GeriSeyahat Kayıp Şehir’e ulaşmak için üç gün tropik ormanda yürüdük
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kayıp Şehir’e ulaşmak için üç gün tropik ormanda yürüdük

Kayıp Şehir’e ulaşmak için üç gün tropik ormanda yürüdük

İstanbullu internet yatırımcısı Doğa Aytaç, geçen sonbaharda Güney Amerika’yı keşfetmaye karar verdi. Eylülde sırt çantasıyla yola çıkıp dört ayda Venezuela, Kolombiya, Peru, Bolivya, Şili, Arjantin ve Brezilya’da 30 şehri gezdi, 38 bin kilometre yol yaptı.

Türkiye’ye dönüp 2.5 ay dinlendi, geçen hafta yine çantasını toplayıp Şili’ye gitti. Bu kez kıtanın güneyini keşfedecek. Aytaç, geçen gezisinde uğradığı Santa Marta’nın halkını, doğasını çok sevdiğini söylüyor. “Tayronalıların başkenti Kayıp Şehir’e yürürken tropik güzellikleri tanıdım, kendimi ve medeniyet kavramını sorguladım” diyor.

Doğa Aytaç (31), çekirdekten yetişme gezgin. Çocukluğu İzmir’de gezi öyküleri dinleyip Lonely Planet rehberlerini incelemekle geçti. “Annem ve üvey babam seyahati severdi. Türkiye’nin pek çok şehrini çocukluğumda onlarla gezdim” diyor. Yurdışına açılması ise Gazi Üniversitesi’nde Şehir Planlama öğrenimi gördüğü döneme rastlıyor. Üç yıl üst üste Interrail’le Avrupa’nın büyük bölümünü gezen Aytaç, sonraki yıllarını seyahat hayalleri kurarak geçirdi. Mezuniyetinin ardından İstanbul’a yerleşti. Dört yıl ünlü bir restoranın işletmeciliğini üstlendi. Yatırım şirketlerinde çalıştı. 2007’de Fransa’ya gidip bir süre Strasbourg’da yaşadı.
“Niyetim Fransa’ya yerleşmekti. Fakat yabancı karşıtlığı, ırkçılık beni rahatsız etti. Bu dönemde Almanya’nın büyük bölümünü gezdim. Sonra Türkiye’ye döndüm. Dünya turuna çıkmak için hazırlıklara başladım.”
Sekiz aylık bir tur düşünüyordu. Arkadaşlarının önerisine uyup, tadımlık seyahat yerine, daha yavaş ve hakkını vererek yolculuk yapmaya karar verdi. Geçen ekimde mevsim koşullarına göre rotasını çizip, Güney Amerika’dan başladı. Eylül sonunda arkadaşı Mehmet’le yola çıktı. “Iberia Havayolları’yla Venezuela’ya gidip, Brezilya’dan döneceğimiz bileti 1050 Euro’ya almıştık. Hostelde kalacak, uzun mesafeleri ucuz uçak biletleriyle geçecektik. Tek lüksümüz kaliteli restoranlarda yemek, eğlence olacaktı.”
Aytaç, Kolombiya’yı anlatırken “Herkes ilk fırsatta görmeli” diyor. “Büyük bir yoksullukla karşılaşmayı bekliyordum. Oysa 15 yılda çok gelişmiş. 10 günlüğüne gidip, 25 gün kaldık. Medelin müthişti. Ekstrem sporların merkezi San Jil, güzel bir şehir. Yerleşim olmadığı için orta Kolombiya’ya gitmedik.”

SANTA MARTA’DA GECE BOYU EĞLENCE

Doğa Aytaç, Karayip sahilindeki Santa Marta’da toplam 12 gün kaldı. Yedi gününü, Simon Bolivar’ın şehrini keşfetmeye, beş gününü Kayıp Şehir yürüyüşüne ayırdı.
“Santa Marta, dağların eteğinde, Bodrum merkezi kadar küçük bir şehir. Halkı yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi seviyor. Yabancılara karşı rahatsız edecek kadar kibar. Herkes gece boyunca ayakta. İlk gün saat 23.00’te sahile indiğimizde plaj doluydu, içip şarkı söylüyorlardı. Sanki tüm evler gece sokağa taşınmıştı. Kapılar açık, koltuklar, yemek masaları sokakta. Saat 4.00’e kadar sohbet ediyorlar. Kentteki sömürge mimarisi örnekleri korunmuş. Kumsalları çok güzel. Hayat tarihi katedralin çevresinde akıyor. Yerel pazarları her gün açık, yerel kültürü tanıma fırsatı veriyor. Kıyafetler, el sanatları ürünleri, seyyar mutfaklarda pişen meyve ağırlıklı yemekler ilgimi çekti. Dreamers adlı güzel bir hostelde kaldık. Don De Cucho, Grand Manuel isimli iki güzel restoran keşfettik. Önemli gece kulüpleri, restoranlar Roda Diero pilajının arkasında. Kayaların tepesinden şehri kuşbakışı görebildiğimiz Brucoca adlı gece kulübü oranın Reinası’ydı. Buna rağmen içki dahil 50 TL’ye bir gece geçirmek mümkündü. Eğlence anlayışları Türklerinkine benziyor, fakat alkol aldıkça gülüyor, saldırganlaşmıyorlar. Uyuştucu kullanımı çok yaygın. Gece, bara dönüştürülmüş eski Amerikan otobüsüyle Chiva Pas turuna katıldık. 45 TL’ye gece boyunca üç kulüp gezdik. Bolivar’ın evi Quinta de San Pedro Alejandrino, geniş park içinde çok güzel bir yapı. Bahçesinde bir metre boyundaki iguanalar yürüyor. Müzede orijinal mobilyalar, kıyafetler sergileniyor. Zaten özel eşyalarını Venezuela’daki müzede görmüştük.”

