"Hakan Tartan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hakan Tartan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Hakan Tartan

Kara tren gecikir, belki hiç gelmez mi?

15 Ekim 2008
Bir dönem "gazete, gazete" diye önünde toplanan çocuklarla Türkiye’nin dört bir yanına memleketten haberleri taşımış.

Acılara, anılara, sevdalara mekan, aracı olmuş.

"Tren gelir, hoş gelir" söylemi kulaktan kulağa yayılmış.

Dedim ya, 152 yıl.

Türkiye tarihinde önemli bir süreç.

Ve bu 152 yılın başlangıç noktası; Ege.

İzmir - Aydın arası.

Kara tren ilk yolculuğunu Ege’nin bu iki önemli ili arasında yapmış.

1866 yılında.

Daha çok İngiliz ticareti için.

Sonra Türkiye çapında yaygınlaşmış.

Her yere ulaşmış.

1960’lı yıllarda "Alamanya furyası" başladığında hasretin de, özlemin de, umudun da başkenti olmuş garlar.

Ve gitmiş, gelmiş kilometreleri kara tren.

Sonra hızlı trenler, metrolar, hatta uçaklarla yarışanlar...

Peki bu yarışın neresindeyiz?

Bir karayolları furyası çıktı da...

Hem deniz ülkesi Türkiye’de deniz ulaşımı, ticareti unutuldu, hem de demiryolu taşımacılığı...

Ulaşımda payı yüzde 3’ler, 5’ler düzeyinde.

Peki bu yanlış değil mi?

Karayollarında yaşanan kazalar bize hiç ders olmuyor mu?

Yeni bir planlama gerekliliği...

Deniz ve demiryollarını ulaşımda daha çok kullanma zorunluluğu...

Şimdilerde Ankara - İstanbul arası hızlı tren hattı.

3 saatte ver elini Ankara...

İyi de Türkiye’de demiryolunun başladığı Ege nerede?

Aydın, İzmir?

Nerede hızlı tren?

İstanbul - İzmir hattı?

Ya da... Ankara - İzmir hattı?

Umudun hangi garında el sallama zamanı...

152 yıl önce demiryolları devrimi yaşanan Ege’de demiryolu ağı ne zaman daha gelişecek?

Hızlı trenler...

Ya metro?

Demiryollarının taçlanmış şekli.

Rahmetli Ahmet Piriştina’nın 2008 sözü daha ne kadar sarkacak?

Metrodaki sancı ne zaman bitecek?

İzmirli dört dörtlük metro ulaşımı mutluluğunu ne zaman yaşayacak?

152 yılda demiryolları nereden nereye gelmiş...

Hani şarkıdaki gibi mi; "Kara tren gecikir / belki hiç gelmez..."
Yazının devamı...

Mevduat güvencesi artmalı

12 Ekim 2008
Tam vurdumduymazlık...

"Bize bir şey olmaz" rahatlığı...

İkisi de doğru değil.

Dünyanın yaptığı; akılcı değerlendirme.

Hızlı bir karar mekanizması.

Ve sancıya neşter.

Yani... Sorunun çözümü yolunda adım.

Daha doğrusu hafifletilmesi için...

Bu krizin bir süre daha dünyayı etkileyeceği ortada.

Yaralar ancak birkaç yılda sarılacak.

O zaman...

Akılcılık... Doğru planlama... Etkin kararlar...

Krizin bir yansıması istihdama olacaksa, en büyük etkisi de finans sektörü üzerinde...

Nitekim banka sancıları ortada.

Devlet desteğine alınan bankalar.

Ve dünyanın önlemi; mevduata güvence.

Bu güvence arttırıldı.

Ya tam güvence, ya da 50 bin Euro devlet garantisi.

Bizde sınır; 50 bin YTL.

Azlığı, yeterliliği tartışılıyor.

Kimilerine göre; sorun yok.

Kimilerine göre; biraz arttırılmalı.

Bankalardan para çekilmesini önlemek adına.

Başka alanlara ölü yatırımları durdurmak adına...

Gazeteci - Yazar kimliğimle irdelersem...

İnsanlarda bir tedirginlik var. Devletin güvence vermesi yönünde istek.

Neden olmasın?

Bütün Avrupa, ABD bu yönde kararlar alıyorsa, biz de buna uymalıyız.

Akademisyen kimliğimle irdelersem... Bu güvenceyi 100 bin YTL’ye yükseltmek doğru bir yaklaşım olur. Hem halk, "Bak devlet sorunla ilgili. Önlem alıyor" der, rahatlar.

Hem de bankaların üzerindeki bir "psikolojik baskı" ciddi şekilde rahatlatılmış olur. Kolay ve kısa bir karar. Ekonomi yönetiminin bu kararı kısa sürede almasında yarar var.

Mustafa Denizli

O bir "imparator".

O bir "kral".

O Ege’nin yetiştirdiği en önemli spor adamı.

Sadece futbolculuğu, sembol isim olması, başarılı teknik direktörlüğü mü?

İnsanlığı, duruşu, saygınlığı...

Ege’ye uyan vakarı...

Başarıları ortada.

Hedefi de...

Türkiye’de 3 büyükleri şampiyon yapan teknik adam olmak. Neden olmasın?

Türk teknik direktörler neden dünya çapında başarılara imza atmasın?

Son günlerde yağan mailleri anlatsam... Beşiktaş kongre üyesiyiz ya!

Haklı, haksız eleştiriler...

İrdelemeler... Bir süre önce "Beşiktaş için iki isim uygun; biri Lucescu, diğeri Mustafa Denizli. Ama benim yetkim olsa, Mustafa Ağabey’den yana tavır koyarım" demiştim.

Şans kapıyı kırdı!

Bir dileğim oldu!

Bundan sonra top "futbolun beyefendisinde".

Beşiktaşlıların gözleri de "özlenen, yürekli futbolda"..
Yazının devamı...

Egemen’in cenazesinden taşanlar!

8 Ekim 2008
Türkiye’nin dört bir yanında şehitler.

Onların acılı aileleri.

İzmir’de, Denizli’de de.

Karşıyaka Beşikçioğlu Camiinde ocağına ateş düşen bir ailenin dramı vardı.

Ve ülke sevdalısı onca insanın bu acıya ortak oluşu.

Gözlerimiz dolu dolu yaşadık töreni.

Pırıl pırıl, gencecik Egemen Yıldız’dan neler kalmıştı geriye...

Sevenleri, dostları...

Anıları, gençlik hayalleri...

Bir sürü şey...

Cenaze töreninden ayrılırken, beynimin labirentlerinde aynı soru dolaştı durdu: "Neden çözüm üretilemiyor? Yanlış nerede?".

Elbette konu devletin tüm organlarında irdeleniyor, çaba gösteriliyor.

Buna kuşku yok.

Ama... Bir eksik olduğu da ortada.

Öyle ki; durup durup vuruyor terör.

Ve burada bir derin soru öne çıkıyor: Teröristle mücadele mi?

Yoksa terörle de mücadele mi?

Evet, benzer gibi görünse de çok farklı değerlendirmeleri olan bir bakış.

Öyle ya; teröristle mücadele ediyorsun, bataklık kurumadıkça, yerlerine yenileri geliyor. Yeni yeni gençler kandırılıyor.

Tuzağa düşürülüyor.

Ve teröristle mücadelede can kaybı, mal kaybı, zaman kaybı...

Olaya biraz da "terörün kökünün kazınması" olarak bakmak gerekmez mi?

Cenaze çıkışında da "Yazın bu acıyı Hakan Bey, yazın" diyen acılı insanlarla konuşuyorum.

Aslında akıl, mantık ve çağdaşlık üçgeninde benzer yaklaşımlar.

Gerçekten de "terörle de mücadele".

Hem de her platformda.

Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’ne daha çok yatırım.

Devletin sevgi ve şefkat eli.

Daha çağdaş ve nitelikli eğitim.

Fırsat eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması çabası.

Sağlık ve sosyal güvenlik atağı.

Kültürlerin derin ve sevgiyle buluşması.

Yeni arayışlar. Yeni yaklaşımlar.

Türk silahlı Kuvvetleri’nin özellikle sağlık ve eğitim konusundaki çabaları önemli. Önemli olduğu kadar yararlı da.

Bunu biraz da hayırseverlerin yardımları ile taçlandırabilmek.

Yöre halkının gerçek anlamda güvenini kazanmak.

Yanlış propagandaları devletin sevgi ve şefkat eli ile ortadan kaldırmak.

Dış dünyaya terörün gerçek yüzünü daha çarpıcı örneklerle göstermek.

Ayrımcılık değil, kucaklamak.

Dışlamak değil, paylaşmak...

Bunlar aslında siyaset sosyolojisinin de temel tanımlamaları değil mi?

Belki bir gerçeğin yeniden altının çizilmesi... Belki yeniden büyük acılar yaşanmasın diye "halk arayışları".

Ne derseniz deyin...

Türkiye’nin dört bir yanındaki acılar, bizim de ocağımızdaydı!
Yazının devamı...

Bayramları görkemli buluşmalar olarak algılamak...

1 Ekim 2008

İlle Richard Kimble olmak mı? Onun yerine paylaşım, hasretin dinmesi, sevgi buluşmaları... Yani... Mevlana felsefesi: Gel ne olursan ol, gel... Büyüklerin özlemi de bu değil mi? İlle kaçacaksak da, bunu da çağa uydurmak belki... Yani... Kaçak bayramları büyük aile buluşmaları olarak organize etmek... Kim bilir, belki... Bir gün...  

Bayramları görkemli buluşmalar olarak algılamak...

 

YİNE “tatil” diye sarılıp, uzaklara yelken açtığımız bir süreç mi bayram?

Yoksa... Sevgiyi, yardımı, dayanışma ve paylaşımı ön plana çıkardığımız günler mi?

“Güzel havalar” Evkaftaki memuriyetin kaybının nedeni midir?

Ya da... Bir takım değerlerden uzaklaşmanın...

Yazının devamı...

İşin suyunu çıkarmak!

28 Eylül 2008

YEREL seçimlerle ilgili takvim işlemeye başladı.

Şunun şurasında 6 ay var.

İki ay içinde birçok kentte başkan adayları belli olacak.

İlçe ve beldeler için bu takvim daha kısa.

Örneğin; bir, bir buçuk ay gibi.

O süreç içinde Türkiye’nin birçok ünlü ilçesi ve beldesinde yoğun mücadele yaşanacak.

AKP ve CHP, Türkiye çapında başarı için çaba gösterecek.

AKP’nin oy oranı yüzde 47’nin altına inecek mi?

Yazının devamı...

İşin suyunu çıkarmak!

28 Eylül 2008

Toplumca tanınan isimlerin kentlerdeki değerlendirmelerine tamam da... Ya ilçelere ne demeli? Bazı ilçelerde 30-40 aday var. Bu kadarı da olmaz. Demokrasi de sulandırılıyor! Önce bekleyelim; resmi aday adaylık süreci başlasın. Bana kalsa... Şu anda ortalıklarda görülenlere itibar etmem! 6. sayfada

 

YEREL seçimlerle ilgili takvim işlemeye başladı.

Şunun şurasında 6 ay var.

İki ay içinde birçok kentte başkan adayları belli olacak.

İlçe ve beldeler için bu takvim daha kısa.

Yazının devamı...

Sezaryen yaptıran doktor, marş marş eğitime!

24 Eylül 2008

Bir süredir bir oyun tezgahlanıyor, ama…

Özellikle kadın doğum uzmanları ciddi bir ikilem arasında.

Doğumda normal mi, sezaryen mi?

Elbette doktorun tercihi; hastadan yana olmak.

Yazının devamı...

Ramazan günleri

17 Eylül 2008

Ve şatafatlı iftar gösterilerinden kaçınmak… Dinin buyurduğu gibi; sağ elin verdiğini sol elin görmemesi! Rencide etmemek, rahatsızlık ortaya koymamak… Yardımın ‘tam anlamıyla ulaşmasını’ sağlamak…

Ramazan başladı.

Bu yıl tatil sonu ile denk bir süreçte.

Turizm açısından yansımaları birkaç ay sonra belli olacak. Önemli çünkü... Gelecek yıl ramazan yaz ortasında.

Yazının devamı...