Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyasetçi seçimi kaybederse, parti kongresindeki seçimi kazanır

Başbakan Erdoğan AK Parti’nin Isparta mitinginde ''Tek başıma iktidar olamazsam, siyasetten çekilirim'' dedi.

Erdoğan bu yetmezmiş gibi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye de şu çağrıyı yaptı:

- Sayın Baykal, sen iktidar olamazsan çekilecek misin? Sayın Bahçeli sen çekilecek misin? Çekilemez. Daha önce çekildi sayın Baykal, ne oldu, 9 ay sonra tekrar döndü. Bunların duruşu bu. Hadi buyurun. Hiç olmazsa geriden gelenlerin önü açılsın sayın Baykal. Hodri meydan.

Aktif siyasetin dışında bulunan geniş kitlelere, Erdoğan’ın ''Tek başıma iktidar olamazsam, siyasetten çekilirim'' demesi ve aynı şeyi Baykal ile Bahçeli’ye de önermesi, doğru ve hoş bir tutum gibi gelebilir.

Oysa bu, davulun sesinin uzaktan hoş gelmesinden farksız bir durumdur.

 

Bir anı

 

1980’in 12 Eylül rejiminin rüzgarında kurulup parlayan ve sonra da kuyruklu yıldız gibi kaybolan bir parti vardı. Kimsenin hatıralarına saygısızlık etmemek için ne bu partinin, ne de rahmetli liderinin adını anıyorum. Bilen bilir, hatırlayan hatırlar.

Bu partiden ne köy ne de kasaba olabileceği anlaşıldıktan sonra bile partinin lideri genel başkanlığı bırakmamıştı. Bir arkadaşım kendisine “Neden genel başkanlıkta kalıyorsunuz?” diye sorunca şu cevabı vermiş:

- Sen bir işlevi bulunmayan, bir makam sahibi olmayan emekli statüsü nedir bilir misin? Bir başka şehre gittiğin zaman uçaktan indiğinde seni kimsenin karşılamadığı oldu mu hiç? Bu duruma düşmemek için bırakmıyorum genel başkanlığı…

İnsanları “servet”, “şöhret”, “güç” ve “itibar” gibi olgulara sahip olmak, geniş kitlelerden farklı kılar. Siyasetçi iktidarda değilse güçsüzdür ama aktif siyasette kaldıkça güç sahibi olması ihtimali de vardır. İtibar sahibi olmak güçlü olmayı gerektirmez, adam gibi adam olmayı gerektirir. Şöhretin ise iyisi vardır, kötüsü vardır.

Bir siyasetçi hele lider konumundaki bir siyasetçi seçimde yenildiği için siyaseti bırakmaya karar verirse, bu olgulardan hangisinin, mesleğinin değil de kişiliğinin mütemmim cüzleri olarak kalacaklarını kestiremez.

 

Kimse yenilmez

 

Bu yüzden de hiçbir siyasetçi seçim yenilgisini kabul etmez.

Ülkede seçimi kaybetmişse, kendi partisinin kongresindeki seçimi kazanmasını “seçim zaferi” biçiminde sunar. “Ben benim partililerim için vazgeçilmezim” diye avutur kendisini. Mezarlıkların vazgeçilmez insanlarla dolu olduğunu düşünmez bile.

Siyasetin yoğun ilişkileri arasında insani ilişkileri kurmayı unutanlar, aileden ve gerçek arkadaşlardan oluşan “iç kale”yi kurmayı ihmal edenler ise, daha zor bırakır siyaseti. Miting meydanlarındaki kitleleri ve parti kongrelerindeki delegeleri “arkadaş” sanmanın yanılgısı, dayanılmaz bir yalnızlık olarak çöker omuzlarına.

Siyasetin ve koltuğun katkısıyla kişiliklerini oluşturanlar siyaseti bırakamaz. Kişilikleri ilesiyasete ve koltuklara anlam kazandıranlar ise, bir çırpıda her şeyi bırakabilirler.

Tayyip Erdoğan seçimde yenilenlerin siyaseti bırakmaları gerektiğini çağrı biçiminde seslendirerek, siyasetçileri bu tür öz değerlendirmeleri yapmak durumunda bıraktı.

“Kuşak altına vurmak” denilir buna boksta…

ŞAKA

Bir olay ve birkaç tepki

Star Gazetesi’nden Özkan Tamirak’ın haberine göre özellikle Rus kadınların çalıştırıldığı bir fuhuş örgütüne sipariş veren ünlüler, ödemeleri kredi kartları ile yapıyorlarmış.

Milliyet’in internet sitesinde de yayınlanan bu habere gelen okuyucu yorumlarından birinde kaç taksitle alım yapıldığı ve bonus puanların alınıp alınmadığı soruluyordu. Bir başka okur da “Ahlak kalmadı” diye olayı kınayanlara “Numarayı bırakın fırsatınız olsa siz de yaparsınız” diye tepki koymuştu.

Kim kimden ne öğrendi acaba?

Doğan Haber Ajansı’ndan Ayşenur Yaman’ın haberine göre Irak İslami Partisi’nden dokuz kişilik bir heyet bizim seçimleri izlemek için Türkiye’ye gelmiş. Iraklı heyetin incelemelerini Kanada Ulusal Televizyonu’ndan da bir ekip takip ediyormuş.

Partinin Türkiye temsilcisi Refiki, Ayşenur Yaman’a şunları söylemiş:

- Üçe ayrılan heyetimiz, Türkiye’nin değişik kentlerinde seçim havasını izliyor. Türkiye’de seçimlerin nasıl yapıldığını yerinde inceliyoruz. Seçimlere kadar yapacağımız incelemeler sonunda hazırlayacağımız raporu parti genel merkezine sunacağız. Amacımız, Irak’taki seçim çalışmalarında kendimize bir yol haritası çizmek.

Aslında Iraklılar bizi örnek almadan, biz onları örnek almadık mı?

“İdam” kelimesinin ağızlara sakız olduğu bir seçim kampanyasında meydanlara ilmikli urganlar bile atılmadı mı?

X