Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

DİSK’in ilk adımı

KEMAL Türkler, Abdullah Baştürk döneminden, onların başkanlığından bu yana, DİSK içinde temel bir düşünce hep var:

Parti kurmak. Solu yeni partiyle iktidara taşımak.

Geçen hafta sonu Abant’ta yeni bir parti kurmanın değil, ama bunu denemek üzere, DİSK teorik bir tartışma platformu oluşturuyor. Oradaki düşünceler ışığında, bendeki izlenim, Abant’ta kaliteli ve elit bir kadronun bir araya gelmiş olması.

Farklı meslek guruplardan, katılanların hepsi sol kökenli. Ancak, aralarında bugün görüş farkları var. Örneğin, AB’de, örneğin özelleştirmede. Bunlara ister karşı çıkın, ister yanında olun, savunma biçimi, dili, içeriği açısından birer ders niteliğinde.

Görüş farklarına rağmen, ortak payda elbette sol.

TEORİK YÖNÜ

Teknoloji her geçen gün dev adımlarla gelişiyor. Dolayısıyla, üretim ilişkileri değişiyor. Dolayısıyla, siyaset yapma biçimi değişiyor.

Teknolojik gelişim, günlük yaşamdan başlayarak, AB’ye bakışa kadar hayatın tüm ögelerini değiştiriyor. Sosyal adalet anlayışına, hukuk devletine yeni boyutlar getiriyor.

Sovyetlerin çökmesi, bu teknolojik gelişmenin yanı sıra, neoliberal politikaların ağırlık kazanmasına yol açıyor. Ama, Türkiye’deki sol bu değişimin gerisinde kalıyor. Bu tesbitlerin ışığında sol ne yapmalı?.. Abant’taki tartışmaların teorik yönü böyle özetlenebilir.

ÖRGÜTLENME FARKI

Sağ teknolojik gelişmenin avantajını daha iyi kullanıyor. Örgütlenmede de, öyle.

Sermaye gurupları, tarikatlar, kurulu düzen yanlıları sağda. Hatta, nüfus artışının önemli bölümü, yine sağa oy veren geniş kitlede ki, önemli bir öge. Bunlar sağda örgütlenmenin avantajları. Bunlara sağın pragmatik politikaları ve projeleri eklendiğinde, sağ partiler iktidara geliyor Türkiye’de.

Buna karşı, solda örgütlenmenin dezavantajları ortada. Dar kadroculuk, kendi içinde sürekli çatışma ve halktan kopma, askeri darbelerden etkilenme, meslek kuruluşlarıyla kopukluk, solda örgütlenmeyi güçleştiriyor. Buna ilk çemberde binlerce, halk katında milyonlarca kişinin küstürülmesi eklendiğinde, ortaya çıkan örgütler zayıf ve çelimsiz.

Örgütsüz bir politika olamayacağına göre, sonuç ortada.

HÜSRAN VE HASRET

Bu tesbitlerden önemli bir sonuç çıkıyor.

1979 sosyal demokrasinin tek başına son iktidarı. Arada zaman zaman koalisyonlar eşliğinde, iktidar paylaşımları var. 2007’deki seçimde, sol açısından ufuk yine hiç parlak görünmüyor. Şarkılardaki gibi, ‘yine bana hüsran, bana yine hasret var, yine bana esmer günler düştü’.

Şarkının 2007 açısından tercümesi, sol umudun 2012’e taşınması. 1979-2012. Böyle giderse, otuz yıllık muhalefet dönemi. Bu kadarı artık fazla. Bu kadarı sosyolojiye, siyasete, insan aklına ve sağlığına zararlı. Bu kadarı Avrupa’daki siyasal deneylerin tamamına aykırı. Bu kadarı tam bir rekor.

TELAŞA KAPILANLAR

Özetlenen bu tartışmalar ve bu ortam, DİSK’te eskiden beri varolan bir düşünceyi harekete geçiriyor. Parti kurmak.

Abant’taki toplantıya katılanlar ne yeni bir partinin kurucusu, ne de o toplantı parti kurma toplantısı. Ama, teorik bilgilerin tazelenmesi. Bundan sonra da, bu tür toplantıların süreceğini sanıyorum. Türkiye’nin değişik bölgelerinde, farklı katılımcılarla benzer tartışmalar süreceğe benziyor.

Bunların sonucundan solda yeni bir parti doğar mı?.. DİSK’in Abant bildirgesinin başlığı İlk Adım. Neyin ilk adımı?.. Herhalde yeni bir partinin. Soldaki onbeş, onaltı partiye ek, yeni bir parti. Hepsini toplasanız, CHP dahil, çatla patla yüzde 25’lik bir oran. Ama, dağınık olduğu için, hiç bir anlam ifade etmeyen değil yüzde, bindelerle yazılan oy oranları.

Soldaki sorunu bilmeyen yok. Acaba, bunun çözümü yeni bir parti mi, yoksa ne yapıp, edip sol partileri bir ittifakta buluşturmak mı?.. Koskoca bir örgüt olarak DİSK’in ağırlığını bu yönde harekete geçirmesi mi?..

Abant toplantısı bazı sosyal demokrat partileri telaşlandırıyor. Başlı başına toplantının kendisi bile, böyle telaş yarattığına göre, DİSK aslında olumlu bir iş yapmış oluyor.
X