Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ferai Tınç: Siyasi liderlik zaafı

Ferai TINÇ

NICE

Avrupa Birliği'nin Nice Zirvesi'nde, genişleyen Avrupa'da oy dağılımı pazarlıkları yaparken Türkiye'yi perspektif dışına çıkartması, sadece Avrupa'nın isteksizliğiyle izah edilemez.

Bunda, Katılım Ortaklığı Belgesi'yle ilgili pazarlıklara odaklanırken, Avrupa Birliği'nin yeniden yapılanma çalışmalarına ilgisiz kalan Türk Dışişleri'nin de payı var.

Bunun nedeni, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday olduğunu hala tam olarak kavrayamaması.

Avrupa Birliği meseleleri Türkiye gündeminde çok önemli bir yer tutuyor gibi görünüyor ama, görüntüden öteye geçemiyor.

Bu konuda siyaset sahnesinde güçlü bir irade ortaya çıkmıyor.

Avrupa Birliği bayrağını taşıyor gibi görünenler de, sert bir rüzgarda o bayrağı arkalarına saklayıveriyorlar.

Oysa, köklü bir toplumsal değişim süreci anlamına gelen Avrupa yolundaki en önemli lokomotif, bu projeye baş koyan güçlü bir siyasi liderlik.

Türkiye'yi Avrupa'ya taşıyacağı iddiasındaki iki liderden hangisi böyle bir kararlılık sergiliyor? İsmail Cem mi, Mesut Yılmaz mı?

Tartışmaların en alevli, en kritik dönemlerinde ikisi de dut yemiş bülbül oluyor. Lokomotif vagonların arkasına kaçarsa ne olur? O trenin bir yere varması mümkün olabilir mi?

* * *

NICE'de olan biteni, karışıklığı önlemek için yeniden özetlemek istiyorum.

İki, hatta üç önemli toplantı gerçekleşti Nice'de.

İlki, zirve öncesi yapılan Avrupa Konferansı. Buraya Başbakan Bülent Ecevit de dahil olmak üzere, aday ve üye ülkelerin liderleri katıldılar. Adaylar beş dakika konuşarak, görüşlerini üye ülkelere bildirdiler.

İkincisi ise Avrupa Konseyi zirvesi idi. Dönem Başkanlığı'nı İsveç'e devretmeden önce Fransa'nın başkanlığında toplanıyordu. Fransa'nın dönemine ilişkin altı aylık bir rapor ve gelecek altı ayın gündemini toparlayan bir zirveydi.

Bu toplantının sonunda, Türkiye'ye, Ortaklık Belgesi'nde yer alan hususlara uygun olarak en kısa zamanda ulusal raporunu hazırlama çağrısı yapıldı.

Ayrıca Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği ile ilgili karar alındı. Türkiye'yi de yakından ilgilendiren bu mesele başlı başına bir yazı konusu olduğu için ayrıntıya girmeyeceğim.

Üçüncü toplantı ise, Avrupa Birliği'ni yeni üyelere hazırlamak için, yapılması gereken kurumsal reformlarla ilgiliydi.

İşte Hükümetler Arası Konferans adı verilen bu son toplantıda Komisyon, Parlamento ve Konsey'de oy dağılımının yeniden düzenlenmesi ele alındı. Ve düzenleme Türkiye düşünülmeden yapıldı.

* * *

TÜRKİYE'nin dışlanmasının önemli bir nedeni tabii ki nüfusu. Zirvede konuştuğum Avrupalı diplomatlar, ‘‘Türkiye'yi hesaba katarak hazırlanacak bir metni tartışmaya açmak, zaten kilitlenmiş olan toplantıya yeni bir sorun daha eklemek olacaktı’’ diyorlar.

Gerçekten de Türkiye'nin 65 milyon nüfusuyla o listeyle eklenmesi, oy dağılımında Almanya'dan sonra en fazla oya sahip ülke olarak ikinci sırada yer alması demekti. Avrupalılar için böyle bir sıralamayı karşılarında görmek tam bir kabustu.

Ancak başka bir yol bulunabilirdi.

Eğer Türkiye Avrupa hedefine gerçekten inansa ve birkaç yıl sonra Avrupa Parlamehxntosu'na gireceğini ve komisyonda yer alacağını öngörseydi mücadele ederdi. Türkiye o listede yer almasa da, dışlanmadığını söyleyen bir formül bulunabilirdi.

Zaten öğrendiğime göre Portekiz, dönem başkanlığı sırasında iki belge hazırlamış. Biri Türkiye'nin de dahil olduğu 28 üyeye göre yapılan oy dağılımı, diğeri 27 ülkeli.

Avrupa Birliği içinde böyle hassasiyet vardı. Es geçildi.

Demek ki, Avrupa'nın Türkiye'yi ciddiye alması için önce Türkiye'nin kendi verdiği Avrupa Birliği'ne üyelik kararını ciddiye alması gerekiyor. Bunu bir daha gördük.

Ama, bu dünyanın sonu değil. Süreç devam ediyor. Türkiye'nin tam üyelik günü geldiğinde Avrupa düşünsün. Yeniden bir Hükümetler Arası Konferans toplar, bu kez 27 ülke ile yeniden oy dağılımı pazarlıklarına oturur ve Türkiye için yeni bir düzenleme yaparlar.

X