de ortaya koymaktadır. Nitekim Taberî’nin naklettiği bir rivayete göre Hasan-ı Basrî, bu âyet söz konusu olduğunda “Sihre bulaşanlardan sakının” demiştir (XXX, 353; bu konuda ayrıca bk. Bakara 2/102 ).

Felak ve Nâs sûrelerinin Medine’de indiğini söyleyen müfessirler burada bir yahudi tarafından Hz. Peygamber’e sihir yapıldığını, bu sebeple onun altı ay veya daha fazla bir süre rahatsızlanıp söylemediği bir sözü söylemiş ve yapmadığı bir şeyi yapmış gibi hayal ettiğini, bunun üzerine Felak ve Nâs sûrelerinin indiğini ve Resûlullah’ın bunları okuyarak şifa bulduğunu bildiren rivayetlere dayanmaktadırlar (bk. Kurtubî, XX, 253). Ancak diğer Mu‘tezile âlimleri gibi Zemahşerî de âyetle ilgili yorumunda, bu tür uygulamaların gerçekliğine ve etkilerine inanmayı kesinlikle reddeder (bk. IV, 301). Son dönem âlim ve müfessirlerinden Muhammed Abduh, böyle bir olayın peygamberin ve vahyin sihir vb. beşerî etkilerden korunmuşluğunu ifade eden âyetlere (bk. Mâide 5/67; Hicr 15/9) aykırı olduğunu ileri sürerek ilgili rivayetlerin kabul edilemeyeceğini söylemiştir (Tefsîru cüz’i Amme, s. 181-182). Benzer görüş Reşîd Rızâ tarafından –mevcut psikolojik bulgulara da dayanılarak– daha ayrıntılı bir şekilde ifade edilmiştir (bk. Menâr, I, 398 vd.). Bizim kanaatimize göre bilgi ve inanç konularında mütevâtir olmayan rivayetlerin dayanak olamayacağı birçok Sünnî âlimin üzerinde birleştiği bir kural olup peygambere büyü yapıldığı iddiasının hem bilgi hem inançla ilgisi bulunduğundan bu konuda mütevâtir olma değeri taşımayan rivayetlere itibar edilmemesi gerekir (ayrıca bk. Alâeddin es-Semerkandî, Mîzânü’lusûl, s. 434).

“Kıskanç kişi” diye çevirdiğimiz hâsid kelimesi “kıskanmak” anlamına gelen hased kökünden sıfat olup kıskançlık ve çekememezlik duygusunun etkisinde kalan kişiyi ifade eder. Bu duygunun etkisiyle “birinin sahip olduğu nimetin zevalini arzulama” anlamına gelen haset, İslâm ahlâk kaynaklarında başlıca kötülük kaynakları arasında gösterilmiştir. Bir tür ruh hastalığı kabul edilen hased duygusunun insan tabiatındaki bencillik eğiliminden, dolayısıyla başkalarının kendisinden daha üstün durumda olmasına tahammül edememesinden kaynaklandığı, bu durumun onu bir tür bunalıma soktuğu bildirilmektedir. Bu sebeple âyette, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmanın önemine dikkat çekilmiştir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/109).

NAS SURESİ TEFSİRİ

Allah Teâlâ insanları yaratıp maddî ve mânevî nimetleriyle hem bedenen hem de ruhen beslediği, yetiştirdiği, eğittiği için kendi zâtını rab ismiyle anmıştır. Râgıb el-İsfahânî, “mâlik ve hâkim” diye çevirdiğimiz 2. âyetteki melik kelimesini özetle şöyle açıklar: Melik, emîr ve yasaklarla insan topluluğunu yöneten kişidir. Bu kelime özellikle akıllı varlıkları yöneten için kullanılır; meselâ “insanların meliki” denir, “eşyanın meliki” denmez (Müfredâtü’l-Kur’ân, “mlk” md.). Yönetilen bütün insanlar olunca kanunlarıyla, buyruk ve yasaklarıyla onların yöneticisi, mâlik ve hâkimi de Allah’tan başkası değildir. “Mâbud” diye çevirdiğimiz ilâhtan maksat da sadece kendisi ibadete lâyık olan Allah’tır (ilâh hakkında bilgi için bk. Bakara 2/163). Allah Teâlâ bütün mahlûkatın rabbi olduğu halde burada üç âyette de, “insanlar”ın tekrarlanarak vurgulanması, onların mahlûkatın en üstünü ve en şereflisi olduğuna işarettir. Ayrıca dünyada insanları yöneten hükümdarlar, krallar ve bunları tanrı sayıp tapan kavimler geçmişte görülmüştür, bugün de farklı boyut ve tezahürlerde görülebilmektedir. Bu sebeple sûrede insanların rablerinin de, hükümdarlarının da, ilâhlarının da sadece Allah olduğuna ve yalnızca O’na sığınmak, O’na tapmak, O’nun hükümranlığını tanımak gerektiğine dikkat çekilmiştir.

