"Atilla Türker" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Atilla Türker" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Atilla Türker

Berabere biter!

5 Ekim 2008
"Bugünkü derbiden kim galip ayrılır" sorusuna yanıt aramadan önce şöyle bir soru sormakta yarar var:

"Kaybeden, neler kaybeder?"

Deyin ki, Ankaragücü kaybetti. Hakan Kutlu bir kez daha tartışılmaya başlanır. Cemal Aydın’a olan mevcut tepkiler, tavan yapar. Futbolcularda özgüven azalır. Takım, ligin dibine doğru demir atar. Taraftarlar, isyan bayrağını açar.

Tersten yaklaşalım. Deyin ki, Gençlerbirliği kaybetti. Maç gecesi, İlhan Cavcav, Mesut Bakkal’ı arar. Teknik adam krizi ayyuka çıkar. Bakkal’a tepkiler yağar. Takım ligin dibine doğru demir atar. Futbolculara yönelik radikal kararlar alınır. Muhalefette mırıldanmalar başlar.

Ankaragücü’nde muhalefet, Gençlerbirliği’nde ise taraftar pek kalmadığı için, bu yönde her iki başkanın başı hiç ağrımaz.

Şimdi, bu olumsuz faktörleri tekrar gözden geçirin. Teknik adamların ya da futbolcuların, kazanabilme uğruna tüm silahlarını en iyi şekilde kullanabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Bence az ihtimal. Çünkü, önce kendini korumak, yani yaşamak gerekiyor.

Her iki taraf için de, korku dağları bekliyor.

Eğer kaybeden olmazsa, yani maç berabere biterse, taraflar zaman kazanır. Yani başkanından teknik adamına, futbolcusundan taraftarına dek, o takımların tüm bireyleri ve grupları önüne daha iyi bakar.

Bugünkü karşılaşma, çok şiddetli olabilir. Futbolcular tüm güçlerini ortaya koyabilir. Ama ne olursa olsun, mücadelenin önce kaybetmemek üzere olacağını kimse gözardı etmesin. Yani önce iyi savunma, sonra savunma ve en nihayetinde de gol arama üzerine uygulamalar yapılacak. Sürpriz bir gol atma başarısını gösteren takımın, daha sonra tamamen kendi yarı alanına çekileceği de unutulmasın. Elbette ki böyle bir düşünce, beraberlik golüne davetiye çıkartır.

Ankaragücü’nün oyun yapısını biliyorsunuz. Orta saha çok kalabalık tutuluyor. Ama gol yollarında çoğalma sağlanamıyor. Genelde Mehmet Yılmaz’a ümit bağlanıyor. Bu futbolcu da çoğu zaman yetersiz kalıyor.

Ankaragücü’nün müthiş taraftarı ise çok büyük avantaj.

Gençlerbirliği’nin avantajı ise orta sahası. Çünkü gole yakın oyuncuları var. En başta da Burhan ve Engin. Üst düzey yeteneği ve yaratıcı özellikleri bulunan bu iki isim, bugünkü karşılaşmada ön plana çıkabilir.

Temennimiz ise şu:

Sonuç ne olursa olsun, birlik ve beraberlik olsun!
Yazının devamı...

Taraftarlık zor zenaat!

2 Ekim 2008
Eziyete tanık oldum!

Şöyle ki... Bilet fiyatları kale arkası 5,5 YTL, maraton 8 YTL, kapalı ise 10,5 YTL idi.

Maç başlamadan 25 dakika önce kuyruğa girdik... Ama sıra ilerlemiyordu... Daha doğrusu çok ağır ilerliyordu... Çünkü maraton bileti için bir tek satış gişesi vardı... Kale arkası ve kapalı tribün için de öyleydi.

Önümüzde 25-30 kişi bulunmasına karşın, tam yarım saat kuyrukta bekledik... Gişe sayısı 2 ya da 3 olsa, bekleme süresi en fazla 5, bilemediniz 10 dakika olurdu.Peki, gişe sayısı niye 2 ya da 3 değildi? Değildi çünkü, her görevliye kulüp tarafından 50 YTL veriliyor...

Güya bu şekilde tasarruf sağlanacak... Sevsinler böyle tasarrufu... Ama beklemenin asıl sebebi neydi, biliyor musunuz! Diyelim ki kale arkası bileti istiyorsunuz... 10 YTL veriyorsunuz, geriye 4,5 YTL alacaksınız... Ama gişede bozuk para bulmak kolay mı! O kadar taraftara madeni para mı dayanır!