KELEBEKLER, ŞELALELER

Doğa Aytaç, şehirden çok La Sierra Nevada de Santa Marta Ulusal Parkı ve Kayıp Şehir’e yaptığı zorlu yürüyüşün hafızasında iz bıraktığını söylüyor. 17 bin kilometrekarelik park yüksekliği 5500 metreye ulaşan sıradağlarla kaplı. İçinde 36 nehir akıyor, dört yerli grubunun köyleri, 2’nci ve 16’ncı yüzyıl arasında kurulan 200 ören yeri bulunuyor. BM parkı Dünya Biyosfer Rezervi ilan etmiş, Kayıp Şehir ise UNESCO Dünya Mirası Ön Listesi’nde. Eko-turizm merkezi olan parkta yılda 200 bin kişi yürüyüşlere katılıyor. Aytaç ve arkadaşının sigorta dahil 600 TL ödeyip, kent merkezine 34 kilometre uzaklıktaki parka otobüsle ulaşması 3 saat sürmüş. Sonrası tam bir macera...
“18 kişilik grubumuzda ABD ve Avrupalılar ağırlıktaydı. Tur İspanyolcaydı. Lonely Planet’ın Kolombiya maddesini yazan Mike da ekipteydi, gönüllü İngilizce tercümeyi üstlendi. Mike 1,5 yıl İzmir’de yaşamış, hemen dost olduk. Beş gün, altışar saat sık tropik ormanlardan, derelerden yürüdük. Elektriksiz köylerden geçtik, kamplarda hamakta uyuduk. Çok güzel tropik ağaçlar, şaşırtıcı güçte sarmaşıklar, inanılmayacak renklerde kertenkeleler, doğa harikası böcekler, çevresinde rengarenk kelebeklerin uçtuğu çok güzel şelaleler gördük. Doğası kadar ilkel köy yaşamı da etkileyiciydi. Kahve, koka tarımı yapıyor, kamıştan sıvı şeker elde ediyor, hörgüçlü inekler besliyorlardı. Fakat ürkeklerdi. Şeften izin alıp bir köye girdiğimizde halk evine kapandı. Kıyafetlerdeki kumaş dışında günlük yaşamdaki her obje bitkiden yapılmıştı. Mafyanın köylülere zorla koka işlettiğini öğrendik. Hayatımda hiç görmediğim meyvelerden yapılmış çorbalar içtim, bol bol balık yedim, yürürken zorlandığımda damağıma koka yaprağı yerleştirip nefesimi açtım, hergün birkaç kez tropik yağmurda ıslandım. En büyük tehlike dere yatağında sele yakalanmaktı, rehberlerimizin bilgisi sayesinde sorun yaşamadık. Arkadaşım Mehmet nehir akıntısına kapıldığında zor kurtardık. Böcek koruyucu kullanmamıza rağmen bazı arkadaşlarımızı sivrisinekler soktu.”

