Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hoş geldiniz Bay Abdullah!

İÇİNDE “şiddet” olmayan bir yazı yazmanın imkânı yok. Bunun için gündemin “normalleşmesi” gerekiyor.

Gündem ne zaman normalleşecek? 

Türkiye ne zaman normalleşirse, dünya ne zaman normalleşirse gündem de o zaman normalleşebilecek. Gazete yazarları da içinde şiddet olmayan yazılar yazabilecek.

 

* * *

 

“Canım elinizi tutan mı var? Yazın!”
Öyle olmuyor işte. Sen diyelim ki pazar gününün hafta sonunun en sakin günü olduğunu varsayarak tatil ruhuna uyan bir şey yazmak istiyorsun.
Ne bileyim, o hafta vizyona girmiş güzel bir-iki filmden söz etmek istiyorsun. Buna dair yazıyı yazıp teslim ediyorsun.
Eğer yazıişleri o günün şiddet gündemine kendini kaptırıp senin yazına dikkat etmezse ortaya acayip bir görüntü çıkıyor.

 


ALAY EDER GİBİ

 

İki yanındaki sütunlarda intihar bombacılarının aldığı canlar, fotoğraf karelerinde çocuklarına sarılarak ağlayan analar-babalar.
Babalarının tabutu önünde fotoğraf taşıyan çocuklar. Bayraklara sarılmış şehit cenazeleri. Onların yanında da kendi gündemiyle meşgul bir köşe yazarının yazısı, okuru zıvanadan çıkaracak bir alay metni gibi duruyor.
“Bu filmi kaçırmayın!”
İsteyerek zaten yapmazsın, kazaya gelirse okurun dayağını yersin. O yüzden icabını yapacaksın, zaman sana uymazsa sen zamana uyup acı verici de olsa gündemi izleyeceksin. Biz de onu yapıyoruz.
Belçika’daki katliamı yapanlardan biri, Türkiye’nin iki kez yurtdışına kovaladığı IŞİD bağlantılı terörist çıktı. Bizim cephede; bir kez ihraç edilen bir teröristin ikinci kez ülkemize nasıl girdiği konuşulmayıp “Biz uyarmıştık” havası estiriliyor.
“Demedik mi?” söylemi ile dürtüklediğimiz Belçika ise topu Hollanda’ya atıyor. İhraç edilen teröristler önce Amsterdam’a inmiş ya!
Teröristleri salan Hollanda polisi de kendini “Türkiye bunları niye ihraç ettiğini bize söylemedi” diye savunuyor.

 

* * *

 

Karşılıklı “laf cengi” yani “laf kavgası” devam ederken, araya giren Batılı köşecilerin risalelerinden öğreniyoruz ki bu haller normalmiş.
Çok ayıpmış ama Avrupa ülkeleri birbirlerinden istihbarat saklarlarmış. Bilgi paylaşırken gösterdikleri hasislik onlarca can bile alsa bu işler böyleymiş.
Fakat bu arada olan bize oluyor. Her kavgaya arabulucu olarak karıştıktan sonra “Yakası Yırtılan Tüfekçi Bekir” bizim ülke oluyor.

 


KRAL ABDULLAH

 

Şu Avrupa Birliği içinde “bize arka çıkar gibi yapan” bir Almanya var, onun muhalefeti de Başbakan Merkel’i topa tutuyor.
Efendim, Alaman’ın Tornedo uçakları Suriye’nin kuzeyinde uçup topladığı istihbaratı Türkiye ile paylaşmış mı? Paylaşmışsa Alaman hükümetinde hiç akıl yok muymuş?
Suriye’ye cihatçı ihraç eden Türkiye ile bilgi paylaşmak naiflikmiş, yani çocuklukmuş.
Alman muhalefetini Avrupa Birliği Bakanımız’a havale ediyorum. Patlatacağı bir Türkçe nutukla haklarından gelir inşallah. “Ey Almanya” diye bağırma sırası ondadır.
Ankara’nın asıl zoruna giden, Ürdün Kralı Abdullah’ın Amerika’ya gittiğinde arkamızdan konuşmasıdır. Obama’nın adamları ile gizli bir toplantıda halvet olan Kral Abdullah bizi suçlamış.
“Avrupa’ya giden göçmenlerin artması da teröristlerin çoğalması da Ankara’nın işleridir” demiş.
Bak şimdi! Halbuki Ürdün Kralı Abdullah’ın dedesi o kadar da ekmeğimizi yemişti. Nasıl mı?

 

* * *

 

Kral Hüseyin’in babası Tallal’ın akıl kayışı koptu, kafa boş dönmeye başladı. Tallal’ı kapıp apar topar İstanbul’a getirdiler. Ünlü deli doktorumuz Mazhar Osman’ın asistanı Profesör Dr. Fahrettin Kerim’e teslim ettiler.
Gönlü hoş olsun diye Yeşilköy’de bir köşkte tutuyorlardı. Tallal kendini hâlâ kral zannettiğinden her akşam bayrak töreni yapıyorlardı. Dönüp bize çakan Kral Abdullah da ölene kadar misafirimiz olan bu Tallal’ın torunudur.
Bu icraatı ile kendini “Ankara’nın canını sıkanlar” listesine yazdırmıştır.
Biz de bu sayede, dış politikada bir adım daha atmış olduk. “Kuru kaldım öldüm, sabunuma çatladım” denilen yere geldik.

X