Görevli sağa sola "Bozuk para var mı" diye soruyor... Bulamazsa, haliyle sizi bekletiyor, "sıradaki gelsin" diyor.

Manzaranın komikliğini düşünebiliyor musunuz? Bir yerden bozuk para gelecek de, siz de bilet alacaksınız.

Acaba hangi sivri zekalı bilet fiyatlarını böyle küsuratlı ayarlamış... Kendisini bulmak ve can-ı gönülden tebrik etmek gerekiyor.

PARALAR NEREYE!

MARATONDAN iki bilet alabilmek için 20 YTL verdim, 4 YTL geri aldım. Düşünün, her bir seyirci için benzer formalite yaşanıyor.

Oysa bilet fiyatları 5 ya da 10 YTL gibi yuvarlak olsa, vatandaş kuyrukta boşuna beklemeyecek. İşler şipşak olacak.

Maç başladıktan 5 dakika sonra stat turnikelerinin olduğu bölüme ancak gidebildik.

Sonra ne oldu, biliyor musunuz? Turnikeden geçmeye çalıştık... Öyle bir turnike ki, rahat geçebilmek için en fazla 70 kilo olmanız gerekiyor... Hafif kiloluysanız yandınız, resmen sürtüne sürtüne içeri giriyorsunuz... Yok eğer kiloluysanız, maça falan gelmeyin!

Turnike faslını atlattıktan sonra ayrı bir şok yaşıyorsunuz... Ne mi? Gişeden aldığınız o bozuk paraları geri vermek zorundasınız... Vermeden giremiyorsunuz... Öyle ya, maazallah hakeme falan atarsınız! Demir paraları geri bayılıyorsunuz.

Resmen kara mizah!

Lafa gelince mangalda kül bırakmayan Ankaralı kulüp yöneticilerine şimdi soruyorum: "Taraftarla dalga mı geçiyorsunuz... Bilet fiyatlarını düz yapsanız da, taraftarı iki saat kapıda bekletmeseniz olmaz mı! O bozuk paralara kapıda el konulduğundan hiç mi haberiniz yok..."

Üstelik bu resmen gasp!

Sordum görevlilere, bizden alınan bozuk paralar, bir hayır kurumuna bağışlanıyormuş.

Yani, zoraki bağış... Siz isteyin ya da istemeyin, sizin adınıza bağış yapılıyormuş. Kime ya da nereye bağışlanıyor, bilemiyorum.

Dilerim, Deniz Feneri olmuyordur.

PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!

TARAFTARIN yaşadığı gavur eziyetine niye duyarsız kalınıyor? Eloğlu, taraftar toplayabilmek için her türlü kolaylığı ve promosyonu sağlarken, bizim anlı-şanlı kulüp yöneticileri saçma ve tuhaf işlemlerle taraftarı maçtan soğutuyor. Belki de bu işlemlerden haberleri yoktur!

Ben İlhan Cavcav ya da Cemal Aydın’ın yerinde olsam, her hafta yönetim kurulundan en az 3 üyemi, bilet kuyruğunda tutar, ya da diğer tribünlerde maç izlettirirdim.

Bu işler öyle el kaldırmakla, düğme iliklemekle, başkanın her dediğine "evet efendim" demekle olmaz.

Yaşanan bu ıstırap nedeni ile Ankaralı futbol severlerden değil para almak, üste para vermek gerekiyor.

Üstelik bu işin yarınlarda soğuğu var, çamuru var, kışı var.

Tribünlerin tıklım tıklım dolu olacağı maçlar da var.

Bizzat yaşadım ve gördüm, Ankaralı taraftarlar 19 Mayıs Stadı’nda adam yerine konulmuyor!

Bunun da tek sorumlusu, padişah zihniyeti ile koltuğa sıkı sıkı sarılan ve hiçbir yeniliğe imza atmayan Beştepe’deki zat-ı muhteremlerdir.

İnsan hiç olmazsa bilet kuyruğu işkencesine son verdirir.

Bu da becerilemezse, ne becerilecek!

ANKARA’DA EN SON YALAN NEDİR?

İlhan Cavcav ve Cemal Aydın, bu hafta oynanacak Gençlerbirliği-Ankaragücü maçını taraftarların arasında yan yana izleyecek.
Yazının devamı...

Cavcav ve Bakkal!