AYNA KARŞILIĞI ALTIN

Üç gün sonra Tayronalıların Kayıp Şehir’ine ulaştılar. 16’ıncı yüzyılda İspanyol kaşifleri dostça karşılayan, altınlarını sergileyen Tayronalılar, misafirperverliğin bedelini kılıçtan geçirilerek ödemişti. Yağmalanan şehir yüzyıllarca ormanın derinlerinde kalmış, 1976’da tesadüfen keşfedilip definecilerin yağmasından sonra eko-turizme açılmıştı.
“İki vadinin kesişme noktasındaki şehir kampımıza bir saat yürüyüş mesafesindeydi. Halk sahildeki köylerde yaşayıp, kralın şehrine sadece ibadet için geliyormuş. 1200 basamakla girdik şehre. Yüksek basamakları tırmanmak ibadetin bir parçasıymış. Mimarisi Machu Pichu’ya benzemekle birlikte evlerin sadece zemin çizgileri kalmış geriye. Buluntular parktaki Chairima Müzesi’nde sergileniyor. İspanyollar önce ayna, sonra mıknatıs karşılığı altınları toplamış. Tayronalılar bunlara doyup, alışverişi bitirince orduyla gelip hepsini yok etmişler. Kentin geçmiş halini dev kaya üstüne çizilmiş mimari plandan öğrendik. Şehrin yüzde 30’u restore edilmiş. Latin kültüründe büyük fresk, heykel yok. Tapınma alanının ortasında büyük kutsal taş duruyor. Elimi yaklaştırdığımda rahatlatan bir sıcaklık hissettim. Birkaç saatte şehri gezip, dönüşe geçtik.”
Toplam 54 kilometrelik yürüyüşün sonunda bir gün parkın Karayip sahilindeki kamp alanında dinlendiler. Geceliği 12 TL’ye kiralanan hamakta uyudular. Aytaç, bu kıyılar dalış merkezi olduğu halde, suyun dibindeki renkli dünyayı keşfedecek enerjisi kalmadığını anlatıyor. Gideceklere şu tavsiyede bulunuyor: “Santa Marta’da iki firma bu turu düzenliyor. İsmi cazip gelse de Turco’yu seçmeyin!”
Peki bu yolculuğun maliyeti neydi, Aytaç’a ne kazandırdı?
“Uçak biletleri dahil dört aylık turda iki kişi 25 bin TL harcadık. Tayrona macerası beni hayatımı sorgulamaya itti. İstanbul gibi kalabalık ve kaotik bir şehirde yaşamak gerekiyor mu, diye sordum. Büyük kentin insanı tembelleştirdiğini gördüm. Şehrin bedenimde, ruhumda bıraktığı kirden arındım. Bu yürüyüş bende Doğu Karadeniz’i keşfetme arzusu yarattı.”
Bir de pişmanlık kaldı geriye...
“Güney Amerika’da tek başına korkmadan gezen Avrupalı genç kızlarla karşılaştım. Keşfedecek kocaman bir dünya olduğunu gördüm. Keşke bu yolculuğa ben de 20-25 yaşında çıksaydım.”

NEDEN GÜNEY AMERİKA

Kendini beğenmiş, yabancıları dışlayan Avrupalıların aksine Latin Amerikalılar çok sıcak, içten, sempatikler. İngilizce bilene seyrek rastlansa da yardım istendiğinde yabancı kişinin söylediğini anlamak, yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Brezilya’da sokaklarda FB forması giymiş çok sayıda gence rastladım. Fransa’da karşılaştığım Türk alerjisinden sonra Latin Amerika bana iyi geldi! Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte kıtanın kültürü canlı, hayat dolu. Sıradışı doğa güzellikleri de cabası. Bundan sonra önemli bir işim olmadıkça Avrupa’ya gitmem. Param varsa Brezilya’yı, yoksa Kolombiya’yı tercih ederim. Güvenlik açısından da sorun yaşamadım. Venezuela’ya gideceğimi duyan arkadaşlarım “sokak ortasında cinayet işleniyor, orada ne işin var” demişti. Kolombiya hakkında da benzer şeyler söyleniyordu. Venezuela’da sorunla karşılaşmadım Kolombiya’ya otobüsle geçtiğim halde olağan bir yolculuktu. Sınırda yaşadığım tek olağandışı olay makinemden Venezuela fotoğraflarının silinmesiydi. Giyime dikkat etmek, turist gibi davranmamak, biraz da şansınız varsa sorunsuz bir tatil yapmanızı sağlayabilir.

BREZİLYA EN PAHALI ÜLKE

Bolivya, Kolombiya, Peru ucuz ve kıtanın gerçek karakterini yansıtıyor. Arjantin ve Şili çok Avrupai, buna karşın pahalı. Buenos Aires’liler çok megoloman. Brezilya’lılar çok sıcak, yardımsever. Fakat kıtanın en pahalı ülkesi. Latin Amerika’da, özellikle Şili ve Arjantin’de ulaşımın çok pahalı olduğunu gördük.

EN SEVDİĞİ 5 BEŞ YER

* Santa Marta (Kolombiya) * Uyuni (Bolivya) * Barselona * Atina * Morro de Sao Paulo (Brezilya)

NE OKUR
Roman
NEYLE EDER
Uçak, toplu ulaşım
NE YER, İÇER
Yerel tatlar
KİMİNLE GEZER
Arkadaş ve yalnız
NEREDE KALIR
Hostel, otel, couchsurfing
NE ALIR
Magnet, tişört

False