GeriSeyahat Çölde kamyonla yolculuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Çölde kamyonla yolculuk

Çölde kamyonla yolculuk

İflas eden tüccar parasız kalınca eski alacak defterlerini karıştırıp, unuttuğu bir borçlu ismi ararmış. Bu hafta ben de öyle yaptım. Günlüğümü karıştırıp, ilginç gezi notlarımı sizlerle paylaşmaya karar verdim. Aşağıda okuyacaklarınız gününde tutulmuş notlardır. O günkü ruh halimi yansıtmaktadır. Bu notların bir bölümü zamansızlıktan çala kalem yazıldığı için sadece bazı bozuk cümleleri düzelttim.

BİRİNCİ GÜN

Kamyon Rus yapımı... Kamyon uzmanı değilim, tamponundaki yazıdan öğrendim. Görünüşe bakılırsa oldukça sağlam. Koca tekerlekleri var. Çölde gitmek sorun olmayacağa benzer. Trenle And Dağları'nın zirvelerinde yaptığım yolculuk beni serseme çevirdi. Hala çok halsizim. Toza karşı fotoğraf makinelerimi gömleklerime sardım. Maskemi taktım. Beremi kulaklarıma kadar indirdim.

Kamyonun arkasındaki sırada oturuyoruz. Arabanın hareket etmesiyle birlikte bir toz bulutu yükseldi. Bir metre ötesini bile görmek olası değil. Biz ikinci arabadayız. Öndeki arabanın kaldırdığı toz da bizim üstümüze düşüyor. Her çukurda zıplıyorum. Omurlarım her sıçramada açılıp kapanıyor.

Kimsenin kimseyle konuştuğu yok. Zaten istesen de konuşamazsın. Bir yandan kamyonun gürültüsü diğer yandan toz bulutu. İki de bir gözlüklerimi silmek zorundayım. Camlar tozla kaplanınca kör oluyorum.

Kendi kendime konuşuyorum. Bu yollarda bir gün başıma bir iş gelecek. Su testisi su yolunda kırılır misali, ben de bu gezilerden birinde telef olup gideceğim. Bu korkuyu son günlerde daha çok duymaya başladım. Onun için yakınlarıma gezi rotamı tüm ayrıntılarıyla anlatıyorum...

Soğuk Su Özlemi

İki-üç saatte bir durup, kamyonun yanındaki bidonlardan yüzümüzü yıkıyoruz. Mataralardaki su neredeyse kaynamış. Soğuk su içmeyi bu kadar arzulayacağım hiç aklıma gelmezdi. Yokluk insana basit şeylerden keyif almayı nasıl da öğretiyor... Bu molalarda kamyon arkadaşlarımla bir-iki laf etme olanağı buluyorum. Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun o kadar. Canım kimseyle uzun uzun konuşmak istemiyor. Çevreyi bu molalarda görebiliyorum. Aslında görecek bir şey de yok... Göz alabildiğine kırmızı toprak.

Hava sıcak ama soyunmanın imkánı yok. Toz öylesine yoğun ki bütün gözeneklerimi tıkayabilir. Maske ve berenin altında buram buram terliyorum. Bu gezinin sonunda Şili'nin Antofagasta kentinin yakınındaki Hornitos kumsalında okyanusa girmek olmasa çekilir gibi bir yolculuk değil. Ayrıca Santiago'da üç günlük lüks bir tatil de beni bekliyor. Tüm bunlara kavuşabilmem için önümde tam 12 gün var. İkisi kamyonda, diğer günler çölde geçecek.

Klostrofobik bir yolculuk. Açık havada gidiyorum ama etrafı göremiyorum. Buralarda olduğumu bilen kimbilir kaç kişi beni kıskanıyordur. Arjantin, And Dağları, çöl, Şili, Santiago... Yanyana gelince gerçekten herkesi kıskandıracak isimler. Ama bir de bana sorun!.. Davulun sesi gibi... Uzaktan hoş çağrışımlar yapan ama içine girince çekilmez olan, zorluk derecesi yüksek, bıktırıcı bir yolculuk. Sıcak, toz, duman... Bir yudum soğuk su bile yok. ‘Keşke senin yerinde olsak’... Bu sözü son zamanlarda ne kadar sık duyar oldum ki... Buyurun, kamyonun arkasındaki yerimi hemen size terk edebilirim. Tabii kıskanılacak bir çok gezim de oldu. İnkar etmiyorum.

Kamyon Kayboldu

Hava kararmaya başladı. Güneş batışa geçmesiyle birlikte hava da serinledi. Toz bulutunun ardından güneşin batışı muhteşem görünüyor. Programa göre bir-iki saat sonra bir yerlerde konaklayacağız. Bir süreden beri bizim kamyon önde gitmeye başladı. Toz yutma işi nöbete bindirildi anlaşılan. Önden toz gelmeyince yolculuk biraz daha çekilir oluyor.