26 Eylül 2008
Biz de bu doğrultuda kendisine şunu sormak istiyoruz: "Bu ne telaş, bu ne öfke sayın Cavcav!

Kabul, duygularınızla yaşıyorsunuz! Amma ve lakin, el insaf, daha 4. haftadayız! Siz bir lider olarak ekibiniz üzerinde böyle bir düşünce terörü uygularsanız, elemanlarınızda soğukkanlılık ve özgüven kalır mı hiç! Her şekilde ve koşulda ekibinize yönelik hakimiyet sağlarken, ipin ucunu biraz fazla kaçırdığınızın farkında mısınız?

Futbolcularınız üzerinizde yarattığınız halet-i ruhiye hakkında bilginiz var mı?

Alanyaspor ile yapılan kupa maçında Kerem’in durduk yere rakibine tekme vurması ve 35. dakikada kırmızı kart görmesi, sizin agresif tavırlarınızla bir bağlantısı olabilir mi?"

Sayın Cavcav, futbolun, beceri ve deneyim kadar, özgüven ve sorumluluk işi olduğunu çok çok iyi biliyorsunuz Lütfen biraz sağduyu! Bakkal’ın bu kadar erken ve bu şekilde gönderilmek istenmesi, takıma ne derece zarar verir, takdir sizin!

TARAFTAR HAKLIDIR!

HACETTEPE’yi Sevenler Derneği Başkanı Lütfü Yanar, Hacettepe Teknik Direktörü Osman Özdemir’e iletilmesi ricasıyla kulüp başkanı Turgay Kalemci’ye bir mail yolladı.

Lütfü Yanar’dan aldığım izin doğrultusunda bu maili aynen yayınlıyorum... Taraftarın hassasiyeti konusunda nihai kararı siz verin.

"Sayın Osman Özdemir hocam;

Sağanak yağmur altında, 3 Hacettepe sevdalısı Yenikent Stadı’na geldik. Bayraklarımızı açtık ve maç bitene dek tezahürat yaptık. Ancak, stada getirilen, köfte-ekmek kumanyası verilen ve biraz ıslanınca ’başkan bizi kapalıya al’ diye bağıranlar, takımlarını tribüne davet ettiler. Bunun üzerine futbolcular da gidip taraftarları selamladılar. Biz de bundan cesaret alarak, 3 sevdalı taraftar olarak Hacettepemizi çağırdık. Ama ne yazık ki, hiçbir futbolcu bizim yanımıza gelmedi. Sayın hocam, takım 4-0 mağlup olmasına karşın, maç bitiminde bile takımımızı destekledik. Şimdi size soruyorum, takımımızı bizim yanımıza yollamanız çok mu zordu. Tribünde eğer 50 kişi olsaydık, yollar mıydınız! Ama şunu bilin ki, o 3 kişi, binlerce taraftarın yapamayacağı coşkuyu yaşatmaya çalıştı. İleriki haftalarda, bu konularda biraz daha hassasiyet gösterirseniz, mutlu olur; gözlerinizden öper, Hacettepe’mizi daha güzel yerlere taşıyacağınız inancı ile saygılarımızı sunarız."


AYDIN VE GÖKÇEK!

SAYIN Cemal Aydın’ın, Sayın Melih Gökçek ile ilgili iddiaları yenir yutulur cinsten değildi.

Aydın, Gökçek’in yıpratma politikası uyguladığını belirterek, "Ankaragücülü bazı taraftarların şahsıma yönelik protestosunu anlamak için kahin olmaya gerek yok. Taksi durağı ve büfe sözü verilerek taraftarın kafası karıştırılıyor... Belediye gücüyle taraftarı bağırtmak yanlış... Beni kımıldatmaya kimsenin gücü yetmez. Önümüzdeki günlerde Başbakan ile görüşeceğim" dedi.

Bu sözlerden de iyice anlaşılıyor ki, Ankaragücü ile Ankaraspor’un birleşmesi mümkün değil.

Baksanıza daha saniye bir, gol bir... Aydın, "saltanat elden gidiyor" düşüncesi ile Gökçek’e çok ağır suçlamalarda bulunuyor.

Ortada resmen satma, satın alma gibi kavramlar ve iddialar var.

Peki, tüm bunlara karşılık Melih Gökçek ne diyor? Böyle durumlarda genelde agresif bir tutum takınan Gökçek, "Ortada yanlış anlaşılma var. Çok üzüldüm... 15 senedir böyle şey yapmadım da, şimdi mi yapacağım. İki kulüp arasındaki diyaloğun devam edeceğine inanıyorum" diyor. Gökçek’i hiç böyle mülayim görmüş müydünüz! Ankaragücü çatısı altında birleşme olduğu takdirde iplerin tamamen Gökçek’in eline geçeceğini bu tablo bile en iyi şekilde ortaya koymuyor mu!

