Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Avusturya meselesi (1)

Zeynep ATİKKAN

Fiziken Avrupa'nın bağrında. Avrupa'ya olan psikolojik uzaklığı ise azımsanacak gibi değil.

Bunun tersi de geçerli.

Pek çok AB ülkesi için Avusturya-Macar İmparatorluğu çok uzaklardaki bir tarih kesiti sanki.

Avrupalılığı tartışılmayan bugünkü Avusturya Cumhuriyeti bile ortalama Avrupalı için ‘‘içindeki uzaktır’’ sadece.

Katıksız bir Orta Avrupa ülkesi özelliklerini titizlikle koruduğu için belki de.

Avusturyalı'nın AB'yi algılama biçiminin çok farklı olduğunu sanmıyorum. İyi günde ve kötü günde Avrupa değerlerini korumak üzere AB bünyesinde birleşip on beşleri oluşturanlar bugün ciddi bir aile içi kavgayla karşı karşıyalar. Maydanozun standardını dört yüz kırk sekiz saat tartıştıktan sonra bile kolay kolay bir sonuca varamayan AB, kırk yıllık tarihinin en derin siyasi bunalımından geçiyor.

Yaşanan kriz, bugünkü AB'yi kuranlarla sonradan katılanlar arasındaki doku farkını mı yansıtıyor?

Yoksa Orta Avrupa'nın Batı Avrupa duyarlılıklarına uyum sıkıntısı mı?

Avusturya'daki gelişmenin AB'ye aday diğer Doğu ve Orta Avrupa ülkelerine de sirayet etme ihtimali var mı?

Neo-faşist Haider, Avrupa merkez sağını, Avrupalılığı yeniden tanımlamaya mı zorluyor?

Daha çok sayıda soru ve de önceden kestirmesi çok zor olan yanıtlar.

Ancak ne bu sorular, ne de yanıtları, kendisini her konuda ahkám kesmekle mükellef sanan Türkiye'deki topu topu otuz-kırk kişinin ‘‘Yok 28 Şubat'tı, yok değildi’’ şeklindeki hiç de Avrupalı olmayan teşhisleriyle izah edilecek kadar basit değil.

Avrupa Birliği, bu krizi ‘‘Avrupalılaştırdığı’’ ölçüde meşruiyet kazanacak. Yarınların Avrupası'nın şeklini şemalini belirleyecek. AB, işine gelince bencil kararlar alan basit bir serbest ticaret alanı mı olacak? Yoksa Avrupa'yı tanımlayan ortak değerler mi AB'ye yön verecek?

Avusturya krizi bu sorulara doğrudan yanıt getireceği için çok önemli. Ve bu nedenle de gerçek kriz daha yeni başlıyor!

* * *

Bugün AB'nin en ummadık taşı baş yarıyorsa ve Avrupa'yı Avrupa yapan değerler tehdit altındaysa, önce Avusturya'yı iyi kavramak gerekir.

Avusturya, Avrupa'nın en zengin ülkelerinden birisi. Problemlerini büyük oranda çözmüş bir refah alanı. Çökmüş bir imparatorluğun mirasını hissederek 20. yüzyılın problemlerini taşımış. Bu travma, ‘‘Avusturya'yı dertsiz insanlar adasına dönüştürmek’’ formülüyle aşılmaya çalışılmış.

Sosyalist Blok'un burnunun dibindeki Avusturya, Sovyet tehdidini ensesinde hissederek Soğuk Savaş sürecinden geçmiş.

Ve sonunda AB familyasında var olma kararı almış.

Özellikle ekonomik şartların getirdiği pragmatik bir kararla. Güçlü, fakat küçük bir ekonominin çevresinde oluşan bütünle daha fazla entegre olma ihtiyacını hissederek.

Oysa Avusturyalılar'la aynı dili konuşan Almanlar için Avrupalılık, bir ikáme kimlik karakteri taşıdı her zaman.

Avusturyalı için Avrupalılık hayatın doğal akışına uyumdu.

Avusturya sanayi devrimini yaşamadı. Ancak...

Birinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda Avusturyalı bilim adamları çok sayıda Nobel ödülleri toplamaktan geri kalmadılar. Bir tarafta kentli Nobelliler, diğer tarafta başkent Viyana'nın hemen birkaç kilometre uzağında refah içinde sürüp giden derin bir köylülük.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde Nobelleri toplamış bir ülkenin bilim müzesinde binlerce böcek türünün akıl almaz bir titizlikle tasnif etmiş olması şaşırtıcı değil elbette. Bu aynı zamanda toplumsal bir karakterin işareti. Çok sabır isteyen arkeolojinin bu ülkede gelişmiş olması gibi.

Bu küçük Orta Avrupa ülkesinin bugün Avrupa sorunsalının tam ortasına oturması, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra ortaya çıkan post-komünist dönemin sorunlarını doğrudan yaşamasıyla da bağlantılı.

Bir hesaba göre Duvar'ın yıkılmasından sonra Avusturya, eski Sosyalist ülkelerin merkezi olacaktı.

Bu olmadı.

Öncelikle göçmen işçilerle Rus mafyası geldi bu ‘‘huzur adasına.’’ Muhafazakár bir halkın bu gelişmelere göstereceği tepki öngörülemedi. Daha pek çok tepkinin öngörülemediği gibi.

İlginç olan şu ki AB, kendi bünyesinin bu çaptaki bir sorunuyla daha yeni yüzleşiyor.

Galiba krizlerin olumlu yönü de bu.

Avusturya'yı tartışmaya devam edeceğiz.

X