GeriSeyahat Bir erkek geyşa olabilir mi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bir erkek geyşa olabilir mi?

Bir erkek geyşa olabilir mi?

Aylin LİVANELİ

NEW YORK

Japon kültürünün en ünlü iki figürü samuray ve geyşa.

Sanki birisi sınırsız erkekliğin, öteki sınırsız kadınlığın simgesi.

Geyşa geleneği, uzun yıllar Batılıların düş gücünü beslemiş, üzerine romanlar yazılmış, filmler yapılmış.

Bugünlerde Amerika'da best-seller listelerinin başına yerleşen bir geyşa romanı var.

Adı: Bir Geyşanın Anıları

Sayuri adlı, Kyoto'nun en ünlü geyşası yaşam öyküsünü anlatıyor.

Bir balıkçı köyünde doğumu, onu geyşa olmaya götüren yollar, aşkları, erkekleri, düş kırıklıkları, acıları vb.

Kitabı okuduğunuzda size onca uzak olan Sayuri'nin yanı başınızda belirdiğini, size sırlarını açtığını, itiraflarda bulunduğunu hissediyorsunuz.

O kadar kadınca, o kadar gizemli.

Ama kitabı yazan erkek.

Hem de Amerikalı bir erkek.

Arthur Golden, Harvard Üniversitesi'nde Japon sanatı okumuş. Daha sonra Columbia ve Boston üniversitelerinde aynı konuda master yapmış birisi.

Japonca ve Mandarin Çincesi biliyor.

Oturup birinci tekil kişi ağzından bir geyşa hikayesi anlatan bir kitap yazmış.

‘‘Bir Geyşanın Anıları’’ Amerika'da best-seller.

Edebiyat çevreleri hala nasıl olup da Amerikalı bir erkeğin kendini geyşa yerine koyup böyle bir kitap yazabildiğini konuşuyor.

Ve Batı'dan okyanuslarla ayrılan Japonya, suşi, geyşa, samuray, Kurasova, Mişima, Sony, Toyota, Honda ve daha yüzlerce benzeriyle kendisinden söz ettirmeyi başarıyor.

Ayakkabı deyip geçmeyin

‘‘Ayakkabı çok önemli.’’

New York'ta Fashion Institute of Technology müzesindeki sergiyi düzenleyenler böyle söylüyor.

5000 ayakkabının sergilendiği müzenin yetkililerinin amacı, ayakkabının sembolizmini ve sosyal psikolojisini araştırmak.

İnsan üstündeki etkilerini gözlemlemek.

Sergiyi gerçekleştirenlerden biri olan Dr. Valerie Steele ayakkabının sosyal önemine ve verdiği mesaja değinerek ayakkabılarını sınıflandırıyor.

Yüksek topuk: Kadınsı, seksi ve statü belirtiyor.

Dünyanın en zarif ayakkabılarını tasarlayan Manola Blahnik röportajlarından birinde şöyle demişti: ‘‘Topuklunun cazibesini göremiyorsan Reebok giy.’’

Geçtiğimiz yaz çok moda olan açık sandallara ‘‘çıplak ayakkabı’’ adını takmış Steele.

Spor ayakkabı, atletizm ve rekabeti; kışın gözdesi bot ise erkeksi gücü simgeliyormuş.

19. yüzyıl tasarımlarının yanı sıra günümüzün ünlü markalarından Gucci, Prada, Jean Paul Gaultier ve Manola Blahnik'ten de örnekler sunulan sergiden çıkan birinci sonuç: Ayakkabı kişiliğinizi ve toplumdaki yerinizi yansıtır.

İkinci sonuç: İyi ayakkabı, 200 yıl sonra da iyi ayakkabıdır.

Hava

New York'un ünlü restoran ve otellerinin çoğunun iç dekorasyonu, çok büyük bir tasarımcı tarafından yapılıyor.

Sözünü ettiğim kişi, Philippe Starck.

Kendi tasarladığı mobilya ve aksesuvarlarla döşediği restoran ve oteller, bir anda en ‘‘in’’ oluveriyor.

Royalton ve Paramount otel; Asia de Cuba ve Veritas restoran bu yerlerden sadece bir kaçı.

İnsanlar burada kalabilmek, yemek yiyebilmek için dünyanın parasını ödüyorlar.

Mesela Royalton'ın bir geceleği 1000 dolar. Ve yer bulmak imkansız.

Bu otelin minimalist dekorasyonunun en önemli özelliği aydınlatması.

Loş ve gizemli.

Yalnız oteli iyice incelediğinizde (merak edip gezdim) kusurları görmeye başlıyorsunuz.

Banyo küçücük ve kapısı doğru dürüst kapanmıyor. Ayrıca loş ışık olduğu için aynayı kullanarak makyaj yapmanız ya da tıraş olmanız imkansız.

Dolap kapağı neredeyse elinizde kalacak gibi sallanıyor. Her şey en ucuz malzemeyle yapılmış.

İşçilik kötü.

Peki bu para neye ödeniyor?

Havaya!

False