ANKARA’DA EN SON YALAN NEDİR?

Mesut Bakkal bu sezonu çıkartır.
Yazının devamı...

Carlos'u İspanyolcası kurtardı

15 Eylül 2008
HACETTEPE-Fenerbahçe maçında sarı kartı bulunmasına rağmen karşılaşma sonrası sinirlerine hakim olamayan ve hakem Mustafa Kamil Abitoğlu’na sert tepki gösteren Roberto Carlos, ağır ceza almaktan ucuz kurtuldu.

Maç sonrası hakemin üzerine hızla koşan, el kol hareketleri yapan ve İspanyolca tepki gösteren Carlos, hakem ve gözlemci raporlarına yazılmadığı için ceza almayacak.

Brezilyalı yıldızın parmağı ile yeri işaret ettikten sonra İspanyolca gösterdiği tepkiyi hakem Abitoğlu’nun anlamadığı belirlendi. Çok iyi İngilizce konuşan Abitoğlu’nun İspanyolca bilmediği, bu yüzden de Carlos’un söylediklerine kayıtsız kaldığı bildirildi. Abitoğlu, bu tepkiyi anlasaydı Carlos en azından bir sarı kart görecekti ve F.Bahçe’nin ilk maçında yer alamayacaktı.

Kaleci Volkan’a ise ekstra ceza gündeme geldi. Çift sarı karttan atılan Volkan’ın, sahadan çıkmakta direnmesi hakem ve gözlemci raporlarında yer aldı. Hakem Abitoğlu, 4. hakem Fethi Serkan Koçak ve gözlemci Selami Şimşek, kaleci Volkan’ın centilmenliğe aykırı hareketine kırmızı kart sonrası da devam ettiğini ve sahadan çıkmakta direndiğini bildirdiler.

Duysaydı 3 maç alacaktı

Çift sarı karttan dolayı otomatikman bir maç ceza alacak olan Volkan’ın, ayrıca bu eyleminden dolayı da Disiplin Kurulu’na gönderileceği ve ekstra bir maç ceza verileceği ifade edildi. Bu arada penaltı atışı sırasında kaleci Volkan’ın, hakem Abitoğlu’na yönelik çok ağır küfür ve hakaretler ettiği bildirildi.

Televizyon görüntülerinden çok net anlaşılan bu küfür ve hakaretlerin, hakem Kamil Abitoğlu tarafından duyulmadığı vurgulandı. Penaltı atışı öncesi yapılan bu küfür ve hakaretler Abitoğlu tarafından duyulmuş olsaydı Volkan doğrudan kırmızı kart görecek, otomatikman Disiplin Kurulu’na gönderilecek ve en az 3 maç ceza alacaktı.

Galatasaray-Antalyaspor maçı bitiminde önce kale arkasına, sonra da açık tribüne doğru giderek başı ve kolu ile taraftarları tahrik eden Antalyaspor kalecisi Ömer’in de çok ağır bir şekilde cezalandırılacağı bildirildi. Bu eyleminden dolayı ikinci sarı kartını gören Ömer’in, sahadan çıkmakta direnmesi ve tribünleri kışkırtması nedeniyle Disiplin Kurulu’na gönderileceği ve kendisine ekstra 2 maç ceza verileceği öğrenildi. Bu arada taraftarlarının maç boyu yoğun bir şekilde küfür etmesi yüzünden G.Saray’ın da ağır para cezası alacağı ifade edildi.
Yazının devamı...

İskelet bozulmasın!

22 Mayıs 2008
Bu sayfanın en tepesine atılacak başlık ise şudur:

"İnandılar ve başardılar..."

Aslında bir araştırma konusudur Oftaşspor... 40-50 milyon dolar para harcayan kulüpler hüsrana uğrarken, bu paranın onda biri ile yaşamak zorunda olan bir ekip, nasıl böyle büyük başarılara koşabiliyor?

Gençlerbirliği’nde bir sezonda 6 teknik direktör değiştiren ve takımı adeta deneme tahtasına çeviren İlhan Cavcav, üvey evlat olarak gördüğü Oftaşspor’dan böyle bir başarıyı acaba bekliyor muydu? Sanmıyoruz... Çünkü iyi gördüğü bazı futbolcuları Gençlerbirliği’nde tutan Cavcav, beğenmediği bazı oyuncuları ise Oftaş’a gönderdi.

Sonuç ortada!

Oftaşspor başarısının altında yatan bir numaralı unsur, kadro istikrarıdır... Yani değişmeyen ekip ve bozulmayan iskelettir.

5 yıl önce mütevazı bir şekilde yola çıkan kadro, bozulmadan ve dağılmadan, inançlı bir şekilde başarı merdivenlerini tırmanıyor.

Futbolcu-teknik heyet uyumu da başarıyı kolaylaştırıyor.

Geçen sezonun sonunda göreve gelen Osman Özdemir, bilgisi, kültürü ve duruşu ile Oftaşspor’a iyi bir ivme kazandırdı.

Türk futbolunda artık bir Oftaş ve bir Osman Özdemir gerçeği var.

Ama şu da var: Paraya her zaman için çok ihtiyacı olan İlhan Cavcav’ın, bu takıma el atmaması ve dağıtmaması gerekir.

İskelet bozulduğu takdirde, başarı hayal olur.

Hatta bırakın dağıtmayı, Cavcav’ın golcü bulması şart... Çünkü tablo ortada... Oftaşspor geçen sezon 30 gol atmış, 36 da yemiş... Fenerbahçe’nin bile geçen sezon 37 gol yediğini unutmayın. Ama atılan golün sadece 30 olması, başlı başına bir handikap... Küme düşen Rizespor’un 32, Vestel Manisaspor’un ise 42 gol attığını hemen belirtelim. Oftaşspor sadece Kasımpaşaspor’dan daha fazla gol atmış.

İstikrarlı savunması ile süper ligin en az gol yiyen takımları arasında yer alan Oftaşspor, gol yollarındaki yetersizliği nedeni ile ligin üst sıralarında yer bulamadı.

İş, yine Cavcav’da bitiyor... Cavcav, ya parayı alacak, kadroyu dağıtacak... Ya da paraya kıyacak, takviye yapacak.

Yani Oftaşspor’un başarısı, iki dudak arasında... Bakalım Cavcav ne yapacak!
Yazının devamı...

Kilit ve anahtar!

8 Mayıs 2008
Tam 3.5 milyon dolar. Üstelik Avrupa’ya daha kolay açılıyorsunuz. Kasadaki paranız ve marka değeriniz artıyor. Özellikle Anadolu takımlarının, önümüzdeki sezonlarda plan ve projelerini bu kupa üzerinde yoğunlaştırmasında yarar bulunuyor. Nasıl olsa lig şampiyonluğu tatlı bir rüyadan öteye gitmiyor.

Kupa finallerinin en kötü tarafı, genelde ilk 45 dakikalık süreçtir. İki taraf da birbirini kollar. Haliyle pozisyon sıkıntısı yaşanır. Tıpkı dünkü gibi. Koskoca ilk yarıda bir tek pozisyon olmaz mı? İnanın olmadı!

Mesut Bakkal’ın, Addo’yu savunmanın arasına çekmesi sonucu 5’li blok oluşturan Gençlerbirliği, orta sahadaki sayısal yetersizliği nedeniyle atağa kalkmakta ve pozisyon bulmakta çok zorlandı. Kayserispor’da ise Cangele ve İglesias’ın bu 5’li blok arasında sıkışması yüzünden, oyunun kilidi bir türlü açılamadı. Kilidi açacak bir anahtar bulunamadı.

Maçın penaltılara kalması ise heyecanı artıran en önemli unsurdu. Yürekler zor dayandı.

Size ilginç bir not verelim. Futbol Federasyonu görevlileri, maçın ilk dakikalarında tüm spor yazarlarına birer anket formu verdi ve "En değerli oyuncunun" yazılmasını istedi. Maç bitiminde meslektaşlarımızın haliyle çok zorlandığını gördük. Çoğu arkadaş, kötünün iyisi olarak birer isim yazdı.

Bu kupa finali pek tat vermedi. Zevksiz ve kalitesiz geçti. Yine de kazananı, yani Kayserispor’u kutluyoruz. Avrupa’da yolu açık olsun.
Yazının devamı...

Bilet kavgası

29 Aralık 2007
TÜRK futbolunda "bilet kavgası" başladı. Süper Lig’de mücadele veren tüm takımlar, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) tarafından uygulanan bilet satış sisteminin yürürlükten kaldırılması için Danıştay’a başvurdu.

Süper Lig ekiplerinin yanı sıra TFF 1.Lig’de de pekçok takım, 25 Ekim 2007’de yürürlüğe giren bilet yönetmeliğinin, Türk futbolu büyük darbe vurduğu gerekçesi ile Danıştay’a yürütmeyi durdurma ve iptal davası açtı.

Hukuka uygun değil

Özhan Canaydın’
ın başkanlığını yaptığı Kulüpler Birliği, mevcut yönetmelikte amacını aşan maddeler bulunduğu ve kulüpleri çok büyük maddi ve manevi zarara uğrattığı gerekçesi ile bu başvuruyu yaptı.

Futbol Federasyonu’nun yetki alanında olan futbol müsabaka bilet basım ve satış işlemleriyle birlikte, kulüplere verilecek bilet oranlarının yönetmelikte yer aldığını belirten Kulüpler Birliği Vakfı, bu düzenlemenin hukuka uygun olmadığını savundu.

Kulüpler Birliği, her türlü düzenlemenin yasa gereği Futbol Federasyonu’na devredilmesi gerektiğini belirtti.

Yürürlükte olan yönetmeliğe göre biletlerin satışının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) tarafından yapılacağı, her türlü milli ve UEFA müsabakaları biletlerinin GSGM tarafından bir gün önce satışa çıkartılacağı hatırlatılarak, bu tür uygulamaların son derece sakıncalı olduğu kaydedildi. Kulüplere verilecek biletlerin parasının peşin olarak tahsil edilmek istenmesinin de çok büyük zararlara yol açacağı vurgulandı.

Kapadokya’da Spor Oyunları hazırlığı

NEVŞEHİR, Orta Anadolu bölgesinden 8 ilin katılacağı Kapadokya Spor Oyunları’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Nevşehir Gençlik ve Spor İl Müdürü Mehmet Budak, 2008 yılında gerçekleştirilecek Kapadokya Spor Oyunları organizasyonuna yaklaşık bin sporcunun katılmasını beklediklerini söyledi. Budak, organizasyonun 2009 yılında ulusal ve 2010 yılında ise uluslararası düzeyde yapılmasının planlandığını belirtti. Kapadokya Spor Oyunları’nın ilk yılında futbol, basketbol, voleybol, hentbol, boks, badminton ve atletizm dallarında yapılacağını söyleyen Budak:

"İlk 2 yıl sonunda Kapadokya Spor Oyunlarını uluslararası seviyeye ulaştırmayı planlıyoruz. Kapadokya Spor Oyunları organizasyonunu Nevşehir ile birlikte Aksaray, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Niğde, Karaman ve Sivas’tan yaklaşık bin sporcunun katılımı ile gerçekleştireceğiz" dedi.
Yazının devamı...

Derbinin Kartalı

7 Aralık 2007

YILLARCA Davutpaşaspor’da forma giyen Fırat Aydınus’un, sıkı bir Beşiktaşlı olduğu sık sık dile getirilir. Hatta, Süper Lig’e çıkana dek, siyah-beyaz kaşkol ile dolaştığı, Beşiktaş’ın hiçbir maçını kaçırmadığı ve kombine kartı taşıdığı iddia edilir.

Öyle ki, Beşiktaş Çarşısı’ndaki meşhur Hasbi Meyhanesi’nin duvarında Beşiktaş formalı fotoğrafının yıllarca asılı durduğu öne sürülür.

Popüler olduktan sonra taraftarlığı bir kenara bırakan ve Türkiye’nin en iyi hakemlerinden biri olan Aydınus, babasının teşviki ile hakemliğe adım attı. Süper Lig’e terfi etmesinde ise Merkez Hakem Kurulu eski başkanı Bülent Yavuz önemli rol oynadı. Terfi edip etmemesi ile ilgili tartışmalara son noktayı koyan Yavuz, "Göreceksiniz, bu çocuk ileride çok iyi bir hakem olacak" diye ağırlığını koyunca, Aydınus Süper Lig’e adım attı.

Yakışıklı ve karizmatikÖyle ki Bülent Yavuz o günleri, "Fırat için bana ’Bundan hakem olmaz, vefasızdır, mahcup eder, ayakları üzerinde durmaz, balık gibidir, hiç tutamazsın’ diyorlardı. Ama şimdi herkes Fırat’la gurur duyuyor. ’Fırat’tan hakem olmaz’ diyenlerin tümü, bugün Fıratçı. Vefasızdır diyenler, bugün Fırat’ın goy goyluğunu yapıyor. Fırat adam gibi adamdır. Onurlu, karakterli, örf ve adetlerini bilen biridir" şeklinde özetliyor.

Yazının devamı...