“Şeytan” diye çevirdiğimiz vesvâs kelimesi, vesveseden türemiş, aşırılık ifade eden bir sıfat olup “çokça vesvese veren” demektir. Vesvese “şüphe, tereddüt, kuruntu, gizli söz, kişinin içinden geçen düşünce” demektir; terim olarak, “zihinde irade dışı beliren ve kişiyi kötü ya da faydasız bir düşünce ve davranışa sürükleyen kaynağı belirsiz fikir, şüphe ve kuruntu” anlamına gelir. Bir kimseye böyle bir düşünceyi telkin etmeye de “vesvese vermek” denir. Vesvese genel olarak insanı kötü, din ve ahlâk dışı davranışlara yönelten bir iç itilme olarak hissedilir. Bu anlamdaki vesvesenin kaynağı şeytandır. Nitekim birçok âyette şeytanın insana vesvese verdiği ifade edilmiştir (meselâ bk. A‘râf 7/20; Tâhâ 20/120). Kötülük sembolü olan şeytan, gerçek bir varlığa sahip olmakla birlikte onun insan üzerindeki etkisini psikolojik yolla gerçekleştirdiği düşünülmektedir (geniş bilgi için bk. Hayati Hökelekli, “Vesvese”, İFAV Ans., IV, 458). Vesvesenin bir diğer kaynağı ise kişinin nefsidir; Kaf sûresinin 16. âyeti de bunu ifade etmektedir.

Vesvâs kelimesi hem insanlara vesvese veren görünmez şeytanı hem de insanları yoldan çıkarmak ve onlara kötülük yaptırmak için gizlice tuzak kuran insan şeytanlarını, şeytan karakterli insanları ifade eder. “Sinsi” diye tercüme ettiğimiz hannâs kelimesi ise “gizli hareket eden ve geride kalmayı âdet haline getiren” anlamında bir sıfattır.

Sûrede cin ve insan şerrinden Allah’a sığınmayı isteyen buyruk, bizce belirsiz bir kaynaktan veya içimizden gelen arzu, duygu ve düşünceler karşısında uyanık olmayı, bunları akıl, vicdan ve dinî değerler süzgecinden geçirmeyi de içermektedir.

Son âyet-i kerîmeden de anlaşıldığı üzere insanları aldatmaya ve doğru yoldan saptırmaya çalışan iki tür şeytan vardır: Birincisi cin şeytanlarıdır ki bunlar insanların içine vesvese düşürerek onları yanlış yola sürüklemek isterler. Her insanın, kendisini kötülüklere sürüklemeye, kötü işleri onun gözünde güzel göstermeye çalışan bir şeytanı vardır. Nitekim Hz. Peygamber, her insanın kendine ait bir cini (şeytanı) bulunduğunu bildirmiştir (Dârimî, “Rikak”, 25; Müsned, I, 385). Başka bir hadiste de “Şeytan âdemoğlunun kan damarlarında dolaşır” buyurulur (bk. Buhârî, “Ahkâm”, 21). İnsanları doğru yoldan saptıran diğer şeytan ise insan şeytanlarıdır. Bunlar, gerçeklik ve değer ölçülerini kaybetmiş, kendilerini nefsânî haz ve arzuların akıntısına kaptırmış, bu mânada şeytanın esiri olmuş insanlardır. Bunlar insana çoğu zaman sureti haktan görünerek yaklaşır ve insanı sonu hüsranla biten davranışlara yöneltirler.

“Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da nimet, güzellik ve iyilik ver, öteki dünyada da nimet, güzellik ve iyilik ver” (Bakara 2/201).

“Orada onların duaları, ‘Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın Allah’ım!’, karşılıklı iyi dilekleri de ‘selâm’ şeklinde olacaktır. Duaları ise ‘Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun’ diyerek son bulur” (Yûnus 10/10).

Ezberlemek İsteyenler için Namaz Sureleri

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle