"Atilla Türker" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Atilla Türker" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Atilla Türker

Göle maya çalındı!

21 Aralık 2008
Yani durum şudur ki, Hacettepe’nin, ligin ikinci yarısında 29 puan daha toplaması lazım. Peki bu mümkün mü? 16 maçta 9 puan alan bir takım, geri kalan 18 maçta 29 puan toplayabilir mi? Kararı siz verin. Şimdi yapılacak iş belli. Kadroda büyük bir revizyona gidilecek. Ne yapılacak? Kardeş takım olan Gençlerbirliği’nde bekleneni veremeyen bazı oyunculara "buyur gel" denilecek. İyi de Gençlerbirliği’nde durum ortada. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer. İlhan Cavcav’dan ya da Turgay Kalemci’den para çıkmaz. Yani transfer de çok zor. O zaman çare şu: Hep beraber dua edilecek.

Hacettepe’
nin marka değeri sezon başı itibarıyla en az 20 milyon dolardı. Şimdi ne oldu? Üçte bir fiyatına düştü. Bu nasıl yöneticilik! Sistem lafını ağzından eksik etmeyen Turgay Kalemci, acaba şimdi ne diyecek?

Sisteminiz nereye gitti Turgay bey!

Üçüncü sınıf yabancılarla Süper Lig’de direnmek mümkün değildi.

Göle yoğurt çaldınız. Tutmadı.

Şimdi bir kez daha soruyorum, üç kuruş tasarruf için bu acılar değer miydi?

Sadece iyi niyet, hiçbir zaman yeterli olmuyor. Güç ve yetenek de gerekiyor. İyi niyetiniz var da, gücünüz yoksa, Hacettepe’nin durumuna düşersiniz.

İşte dünkü maç. Hacettepe, elinden gelen her şeyi yaptı. Ama o kadar! Kazanabilmesi için gücü yoktu.

Kayserispor, bu ligin orta düzeyde takımlarından biri. Ama güle oynaya kazandı. Daha da farklı kazanabilirdi. Yarım düzine olabilirdi.

Hacettepe’yi böylesine aciz duruma düşüren yöneticiler, acaba şimdi ne diyecekler, nasıl bir savunma yapacaklar.

Bence onların da küme düşmesi lazım.

Hem de en alt kümeye!
Yazının devamı...

Üç kuruş için değer miydi?

7 Aralık 2008
İkinci sınıf bazı futbolcuları kadroda toplayan Hacettepe yöneticileri acaba şimdi ne yapacaklar? Ne yapacakları belli. İlhan Cavcav kimi uygun görürse, onlar kadroya alınacak. Yani, ara transferde Gençlerbirliği’nden dışlanan futbolculara kucak açılacak.

İyi de Gençlerbirliği’nin durumu sanki çok mu güzel? Değil. Kurtlar sofrasında ayakta kalabilmesi ve yaşayabilmesi için kuvvetlenmesi gerekiyor. Yani Gençlerbirliği’nin de takviye yapması şart. Yoksa, İlhan Cavcav bir sezonda iki takımı küme düşüren kulüp başkanı olarak tarihe geçebilir.

Hacettepe dün yine gereksiz kartların faturasını ödedi. Yazık. Daha doğrusu Hacettepeli futbolcular, kendilerine ve takıma yazık ediyorlar. Çok kolay kart görüyorlar. Geçlerbirliği dün daha da farklı kazanabilirdi. İnanılmaz goller kaçırdı. Özellikle ikinci yarı adeta tek kale oynandı. İlk yarının sonunda Murat Kalkan’ın kırmızı kart görmesi oyundaki dengeyi tamamen bozdu.

İlhan Cavcav ve arkadaşları için dünkü maçın en büyük tesellisi şu olabilir: İyi ki maç berabere bitmedi de, o bir puan Futbol Federasyonu’na kalmadı. En azından, Gençlerbirliği büyük avantaj sağladı. Çünkü bu ligin şakası yok. Alt sıralarda gezinen takımlar puanları artık üçer üçer topluyor. Siz yerinde sayarsanız ya da tek puanla yetinirseniz, yaşama şansınız asgariye iner.

Hacettepe’nin misyonunu bir düşünün. Gençlerbirliği’nin arka bahçesi gibiydi. Ama eldeki genç yetenekler ve o güzel teknik ekip, saçma sapan uygulamalarla dışlandı.

Ne oldu peki? İnce hesaplar uğruna takım darmadağın edildi. Yap-boz tahtası haline getirildi.

Üç kuruş için değer miydi?
Yazının devamı...

Ne zaman, Sayın Cavcav?

1 Aralık 2008
Gençlerbirliği’nde acaba ne zaman huzurlu bir sezon yaşanacak? Ne zaman bir tek teknik adamla sezon kapanacak? Ne zaman başarıya ulaşılacak? Ne zaman takdir edilecek işlere imza atılacak? Ne zaman!

Çok zor. Çünkü son yıllarda Gençlerbirliği’nde pek çok iş, günlük hesaplar üzerine yapılıyor. Hemen hatırlatalım, Mesut Bakkal’ın gönderilmesinde bazı futbolcular önemli rol oynadı. Kimler mi? En başta Engin ve El Saka. Bakkal gitti, Samet Aybaba geldi. Aybaba cin gibi. Bakkal’ın durumuna düşmemek için neşteri aldı eline ve kesti, biçti. Operasyona uğramamak için, kendi operasyon yaptı.

Sorarız şimdi, Aybaba’nın sezonu bitireceğinin garantisi var mı? Yok. Gençlerbirliği burası. Ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Yazın bir kenara, kadrodaki futbolcuların en az yarısı da devre arasında yolcu olacak. Haliyle yeni misafirler gelecek. Bir kısır döngü ile aldatmaca devam edecek.

Gençlerbirliği’nin son yıllardaki görüntüsünden memnun olan var mı acaba? Bu soruya tabii ki ilk olarak İlhan Cavcav’ın cevap vermesi gerekiyor.

Gençlerbirliği bugün kazanabilir, yarın kaybedebilir. Sorun o değil. Sorun, duruşunun iyi olmaması. Vizyonunu ve misyonunu kaybetmesi. Her sezon futbolcuların önemli bölümünün değişmesi. Sürekli yeni teknik adam arayışına gidilmesi,

Herkes biliyor ama yine de hatırlatmakta yarar görüyoruz. Burası Gençlerbirliği kulübü. Yakışmıyor.

"Sistemi konuşalım" derken, dünkü 90 dakikaya az yer kaldı. Ama fazla da önemli değil. Şu kadarını söyleyelim ki, Gençlerbirliği dün hırslıydı. Üç puana ulaşabilmek için elinden geleni yaptı. Önemli pozisyonlar da yakaladı. Ama biraz dikkatsizlik, biraz da beceriksizlik sonucu fileleri havalandıramadı.

Konuk ekip ise kontrataklarla gol aradı. Yakaladığı fırsatlarda ise kaleci Recep başarılıydı.

Sözün özü: Gençlerbirliği’nde yarınlarda ne olacağını kimse bilmiyor.
Yazının devamı...

Tribün ve istikbal

17 Kasım 2008
Pankartlarından ve görüntülerinden Hacettepe Üniversitesi öğrencileri olduğu anlaşılan bu taraftar grubu, ilginç, seviyeli ve yaratıcı tezahüratları ile dünkü maça renk katmaya çalıştılar. Kutlarız. Ama şunu da söylememiz gerekiyor ki, Hacettepe futbol takımının görüntüsü hiç iyi değil. Hatta berbat. Takım eski gücünden çok uzak. Öyle ki, kendi yarı alanından zor çıkıyor. Kombine atak geliştiremiyor. Gaziantepspor dün eğer sezon başındaki görüntüsünde olsaydı, Hacettepe’yi çok rahat yenebilirdi. Ama belli ki Gaziantepspor da kan kaybına uğramış. Zaten son haftalarda alınan sonuçlar da bunu gösteriyor. Yine de Gaziantepspor’un iki şutunun direkten dönmesi, Hacettepe adına büyük şanstı.

Şu bir gerçek, Hacettepe özellikle gol yollarında çok zorlanıyor. Zaten Süper Lig’in en az gol atan takımı. Sadece 7 golü var. Düşünün Ankaragücü’nün bile toplam gol sayısı 12’ye, Kocaelispor’un ise 13’e ulaştı. Hacettepe, bu kısır görüntüsü ile başarıya mümkün değil ulaşamaz. Üstelik bu sorununun giderilmesi de kolay olacağa benzemiyor. İbrahim Şahin ileri uçta yalnız kalıyor. Topla az buluşuyor ve savunmanın arasında sıkışıyor. Orta sahadan da yeterli destek gelmiyor.

Nihayetinde ne kadar ekmek, o kadar köfte. Siz ucuz düşünür ve yetersiz yabancılarla günü kurtarmaya çalışırsanız, işte böyle olur. Eloğlu kendi takımı için taş üstüne taş koyuyor, ama Hacettepe mevcut değerlerini yitiriyor. Eğri oturalım doğru konuşalım, bu kadronun ligde tutunması, büyük başarı olur. Tabii takım düşerse bunda en büyük hata futbolcularda değil, kadroyu bu hale getiren yöneticilerdedir. Ligin devre arasında iyi takviyeler yapılmadığı takdirde Hacettepe’nin istikbali karanlık görünüyor.
Yazının devamı...

Ayıp ve çirkin!

3 Kasım 2008
Antalyaspor sezon başından beri en kişilikli futbolunu dün ortaya koydu. Oysa kadro aynı kadroydu. Göreve yeni gelen Özdilek, bir iki değişiklik yaptı, iyi bir motivasyon sağladı, takım bu hale geldi. Futbol bir yerde inanç ve güven işi.

Gençlerbirliği ise dün vasatı yakalayamadı. Ayrıca Antalyaspor’un inançlı futbolu ile karşılaştı. Fakat ne olursa olsun, Mesut Bakkal’ın güvendiği dağlara karlar yağıyor. Kimi tutsa elinde kalıyor.

Gençlerbirliği’nin kadrosuna şöyle bir bakın. Sezon başından bu yana hangi futbolcu banko oynadı ve tam verim ortaya koydu. "Helal olsun" diyebileceğiniz bir oyuncu var mı? Kapasitesinin üzerine kim çıktı?

"Mustafa Pektemek yıldız olacak" denildi, yere göğe sığdırılamadı, şimdi yürüyor. Yarınların en iyi sağbeki olarak gösterilen Emre Balak, takımda zar zor yer buluyor, onu da iyi değerlendiremiyor. Savunmanın göbeğinde oynayanlar da hiçbir zaman güven vermiyor. El Saka ağır kalıyor. Traore tat vermiyor.

Diğerleri de farklı değil. Djite durumu idare ediyor. Burhan cepten yiyor. Koray gün dolduruyor. Kerem etkisiz kalıyor. Kahe’de istikrar yok. Troisi geçen hafta bir gol attı, üstüne yattı.

Geriye kimler kaldı? Mehmet Nas ile Hakan Aslantaş. İkisi de elinden geleni yapıyor. En azından hırslılar, gayretliler.

Normal şartlar altında Gençlerbirliği’nin bu kadrosunun ligde belli bir çizginin üstüne çıkması lazım. Ama günü kurtarma politikası ile bir yere varılmıyor. Oyuncuda hırs olmazsa, motivasyon sağlanmazsa, sonuç alınamaz ki!

Açık söyleyelim, bu ruhsuz, bu vurdumduymaz görüntü hiç yakışık almıyor. Oynansa, iyi mücadele ortaya konsa, kimsenin diyeceği bir şey olamaz. Ama böylesi ayıp ve çirkin.
Yazının devamı...

Yanlış politika!

2 Kasım 2008
Süper Lig’de mücadele veren bir takımın bu kadar az bir taraftar önünde mücadele vermesi elbette ki düşündürücü. Kulüp yönetimi taraftar sayısının artması, yeni taraftarların kazandırılması için yoğun bir şekilde uğraş veriyor ama netice ancak bu kadar oluyor.

Oysa dün bilet fiyatları ucuz, hava da lokum gibiydi. Ankara’da haftada en az iki maç oynanınca seyircide de haliyle bir bıkkınlık oluşuyor.

Şimdi de kötü haberi verelim. Hacettepe ateşle oynuyor. Dünkü mağlubiyetle durumunu iyice zora soktu. Çünkü bu karşılaşma 6 puan değerindeydi. Çok önemliydi. Ama alamadı, hüsrana uğradı. Vasat bir futbol ortaya koymasına karşın, amacına ulaşamadı.

Şu gerçeği kabul edelim: Hacettepe, inandığı ve varını yoğunu ortaya koyduğu sürece ayakta kalabilen bir takım. Varlığını sürdürebilmesi için başka şansı yok. Mütevazı kadrosu ile sonuna kadar direnmesi gerekiyor.

Böyle de olmaz ki!

Kulüp yönetimi sağolsun her şeyi teknik ekipten bekliyor. Kısıtlı kadro ile Osman Özdemir’e "Buyur hocam, bu takım senin, bizden bu kadar, ne yaparsan yap. Herhalde düşürmezsin. Başarırsan, sevincine ve mutluluğuna ortak oluruz" diyor.

Geçen sezon istenilen oldu. Hem de kısıtlı kadro ile oldu. Ama sanki bu bilinmezmiş gibi, takımın en önemli futbolcularından ikisi transfer döneminde umumi arzu üzerine bırakıldı. Peki yerlerine kim ya da kimler alındı? Üçüncü sınıf 3-5 yabancı.

Böyle de olmaz ki! Bu yanlış politika ile ayakta kalınamaz ki!

Dünkü maçın en güzel görüntülerinden biri Hacettepe’nin golü idi. Kadir’in 25 metreden müthiş şutunu çok iyi takip eden Sandro, şık bir kafa ile fileleri havalandırdı.

Konyaspor’un attığı gollerde ise Hacettepe savunması adeta uyudu. Uyumanın bedeli de çok ağır oldu.

Hacettepe’yi sıkıntılı günler bekliyor.

Yazının devamı...

Seyirci ve sevdalı!

30 Ekim 2008
Cemal Aydın’a yöneltilen 28 sorudan biriydi bu. Sonuncusuydu... Ve belki de en anlamlısıydı.

N’oldu peki? 15 gün geçti, cevap gelmedi Aydın’dan. Geleceği de yok.

Seyirci ile sevdalı arasındaki fark, çok belirgindir Ankaragücü’nde. Coşkusu, sürekliliği, niceliği ve niteliği ile çok özel ve güzel bir durumu vardır Ankaragücü taraftarının.

Takım dibe çakılsa da, taraftarı zirvededir.

Çok şanslıdır Ankaragücü.

ALKIŞLAR!

KAYSERİSPOR yenilgisi sonrası dikkat ettiniz mi? Ankaragücü tribünleri büyük bir centilmenlik örneği göstererek Kayserisporlu futbolcuları alkışladılar.

Bravo... Doğrusu budur, yakışanı budur.

Her kulüp, taraftarı ile büyür.

Yeter ki, yönetim de, taraftara ayak uydurabilsin!

Yönetim, taraftarın gerisinde kalmasın!

A.GÜCÜ DURUŞU


98 yıllık tarihinin en sıkıntılı günlerinden birini yaşıyor Ankaragücü. Takım puan alamıyor, ligin dibinde dolanıyor.

Üstelik pek de ümit vermiyor.

İşte bu yüzden, gün, birlik günüdür... Dayanışma günüdür... Böyle bir günde taraftarın bir tek görevi vardır, o da çok sevdiği takımına can-ı gönülden destek vermektir.

Hiç kimse unutmasın, bu takım Ali’nin ya da Veli’nin takımı değildir.

Ali ya da Veli yarın gider, takım her zaman kalır... Kalacaktır.

Sevdalılar sevdasını yaşasın, bu takım her zaman alkışlansın.

Verilecek destek esirgenmesin.

Çünkü taraftar, iyi günde değil, kötü günde belli olur.

Hem Ankaragücü taraftarının düsturu değil miydi, iyi günde, kötü günde, hep beraber olabilmek.

İşte size kötü gün.

Destek için bundan iyi zaman mı olur!

HAKAN KUTLU KİMLER MUTLU


AÇIK söyleyeyim, Hakan Kutlu’nun Ankaragücü’nden bu şekilde ayrılışına çok üzüldüm.

Çünkü o bir markaydı. Bir semboldü.

27 yılını vermişti Ankaragücü’ne.

Yani bir sevdalıydı.

Böyle olmamalıydı, böyle kopmamalıydı.

Gönül isterdi ki, daha uzun yıllar Ankaragücü’nde kalsaydı, tarihi başarılara imza atsaydı.

Ama gitti.

İnsan üzülüyor. Çünkü can, canandan ayrıldı.

Güle güle Hakan Kutlu.

Fakat başta Hakan Kutlu olmak üzere Ankaragücü’ne gönül veren herkesin tek tesellisi şu olsa gerek:

Sorumluluğu devralan Ünal Karaman, duruşu olan bir insan. Kişiliği, inancı, hırsı ve Türk futbolunda 25 yıllık genel görüntüsü ile çok saygın bir kişi.

Hoşgeldin Ünal Karaman!

OYNAYIN KARDEŞLER

DİKKATİNİZİ çekmiştir mutlaka. Herkes birbirini yoğun şekilde eleştiriyor. Taraftar Aydın’ı, Aydın medyayı, medya Aydın’ı, taraftar medyayı, Aydın taraftarı, taraftar yönetimi.

Ortada bir eleştiri fırtınası var. Herkes nasibini alıyor bu furyadan. Ama futbolcular hariç.

Son yıllarda hakkında olumsuz yazı yazılan Ankaragücülü bir tek futbolcu gördünüz mü!

Sadece Ankaragücü için değil, Ankara’daki tüm takımlar için bu böyle. Oh ne güzel!

Ankara’da futbolcu olmak varmış, bu memlekette.

Kırılmamaları, üzülmemeleri, incinmemeleri ve alınmamaları dileği ile özellikle Ankaragücülü futbolcu kardeşlerimizden ufak bir istirhamda bulunmak istiyorum:

"Muhterem kardeşlerim, sizler adına taraftar, yönetici, teknik adam üzülür, incinir, kırılır. Siz dert etmeyin! Ama yanlış anlamamanız kaydıyla söylüyorum.

Biraz oynayın be kardeşim! Canınızı dişinize takın. Uğraşın, didinin, mücadele verin. Yoksa, bu sorumsuzluğunuz yüzünden bu Ankaragücü insanı verem eder
!"

ANKARA’DA EN SON YALAN NEDİR?

Ankaragücü’nün çok iyi kadrosu var.
Yazının devamı...

Ankaragücülü bir taraftatar!

9 Ekim 2008
"Geçen hafta ’Taraftarı Melih Gökçek bağırtıyor’ dediniz... Bugün kim bağırtıyor..."

Gençlerbirliği maçında binlerce taraftarın "Aydın istifa" şeklindeki tezahüratları üzerine protokol tribününün yanına gelen bu taraftar, Cemal Aydın’a yönelik tepkisini ve sitemlerini bu sözcüklerle dile getirdi.

Peki sonra ne oldu?

Cemal Aydın, bu taraftara hoş olmayan bazı şeyler söyledi... Neler mi? Buraya yazamam...

Daha sonra ise yönetici Serhat Arıkan, aynı taraftarın üzerine yürüdü ve vurmaya kalkıştı.

Tribün karıştı.

Maç bitti... Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, aynı taraftarı yanına çağırdı... Yaklaşık üç dakika süren sohbet sonrası Yılmaz, görevli polis memurlarına seslendi ve "Bu taraftar için işlem yapın" dedi.

Taraftar götürüldü!

YALNIZ BİR ADAM!

KİMDİ bu taraftar! Bilemiyorum... Tek bildiğim, yaşanan bu olaylar sırasında sessizliğini koruması ve efendi bir görünüm içerisinde olmasıydı.

Eşofmanının sırtında ise Ankaragücü yazıyordu.

Yalnızdı... Belli ki, Ankaragücü sevdalısıydı.

Menfaatçi değil, gerçek bir taraftardı.

Ama kabahati büyüktü... Ne hakla, Ankaragücü Başkanı’na laf söylüyordu.

Susamaz mıydı! Alkış tutamaz mıydı!

Gördü başına gelenleri.

Herhalde anlamıştır artık, Ankaragücü’nde en önemli unsurun birlik, beraberlik ya da başarı değil, Cemal Aydın beyefendinin hükmü şahsiyeti olduğunu...

YÖNETİCİMİZ UYUYOR MU?

FENERBAHÇE Stadı’nın hemen girişinde şu ifadeler yer almaktadır:

"Burada önemli olan izleyicinin mutluluğu ve huzurudur... Sizi rahatsız edecek herhangi bir durumla karşılaşırsınız, olayın yeri ve saatini, ayrıca ilgili görevlinin yaka numarasını kulüp yetkililerine bildiriniz..."

Taraftara saygı işte budur.

Çünkü sevdiği için oraya gelmektedir ve takımı için para vermektedir.

Taraftarın mutluluğu bir numaralı esastır.

Avrupa’nın her stadında ve hatta İstanbul’un diğer statlarında da benzer tabloyu görebilirsiniz.

Peki Ankara’da!

Başkent’te 19 Mayıs Stadı’nın ana kapısından geçmek, bilet almak, stada girmek ve tribüne oturmak çok ayrı bir uğraş, çok ayrı bir eziyettir.

Yaşamayan bilmez...

Ama çevre ve dünya ile ilişkisini kesmiş olan Ankaralı muhterem kulüp yöneticileri, hala 35 yıl öncesinde kaldıkları için, vatandaşın bu çilesini görmezler, görseler bile anlamazlar, anlasalar bile çözüm bulmazlar, bulamazlar.

Onlar için her bir taraftar, stada bağırmaya gelen birer metadır!

19 MAYIS YIKILSIN!

CEMAL Aydın’ın son yıllarda söylediği en doğru laf şudur: "19 Mayıs Stadı’nın altındaki amatörler, bir an önce başka yere taşınmalıdır... Ama biz bunu söylediğimiz zaman vatan haini oluyoruz..."

Haklıdır bu konuda Aydın...

Ama sadece amatörlerin taşınması mı! Yetmez... 1936 yılında inşa edilen 19 Mayıs Stadı’nın tez elden yıkılması ve yerine çok modern bir stat yapılması gerekmektedir.

Çünkü bu stat, işlevi ve çevresi ile bir mezbelelikten öteye gitmiyor.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye de gerek yok, 19 Mayıs Stadı’nın yerine Dünya’nın en iyi stadı yapılsa fena mı olur.

Üstelik bu yıkım ve yapım işi sadece bir yılda olur.

Gözünüzün önüne Arenavari bir stat getirin.

Taraftar adam gibi maç izlese, yöneticiler adeta para bassa, takımlar harika bir ortamda futbol oynasa, kazanan kim ya da kimler olur!

İnanın, stada harcanan para en geç üç yıl içinde amorti edilir.

Fakat ah şu bürokrasi, ah şu adamsendecilik yok mu!

Onu da haftaya anlatırız artık.

ANKARA’DA EN SON YALAN NEDİR?

Hacettepe’de taraftar patlaması oldu.
Yazının devamı...