Durduk. Etraf zifiri karanlık. Kamyonun farlarından başka ışık yok. Görevliler inip telsizle bir şeyler konuştular. Anladığım kadarı ile arkadaki kamyon kaybolmuş. Yoksa kaybolan biz miyiz?.. And dağlarındaki bir çölde kaybolmayı ne de güzel anlatırdım. Bu devirde bizi nasıl olsa hemen bulurlardı. Bundan hiç şüphem yok. Bir saatlik beklemeden sonra arkadaki kamyon göründü. Tekrar yola koyulduk.

İki saat sonra kamp yerine geldik. Uzunca bir baraka. İçinde ranzalar var. Çantamı bir yatağın üstüne atıp, elimi yüzümü yıkadım. Dışarıda hava buz gibi. Barakanın bir ucundaki masanın üstüne sandviçlerle şarap koymuşlar. İki sandviç aldım. Plastik bardağa kırmızı şarap doldurdum. Kokusuna bakılırsa kötü bir şarap. Köpek öldüren cinsinden... Çölün ortasında Cabarnet Sauvignon sunacak halleri yok ya. Yatağımın üstüne oturup, not defterime bir acele günden aklımda kalanları yazmaya koyuldum... Tüm detayları, duygularımı, kızgınlıklarımı, korkularımı unutmadan not etmek istiyorum.

İKİNCİ GÜN

Yine toz duman içinde gidiyoruz. Araba durdukça etrafa bakıyorum. Kayda değer bir görüntü yok. Göz alabildiğine kırmızı toprak. Dünyanın en kurak çölü Atacama'da ilerliyoruz. Tam 65 yıldan beri bir damla yağmur düşmemiş. Sıkıldım. Kamp kuracağımız yere bir an önce varmak istiyorum.

Öğleye doğru bir kasabada durduk. Köyün çocukları kamyonların etrafını çevirdi. Bir köy bakkalından buz gibi bira aldım. Neredeyse bir dikişte bitirdim. Soğuk bir şey içmeyi nasıl da özlemişim. Ardından ikinci şişeyi aldım ve bunu yudum yudum içtim. Soğuk şişeyi bir yandan da ensemde ve alnımda gezdirip serinlemeye çalıştım.

Kamyondaki görevli öğle yemeği için kumanyaları dağıttı. Paketin içindekilere bakınca bir gece önceki sandviçleri gördüm. Sıcaktan canım bir şey yemek istemiyor aslında. Bir daha böyle yolculuklara çıkmak niyetinde değilim. İyice sorup soruşturmadan yola çıkmanın anlamı yok. Kamp yerinin biraz daha az can sıkıcı olacağını umuyorum. Kamyondakilerle birlikte 50-60 gazeteci olacak. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen bu gurupla 10 gün birlikte olacağım. Çölde yapılacak bir yarışı izleyip, önce Antofagasta, oradan Santiago'ya gideceğiz. Acaba bunca eziyete değecek mi?..Değse de değmese de katlanacağım. Dönüş yok artık. Gezgin olmak kolay mı?..

Nihayet kamp göründü

Akşamüstü kamp yerine geldik. Bana verilen küçük çadırı kurduktan sonra soyundum. Bir tek külotla kaldım. Sonra su tankının önünde sıraya girdim. Tankın üstündeki görevlinin tuttuğu hortumun altında tozlarımdan arınmaya çalışacağım. Duş sırasında bekleyenler, yolculuktan öylesine bezmişler ki kimsenin kimseye baktığı yok. İç çamaşırları ile bekleşen kadın gazetecilere bile kimse aldırmıyor. Halbuki hepsi birbirinden güzel.

Suyun altından çıkınca kendimi daha zinde hissettim. Küçük çadıra eşyalarımı yerleştirdim. Bu an için sakladığım viski dolu mataramı çıkardım. Çok ısınmış ama olsun buna bile şükür. 5-10 dakika keyif yaptıktan sonra ikinci günün notlarını yazmaya başladım...

Yazdıkça yaptığım yolculuğun küfür edilecek kadar kötü olmadığına karar verdim. Hatta iyi bir tecrübe olduğunu düşündüm. Dünya üstünde kaç kişi And Dağlarındaki bir çölde kamyonla yolculuk etmiştir?.. Bu ‘eziyetin’ beni ayrıcalıklı bir insan konumuna getirdiğine kendimi inandırdım.

Not defterimden cımbızladığım notlar uzayıp gidiyor. Bir yerde noktayı koymak gerek. Yoksa pehlivan tefrikası gibi uzayıp gidecek. Çöl maceramın devamını, ‘züğürtleyeceğim’ başka bir zamana bırakıyorum.
False